Putin Dönemi Rus Dış Politikası

Putin Dönemi Rus Dış Politikası

01 Ağustos 2017

Giriş

Rusya, Soğuk Savaş sonrası yaşadığı şaşkınlığı üzerinden atarak özellikle Vladimir Putin dönemi ile birlikte yeniden küresel bir oyuncu haline gelmiştir. Putin’in iktidara geldiği 2000 yılından itibaren dikkat çekici bir şekilde uluslararası ilişkilerde etkinliğini artıran ülke, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi üyesi olmanın getirdiği avantajları sonuna kadar kullanmakla kalmamış, dünyanın farklı bölgelerindeki ülkelerle geliştirdiği ilişkiler sayesinde de geniş bir nüfuz alanıelde etmiştir.

Avrasya derinliğine yaslanan ülkenin farklı bölgelerle geliştirdiği ilişkiler, yeni dönemde Putin Rusya’sının küresel gücünü ortaya koymaktadır. Bu çerçevede hemen yanı başındaki Avrupa Birliği (AB) ile ilişkiler başta olmak üzere, Putin’in yürüttüğü diplomasi kendi ülkesi ile birlikte yeni küresel sistemin de ipuçlarını vermektedir.

ABD ile kontrollü gerilim siyasetini küresel rekabetin hemen her cephesinde ortaya koyan Putin yönetimi, özellikle Suriye ve Irak krizleri ardından Ortadoğu’da ortaya çıkan yeni güç dengelerini avantaja dönüştürmüştür.

Bu rapor, Putin dönemi dış politikasını özetleyerek Rusya’nın son 15 yıllık küresel siyasetini ve bu siyasetin geleceğe yönelik muhtemel sonuçları anlamayı hedeflemektedir.

Putin Döneminde Rusya’nın Ortadoğu Politikası

Rusların tabiriyle Yakındoğu “BlijnıyVostok” günümüzde ise hegemon devletlerin güç mücadelesi verdikleri Ortadoğu, daha 18. yüzyılın ikinci yarısında Rus dış politikasının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Rusya’nın Yakındoğu politikasının öncelikleri ve ayrıntıları Rus Çarı 1. Petro döneminde işlenip hazırlanmış, sıcak denizlere inme meselesi ve İstanbul başta olmak üzere Türk boğazlarının ele geçirilmesi,Rusya için hayati önem kazanmıştır. Rusların Ortadoğu politikasında Osmanlı’ya karşı kullanabilecekleri Ermeni ve Kürt meseleleri de Çarlık döneminden itibaren hususi bir önem taşımıştır.[1]

Çarlık sonrası Sovyet döneminde de Ortadoğu bölgesi Rusya’nın dış politikasındaki önemini korumuş ve özellikle küresel rekabetin bir unsuru olarak jeostratejik açıdan hep gündemde tutulmuştur. 1947’den sonra başlayan Soğuk Savaş döneminde, ABD ile Rusya arasındaki rekabette, Ortadoğu en önemli çekişme sahalarının başında gelmiştir. Bu dönemden itibaren Rusya’nın Ortadoğu’daki etkinliğini artıran birçok unsur bulunsa da bunlar içinde Filistin sorunu öne çıkmıştır. Arap-İsrail savaşlarında çoğunlukla Arap bloğuna destek veren Rusya, bu yolla bölgede nüfuz kazanmıştır. Ancak 1980’li yılların ortasında Gorbaçov’un iktidara gelmesiyle birlikte Rusya’nın Ortadoğu’daki etkisi kademeli olarak azalmaya başlamış ve bu süreç 2000 yılına kadar devam etmiştir.

2000 yılında Putin’in iktidara gelmesiyle Ortadoğu yeniden Rusya için öncelikli bir mesele halini almış ve bölgedeki ağırlığını arttırmak için yoğun bir siyasi gündem oluşturmuştur. Rusya; Ortadoğu hakkında önemli akademik araştırmaların yapıldığı ülkelerden biri olması yanında, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) döneminden itibaren başta istihbarat alanı olmak üzere bölgeyle ilgili çalışan birçok uzman yetiştirmiştir. Rusya, hemen her bölgede olduğu gibi Ortadoğu bölgesinde de başlıca silah tedarikçisi ülkelerden biridir.

