Patani’de barış süreci niçin ilerlemiyor?

Patani’de barış süreci niçin ilerlemiyor?

19 Şubat 2014

Tayland’ın en güneyinde, âdeta Malezya’nın doğal bir uzantısı şeklinde yer alan Patani, bugün %80’ini Malay asıllı Müslümanların oluşturduğu ve kendine has İslami kültürünün olanca canlılığıyla yaşatıldığı bir bölge olmasının yanı sıra, bölge siyasetinde vazgeçilmez jeostratejik konumuyla da dikkat çekiyor.

Bölgenin İslam’la tanışması 9. yüzyılın başlarına dayanıyor. Çin’e ticaret yapmaya giden Yemenli Arap ve Hint tüccarlarla yayılmaya başlayan İslamiyet, bugün bölgenin en önemli kültürel vasfını teşkil ediyor. Patani’nin, Tayland’ın Müslüman azınlığını teşkil etmesinin yanı sıra bir diğer ayırıcı vasfı da Malay azınlığı barındırması. Yani Patanililer Tayland’dan hem dinî olarak hem de etnik olarak ayrışıyorlar. Bu iki özellikleri Tayland’la hiçbir şekilde entegre olmalarına imkân vermiyor.

Dünyanın tüm sorunlu bölgelerinde olduğu gibi İngiliz parmağı Patani tarihinde de karşımıza çıkıyor. Patani’deki Müslüman idaresinin zayıflamaya başlaması ve yavaş yavaş Budist hâkimiyetine girmesiyle İngilizler sahneye çıkıyor ve 1900’lü yılların başında Patani’yi işgal ediyor. Ardından 1902 yılında İngiltere ile Tayland arasında yapılan anlaşmayla Patani toprakları resmî olarak Budist hâkimiyetine terk ediliyor.

2. Dünya Savaşı’ndan sonra ise bölgenin tamamı Japonya sömürüsü haline geliyor. Japonya’nın savaşta mağlup olması üzerine 1945’te bağımsız olan Patani, çok geçmeden İngiltere’nin yardımıyla Tayland tarafından işgal ediliyor.

Tayland hâkimiyetini kabul etmeyen Patanililer ise uzun yıllardır bağımsızlık mücadelesi veriyor. İşgalle birlikte ciddi bir baskı ve asimilasyon politikasına maruz kalan halk, özellikle 60’lı yılların sonlarıyla birlikte direniş amacıyla örgütlenmeye başlıyor. 1986’ya kadar aralıklarla sürdürülen direniş, 1986-2004 yılları arasında uzun bir sessizliğe bürünüyor. 2004 yılında direniş tekrar harekete geçiyor ve günümüze dek uzanan çatışmalar süreci başlıyor. Ne var ki, 68 milyonluk Tayland’da yalnızca 5 milyonluk bir azınlık durumunda olan Patanili Malay Müslümanlar, tam bağımsızlık idealiyle çıktıkları yolda gün geçtikçe kan kaybediyor.

6 Patani'de barış süreci niçin ilerlemiyor FOTOĞRAF 1Bugün gelinen noktada bu mücadelenin sonu olmadığını hem Tayland yönetimi hem de Patanililer görmüş durumda. Aslında iki taraf da bir şekilde varılacak barışın, kendileri için tek çıkar yol olduğunu kavramış görünüyor. Filipinler ile Moro arasında yürütülen başarılı barış görüşmelerinde de etkin rol oynayan ve Güney Asya’nın âdeta barış havarisi konumundaki Malezya’nın çabalarıyla geçen yıl başlayan ve dört oturumun gerçekleştiği barış görüşmeleri tam da bu kavrayışın yansıması. Fakat ne yazık ki Filipinler-Moro barış sürecindeki başarı, Tayland-Patani barış sürecinde henüz sağlanabilmiş değil. Mevcut şartlarda sağlanabilmesi de zor görünüyor.