Bugün Rusya’nın Ortadoğu politikasının öncelikleri arasında; ABD ile ortak şekilde Suriye’de barışçıl bir çözüm bulunması, İran ve Mısır ile ilişkilerin geliştirilmesi, Irak ve Suriye Kürtleri ile yakın ilişkilerin sürdürülmesi, Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri ile pragmatikilişkiler kurulması gibi konular öne çıkmaktadır.[2] Güncel sorunlar ve özellikle Suriye krizi dışında, Rusya’nın Ortadoğu’da nüfuzunu arttırma stratejisi devam etmektedir.

Suudi Arabistan

Rusya-Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin kökenleri Sovyet dönemine dayanmaktadır. SSCB, Osmanlı sonrası oluşan boşlukta Suudi Arabistan’ın kurucu yapısı olarak ortaya çıkan Necid ve Hicaz Krallığı ile ilişki kuran ilk ülke olmuştur. İki ülke arasında diplomatik ilişkiler 16 Şubat 1926 tarihinde başlamıştır. Sovyetlerin bölgeye atanan ilk konsolosu Kerim Hekimov’dur. Hekimov sonradan Suudi Arabistan Kralı Abbdülaziz’le yakın dostluk ilişkileri kurmuştur.

Ancak 1938 yılında,Hekimov’un Suudi Arabistan’daki misyonu tamamlandıktan sonra, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler Kral Abdülaziz’in inisiyatifi ile durdurulmuştur. Bu tarihte ABD ile petrol anlaşmaları imzalayan Riyad yönetimi, uluslararası ilişkilerinde ciddi bir eksen değişikliğine giderek on yıllar boyunca bir daha gündeme almamak üzere Moskova ile ilişkileri askıya almıştır. İki ülke arasında yeniden siyasal ilişki kurulması Sovyetlerin dağılmasından sonra, ancak 1991 yılıyla başlayacaktır.[3]

Uluslararası tanınmaya ihtiyacı olan Suudi Prens Faysal, beraberindeki bir heyetle 1932 yılında Moskova’ya resmî bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Ziyaret sırasında Faysal, SSCB lideri Lenin ile görüşmüş ve iki ülke arasında ekonomik, siyasi ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi yönünde kararlar alınmıştır. Bu ziyaretin olumlu sonuçlarından biri, dönemin SSCB’sini oluşturan ülkelerden Mekke’yi ziyaret eden Müslümanların sayısındaki artıştır. Ancak 1938 yılından itibaren bölgesel ve küresel çapta yaşanan değişimler iki ülkenin yollarını ayırmaya başlamıştır. Bunlardan ilki Suudi Arabistan’da petrol bulunması ve 2. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde ABD ile yapılan anlaşmalardır, diğeri de dünya savaşı sırasında ve sonrasında SSCB’nin kendi iç sorunlarına ve ekonomik kalkınmasına yönelmesiyle birlikte Suudi Arabistan gibi Batı’ya yakın rejimlerle ilişkilerin geri plana düşmesidir.[4]

"Uluslararası tanınmaya ihtiyacı olan Suudi Prens Faysal, SSCB lideri Lenin ile görüşmüş ve iki ülke arasında ekonomik, siyasi ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi yönünde kararlar alınmıştır. Bu ziyaretin olumlu sonuçlarından biri, dönemin SSCB’sini oluşturan ülkelerden Mekke’yi ziyaret eden Müslümanların sayısındaki artıştır."

Başlangıçtan itibaren Suudi Arabistan, iç ve dış politikasının temelinde “İslam” önemli bir rol oynadığı için, 1945’te başlayan Soğuk Savaş sırasında SSCB’nin din karşıtı ve sosyalist ideolojisine ilkesel bir karşı politik duruş sergilemiştir.[5] Soğuk Savaş’ın en sorunlu dönemlerinden olan 1960’lı yıllar boyunca ABD müttefiki rejimlere karşı Ortadoğu’daki sosyalist rejimleri destekleyen SSCB, Güney Yemen, Mısır ve Suriye gibi ülkeleri Suudi Arabistan ve Kuveyt gibi ülkelere tercih etmiştir.

Küresel çekişmenin bölgesel yansımaları sebebiyle 1970’li yıllardan itibaren Suudi Arabistan ve SSCB arasında gerilim artmaya başlamıştır. Bunda ABD’nin bölge politikalarının rolü büyük olmuştur. 1975’te ABD’nin siyasi araştırma merkezlerinde “İslam komünizmin düşmanıdır” adı altında bir program hazırlanmıştır. Bu program, bütünABD müttefiki ülkelerle birlikte Suudi Arabistan’ın da politikalarını etkileyen bir yaklaşım olmuştur. Bu dönem Suud ile SSCB arasındaki ilişkilerin en sorunlu olduğu dönemdir.

1970’li yılların başında, Arap Yarımadası’nın güneyinde Sovyet yanlısı Yemen Sosyalist Demokratik Cumhuriyeti kurulduğunda Soğuk Savaş döneminin bloksal rekabetinden kaynaklanan ciddi bir güvensizlik ortaya çıkmıştır. ABD politikalarının bölgesel sözcülerinden görünen Riyad yönetiminin hemen yakınında böyle bir oluşum, ikili ilişkilerdeki olumsuz tabloyu biraz daha belirginleştirmiştir. Bu bloksal rekabetin doğal bir uzantısı olarak 1979 yılında başlayan Sovyet işgali sırasında Afganistan’a en büyük yardım Suudi Arabistan’dan gitmiştir. 1980’de dünya pazarında petrolün varil fiyatının 35 dolara yükselmesi, SSCB için âdeta ekonomik darbe olmuş ve ülke, fiyat dalgalanmaları sebebiyle ciddi bir darboğaza girmiştir. 1985’te Suudi Arabistan’ın petrol üretimini keskin biçimde arttırması, Sovyet ekonomisi için ikinci bir darbe olmuştur. Ruslar o tarihte Suudi Arabistan’ın bu politikasını SSCB’ye karşı “Enerji Savaşı” olarak adlandırmıştır.[6]

1991 yılı sonunda SSCB’nin çökmesiyle birlikte Sovyet hegemonyası altında olan bölgeler hızla bağımsızlaşmıştır. Bu süreçte özellikle Orta Asya’daki devletler bir yandan bağımsızlıklarını güçlendirmeye çabalarken bir yandanda bu bağımsızlığın karakteri konusunda yoğun bir iç gündeme sahipti. Bu gündem maddelerinin başında da yeni dönemde bu ülkelerde İslam’ın rolü ne olacak sorusu gelmekteydi.

Bölgede gerek yerel gerekse dışarıdan farklı dinamiklerle gelen İslami hareketlerin gücünü arttırmaya başlaması, ilişkilerde yeni bir gerilim alanı oluşturmuştur. Zira bölgede etkinliğini artıran selefi grupların önemli oranda Suudi kaynaklı fonlarla beslendiği yönündeki düşünce, sadece Moskova yönetimi ile değil, bölgedeki diğer cumhuriyetlerle de ilişkilerde kendini hissettirmiştir.