Patani’de örgütlü direnişi iki ana grup yürütüyor. Bu iki grubun güçlüsü olan Millî Devrimci Cephe (Barisan Revolusi Nasional/BRN) %60 gibi ciddi bir halk desteğine sahip olmakla birlikte, kendi içinde çok parçalı bir yapıyı barındırıyor. Genellikle Malezya’da bulunan ve gizli tutulan liderlik yapısına sahip örgüt, yerel ölçekte güçlü olmasına rağmen uluslararası düzeyde zayıf durumda. En güçlü rakibi Patani Birleşik Özgürlük Örgütü (Patani United Liberation Organization/PULO) ise %30 halk desteğine sahip ancak uluslararası düzeyde daha etkin bir yapılanması söz konusu. BRN başlangıçta komünist fikirleri benimserken zamanla İslamcı ve milliyetçilerin de dahil olarak dönüştürdüğü bir hareket. PULO ise başlangıcından itibaren İslamcı ve milliyetçilerin yürüttüğü bir hareket olarak görülüyor. Lideri Kasturi Mahkota İsveç’te sürgünde bulunuyor. Vatanını 30 yıl önce terk etmek zorunda kalmış ve şu an altmışlı yaşlarında. BRN kapalı ve yerel bir anlayışla yoluna devam etmeyi benimserken, PULO dünyaya daha açık ve davasını uluslararası kamuoyuyla her fırsatta paylaşmayı ilke edinmiş bir yapı görünümünde.

Bu iki örgüt Patani siyasi hayatının en önemli belirleyenleri olmasının ötesinde, bağımsızlık mücadelesinin askeri hâkimiyetini de elinde bulunduruyor. BRN’nin silahlı militan sayısının 5.000 ila 7.000, PULO’nun ise 2.000-3.000 civarında olduğu tahmin ediliyor. Bununla birlikte PULO’nun askerî varlığının daha modernize olduğu iddia ediliyor. Bölgede küçük bir azınlığı temsil eden Selefilerin ise silahlı grubu bulunmuyor.

Özellikle Moro’da sık rastlanan askerî kamplar Patani’de bulunmuyor. Eskiden bölgede bu tür kamplar mevcuttu, fakat yüksek risk barındırdığı için militanlar artık kamp sistemini benimsemiyorlar. Mobilize kabiliyetlerini yüksek tutmak için sürekli yer değiştiriyorlar. Zaten Tayland ordusu halihazırda bölgeye tamamıyla hâkim durumda. Bütün bölge askerî kontrol noktaları ve üslerle âdeta kuşatma altına alınmış vaziyette ve bölgede olağanüstü hal kanunları hüküm sürüyor.

İki örgütün mücadele tarzları da farklılık gösteriyor. Örneğin PULO, mücadele esnasında kesinlikle sivil öldürmeye karşıyken, BRN gerekirse sivillere de şiddet uygulamaktan çekinmiyor. Bu da uluslararası kamuoyunda terörist örgüt olarak yaftalanmasını kolaylaştırıyor. Yakın zaman önce bir Müslüman savaşçının evinin basılarak üç çocuğunun katledilmesi ve eşinin ağır yaralanması vakasından sonra BRN, gerçekleştirdiği misilleme saldırılarında “sivillere karşılık siviller” anlayışıyla sivilleri hedef alan eylemlerde bulunmaktan çekinmedi. PULO ise bu tür eylemleri şiddetle kınıyor.

Geçen yıl başlayan ve başarısızlıkla sonuçlanan barış görüşmelerinin bu akıbete duçar olmasında ise, gerek Tayland gerekse Patanili tarafların kendi içlerinde yaşadıkları karışıklıkların ve sahip oldukları çok parçalı yapının etkili olduğu söylenebilir. Tayland aylardır hükümet karşıtı gösterilerle baş etmeye çalışırken, Patanili örgütler bir türlü ortak bir noktada buluşamamanın getirdiği dağınıklıkla boğuşuyor.

Tayland yönetim yapısı itibarıyla çok karmaşık bir sisteme sahip. Halen meşruti bir krallık olan ülke, çoğunlukla Kral’la Başbakan’ın güç mücadelesine sahne oluyor. Bununla birlikte ülkede ordu da önemli bir güç. Tayland’la ilgili görüş bildiren siyasi analistler Tayland’ı dört gücün yönettiğini söylüyorlar: 1. Kral, 2. Hükümet, 3. Ordu, 4. Eski Başbakan Taksin Sultası.

2006’daki askerî darbeyle devrilen eski Başbakan Taksin Şinavatra, mevcut başbakan olan kız kardeşi Yingluck Şinavatra vasıtasıyla ülkedeki etkin konumunu sürdürüyor. Zaten ülkeyi aylardır kasıp kavuran hükümet karşıtı gösteriler de Başbakan’ın eski başbakan olan ağabeyi Taksin’i ülkeye geri getirecek bir kanun düzenlemesi yapmaya çalışması yüzünden başlamış durumda.