Bununla birlikte 1990’lı yılların Rusya açısından kaotik ortamında, ikili ilişkilerde çok belirgin bir değişim söz konusu olmamış, geçmişten devralınmış olan tarihsel ön yargılar devam etmiştir. Ancak 2000’li yılların başında Putin’in iktidara gelmesinden itibaren, dış politikada önemli bir değişim rüzgârı esmeye başlamış, bunun Suudi Arabistan’la ilişkilere de yansımaları olmuştur. Özellikle Ortadoğu ülkeleri ile ilişkilerini güçlendirmeye çalışan Putin, bölgede ABD’nin esas rakibi olarak kendini konumlandırdığı için, mümkün olduğu kadar dostlarını arttırma, düşmanlarını azaltma siyaseti izlemiştir. Bu çerçevede Suudi Arabistan ile istikrarlı ve geleceğe yönelik ilişkiler kurulmasına özen gösterilmiştir. 2003’te Suudi Arabistan Kralı Abdullah’ın ve 2006’da Kral Salman bin Abdülaziz’in Moskova’ya gerçekleştirdiği üst düzey ziyaretler, Rusya ve Suudi Arabistan ilişkilerinin yeniden güçlendirilmesi için atılan önemli adımlar olmuştur. Ziyaretlerde taraflar arasında enerji konusuna dair anlaşmalar imzalanmış olması bir yana, siyasi yakınlaşmanın da ilk adımları atılmıştır. 2007 yılında da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Riyad’a resmî bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Bu, Putin’in Suudi Arabistan’a ilk resmî ziyareti olmasının yanı sıra, taraflar arasında bölgesel, ekonomik ve siyasi ilişkileri geliştirmek için de büyük bir fırsatolmuştur.[7]İki ülke ilişkilerinin düzeltilmesi için atılan adımlara ve birbirlerinin içişlerine karışmama ilkesini benimsemiş olmalarına rağmen Çeçen meselesinden dolayıRusya-Suudi Arabistan arasındaki gerginlik bir müddet daha devam etmiştir. Zira Rusya Suudi Arabistan’ı Çeçenistan’daki Müslümanlara ve uzun yıllar Rusya’nın egemenliği altında kalmış olan Kafkasya ve Orta Asya’daki Vahhabi hareketlere mali destek vermekle suçluyordu. Buna karşın 2000 yılındaki İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) toplantısında Suudi Arabistanlı Bakan da Rusya’yı Çeçenistan’daki Müslümanlara karşı gayriinsani politikalar sürdürdüğünden dolayı suçlamıştı.

"Orta Asya'da gerek yerel gerekse dışarıdan farklı dinamiklerle gelen İslami hareketlerin gücünü arttırmaya başlaması, ilişkilerde yeni bir gerilim alanı oluşturmuştur. Zira bölgede etkinliğini artıran selefi grupların önemli oranda Suudi kaynaklı fonlarla beslendiği yönündeki düşünce, sadece Moskova yönetimi ile değil, bölgedeki diğer cumhuriyetlerle de ilişkilerde kendini hissettirmiştir."

Güvenliğin ön planda tutulduğu modern uluslararası ilişkilerde, Suudi Arabistan ve Rusya arasında da terörizme karşı mücadele ilk sırada yer almaktadır. 11 Eylül sonrası ABD’nin Suudi Arabistan’a yönelik suçlamaları ve 2003’te Saddam rejimine karşı Irak’ı işgal etmesi, Suudi Arabistan’da temkinle karşılanmış, bu işgal bütün Müslüman dünyasında anti-Amerikan duyguları güçlendirmiştir. Vladimir Putin ortaya çıkan bu fırsatı ikili ilişkilerin düzeltilmesi için bir şans olarak kullanmaya karar vermiştir. Zira, ABD ile ilişkilerinde karşılıklı olarak soğukluk yaşayan Suudi Arabistan, bu durumda uluslararası arenada Rusya’yı kendine yeni müttefik olarak görebilirdi. İlişkilerin düzeltilmesi aşamasında Putin Suudi Arabistan’dan Müslüman Çeçenlere verdiği mali desteği kesmesini ve Suud şirketleri ile Rus şirketlerinin bölgede yatırımlar yapmasını teklif etmiştir.

Bundan başka, Rusya’nın İİT ülkeleri ile ilişki kurmasında Suudi Arabistan’ın önemli payı olmuştur. Suudi Arabistan’ın desteğiyle 2005 yılında Rusya İİT’ye gözlemci statüsünde katılmıştır.[8]2005 yılı Şubat’ında Moskova tarafından Suudi Arabistan’ın teşebbüsü ile BM himayesi altında uluslararası terörizmle mücadele için bir merkez kurulması desteklenmiştir. 2011’de Rusya’nın da katılımıyla BM’nin küresel terörle mücadele stratejisi yürürlüğe konmuştur. 2015 yılında Petersburg’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Suudi Arabistan Savunma Bakanı Muhammed bin Salman arasındaki görüşmede Ortadoğu’daki krizlerin sonlanması için ortak çözüm bulunması hakkında diyalog gerçekleştirilmiştir. Mayıs 2016’da Moskova’da Körfez İşbirliği Konseyi ve Rusya arasında gerçekleşen Bakanlık Stratejik İşbirliği Diyaloğu’nun dördüncü toplantısında terörle mücadele konusunda ortak bir deklarasyon imzalanmıştır.[9]

Rusya ve Suudi Arabistan arasında iş birliğini güçlendirmek adına da Rusya-Suudi Arabistan İşbirliği Konseyi kurulmuştur. Konsey, yatırım projelerinin güçlendirilmesinde özel sektörün rolünün arttırılmasına çalışmıştır. 2004 yılında Rus petrol şirketi LukoilRubu’l-Hali bölgesinde doğal gaz rezervlerinin keşfedilmesine ve geliştirilmesine dair düzenlenen ihaleyi kazanmıştır.Rus şirketi ayrıca, Suudi Arabistan hükümeti ile yapılan sözleşmenin 40 yıla kadar uzatılması konusunda da hak sahibi olmuştur. 2007’de LukoilOversiz ve Suudi Aramco, araştırmalar sonucunda yeni hidrokarbon yataklarının açıldığını duyurmuştur. Aynı yıl içerisinde Suudi Arabistan’ın Dahran şehrinde Rus şirketi Stroytransgaz ve SaudiAramco şirketleri arasında 200 kilometreden uzun olacak Şeyba-Abkeyk boru hattının inşa edilmesi hakkında sözleşme imzalanmıştır. 2010 yılının sonunda yapılan ticari-ekonomik ve akademik-teknik iş birliğine dair ortak Rusya-Suudi Arabistan hükümetler arası toplantısında Rusya Enerji Bakanı S. İ. Şmatko, Lukoil’le beraber diğer Rus şirketlerinin de Suudi Arabistan’da büyük projelerde yer almak için rekabete hazır olduklarını söylemiştir. Bakan, 2020 yılı için enerji alanında 300 milyar dolar değerinde büyük projeler yapılacağını belirtmiştir. Rusya ve Suudi Arabistan arasında imzalanan bu anlaşmalar, bir yandan Suud şirketlerinin Rusya’da yatırımlar yapması için büyük bir fırsat yaratmış, bir yandan da hammadde üretimi için Rus şirketlerinin Körfez ülkelerinde özel mekanizmalar geliştirmesine yardımcı olmuştur. İki ülke arasındaki ortak çıkarlar, tarafların üçüncü bir ülkede birlikteprojeler yapmasının da önünü açmıştır. Özellikle Ortadoğu pazarlarında Rus Stroytransgaz ve SaudiAuger şirketleri arasında stratejik iş birliklerikurulmuştur.

Suudi Arabistan’la beraber diğer Körfez ülkelerinin de büyük bir yakınlaşma hissettiği Rusya ile kurulan bir diğer iş birliği alanı ise uzay çalışmaları olmuştur. 2000-2005 yılları arasında Rusya tarafından uzaya altı Suud uydusu gönderilmiştir. 2005 Mayıs’ında düzenlenen ikinci Rusya-Suudi Arabistan hükümetler arası toplantısında, altı Suud uydusunun dahaRusya tarafından uzaya gönderilmesi hakkında anlaşmaya varılmıştır. Toplantı sırasında ayrıca, uzay alanında karşılıklı iş birliğine dair mutabakat ve karşılıklı anlaşma esasında ortak proje hakkında taslak imzalanmıştır.

Uzmanlara göre iki ülkenin ticari-ekonomik ilişkilerinde petrol fiyatları oldukça mühim bir meseledir.[10] Rusya-Suudi Arabistan arasında ticaret hacmi 2007 yılında 488,7 milyon dolarken 2008’de bu rakam %10,6 oranında artmıştır. 2009 yılında yaşanan küresel ekonomik kriz sebebiyle iki ülke arasındaki ticaret hacmi %17,5 azalmış, 2011 yılının ilk yarısında ise %10,3 oranında artarak 192 milyon dolara ulaşmıştır.[11]