Mevcut Başbakan’ın Kral’la arası iyi olmadığı için Kral da gösterilere destek veriyor. Ama siyasi gözlemciler, Taksin Şinavatra’nın halkta büyük bir karşılığı bulunduğu için gösterilerin bir sonuç vermeyeceğini dile getiriyorlar. Kimi gözlemciler Taksin’in halk desteğini %70’lere kadar çıkarıyor. Bu tablo, sokaklardaki göstericilerin küçük bir azınlığı temsil ettiği sonucunu ortaya koyuyor. Öte yandan Taksin, taraftarlarının her ne olursa olsun sokağa inmesini istemiyor. Çünkü üçüncü bir güç merkezi olarak kenarda hazır bekleyen ordu, Taksin taraftarlarının da sokağa inmesiyle yaşanacak karışıklığı fırsat bilerek darbe yapmaktan ve mevcut durumu lehine çevirmekten geri durmayacağa benziyor. Güney Asya’nın ikinci büyük ekonomisi ve hızla gelişen ülkesi Tayland’ın siyasi satrancı bu karmaşık ilişkiler üzerinden oynanmaya devam ediyor.

Buna mukabil Patanili Müslümanların Tayland’ın bu durumunu kendi lehlerine çevirecek siyasi akıldan uzak oldukları görülüyor. Zira dağınık Tayland karşısında kendilerine muazzam bir stratejik üstünlük sağlayacak millî bütünlüğü ortaya koymaktan hayli uzaklar. Halen en önemli iki aktör olan BRN ve PULO arasında görüşmeler devam etmekle birlikte, özellikle BRN’nin çok parçalı siyasi yapısı, otoriteyi paylaşmak istemeyen bencil tutumu ve sivillere şiddeti mücadele yöntemi olarak gören anlayışı sebebiyle nihai ittifak sağlanamıyor. BRN sahip olduğu halk desteğinden de aldığı güçle özellikle Tayland’la müzakerelerde bencil tutumundan vazgeçmiyor. Bununla birlikte başta Malezya ve Tayland hükümetleri olmak üzere tüm taraflar, yalnızca BRN ile yürütülecek müzakerelerden hiçbir sonuç çıkmayacağını çok iyi biliyorlar. Şu ana kadar yürütülen müzakerelerde yalnızca BRN yer alırken, PULO başından beri BRN tarafından sürecin dışında tutulmaya çalışılıyor.

Barış sürecinin bir diğer önemli handikabı ise, Patani’nin de yer aldığı ülkenin güneyinin hükümetten çok ordunun hâkimiyeti altında olması. Yıllardır yürütülen savaşla artık bu savaştan ciddi çıkarlar edinmeye başlayan ve savaş ortamını istismar eden ordu, siyasi bir çözüme sıcak bakmıyor. Bu da barış görüşmelerinde hükümetin elini oldukça zayıflatıyor.

Malezya, Tayland’da Nisan 2014’te yapılması planlanan parlamento seçimlerinden sonra barış görüşmelerinin tekrar başlatılması çağrısında bulundu. Fakat gerek Tayland’daki gerekse Patani’deki siyasi dağınıklık barış süreciyle ilgili umutlu bir yaklaşımı hayli zayıflatıyor.

Patanili Müslüman gruplar kendi içlerinde bütünlük sağlayabilirlerse Tayland Hükümeti üzerinde önemli bir avantaj elde etme imkânı bulmuş olacaklar ve barış süreci için baskı yapma konumuna yükselecekler. Şimdiye kadar Patanililerin nihai talebi olan tam bağımsızlık ideali ise bu süreçte belki tekrar gözden geçirilmek durumunda kalacak. Bu süreçte özellikle BRN’nin tam bağımsızlık noktasındaki tavizsiz yaklaşımını yumuşatması gerekebilir. Bu aşamada bölge için Moro modeli ve otonomi seçenekleri ele alınmak durumunda. PULO genel anlamda olduğu gibi bu konuda da daha açık bir yaklaşımı benimsiyor. Görüşmelerle ortaya çıkacak genel eğilimin referandum yoluyla Patani halkına sorulması ve artık kalıcı bir çözüme ulaşılması gerektiği fikri ağır basıyor. Bu da otonomi seçeneğinin önümüzdeki dönemde gerçekçi ve kalıcı bir çözüm olarak daha sık dillendirileceği anlamına geliyor.