Rusya ile Suudi Arabistan arasında siyasi, ticari ve ekonomik iş birliğiyle beraber, askerî-teknik iş birliği de giderek artan bir önem taşımaktadır. 2007 yılında Rusya ve Suudi Arabistan arasında askerî iş birliğine dair bir anlaşma imzalanmıştır. 2009’da Suudi Arabistan’ın Rusya’dan 2 milyar dolar değerinde askerî teknoloji satın alması hakkında görüşme başlatılmıştır. Ancak sonradan Suudi Arabistan ABD’den daha düşük fiyata silah alarak Rusya ile silah anlaşmasından vazgeçmiştir.[12] 2015 yılında Suudi Arabistan Savunma Bakanı’nın Petersburg’da yapılan “Uluslararası Denizcilik ve Savaş 2015” adıyla düzenlenen foruma katılması, Suudi Arabistan’ın Rus silahlarına ve Rusya ile askerî-teknik iş birliğine olan ilgisinin en önemli göstergesidir. Suudi Arabistan’ın ilgisini çeken Rus silahları arasında İskender-E hava savunma sistemleri ve denizaltı füze sistemi Bal-E gösterilmektedir. Ancak Suudi Arabistan Ortadoğu’da ABD’nin müttefiki olduğu için, Rusya ve Suudi Arabistan arasında askerî-teknik ilişkilerin üst düzeye çıkarılmasının ABD tarafından bir müddet daha engellenmesi ihtimali oldukça yüksektir. Rusya’nın askerî-teknik alanda uzman araştırmacılarından biri olan ValentinaYurçenko’nun verdiği istatistiki bilgilere göre, Suudi Arabistan ordusundaki silahların %80’ini ABD silahları teşkil etmektedir.[13]

"Rusya-Suudi Arabistan arasında ticaret hacmi 2007 yılında 488,7 milyon dolarken 2008’de bu rakam %10,6 oranında artmıştır. 2009 yılında yaşanan küresel ekonomik kriz sebebiyle iki ülke arasındaki ticaret hacmi %17,5 azalmış, 2011 yılının ilk yarısında ise %10,3 oranında artarak 192 milyon dolara ulaşmıştır.[11]"

Rusya’nın Suudi Arabistan’la ilişkilerinde önem verdiği konulardan biri de kültürel iş birliğidir. 2009 yılında, uluslararası ilişkiler alanında uzmanlaşmış olan Moskova Devlet Üniversitesi bünyesinde Arap Dili Araştırmaları Merkezi açılmıştır. Merkez, Suudi Arabistan Prensi Sultan bin Abdülaziz el-Suud’un mali desteğiyle kurulmuştur. 2007 Kasım’ında Suudi Arabistan Prensi’ne Moskova Devlet Üniversitesi tarafından fahri doktor unvanı verilmiştir. Bundan başka, Moskova Uluslararası İlişkiler Devlet Üniversitesi ve Arap ülkeleri arasında düzenli şekilde öğrenci ve akademisyen değişimi yapılmaktadır.[14] 2007 yılında Rusya’nın resmî haber ajansı RiaNovosti ve Suudi Arabistan haber ajansı arasında iş birliğine dair bir anlaşma imzalanmıştır. 2010 yılı Mart ayında Rusya Kültür Bakanlığı tarafından Suudi Arabistan’a 2011-2013 yıllarını kapsayan kültürel iş birliğine dair onaylanması için bir program gönderilmiştir.[15]

Suriye

Rusya ile Ortadoğu ilişkileri söz konusu olduğunda Suriye’nin istisnai bir yeri olduğunu belirtmek gerekir. Soğuk Savaş döneminin başından itibaren bölgede Rusya’nın en önemli müttefiklerinden biri olan Suriye, yeni dönemde de Moskova yönetiminin bölgesel ittifaklar siyasetindeki önemini korumaktadır.

SSCB, Suriye’nin bağımsızlığını ilk tanıyan ve ticari-ekonomik ilişki kuran ilk ülkelerden biri olmuştur. SSCB ve Suriye arasında diplomatik ilişkiler 1944 yılında kurulmuştur. SSCB tarafından Suriye’ye ilk defa 1955 yılında askerî-ekonomik yardım yapılmış ve bir anlamda bu tarihten itibaren ülkedeki Rus nüfuzu artmaya başlamıştır. Bu yardımın yapılmasının o döneme ilişkin esas sebebi, Suriye’nin Türkiye, İran, Irak ve Pakistan’dan ibaret Bağdat Paktı’na üye olmasını önlemekti. Nitekim bu strateji tutmuş ve Suriye’nin Batı ittifakına yönelmesi engellenmiştir.

Suriye siyasetinde Sovyet yanlısı sivil ve asker elitlerin güçlenmesine paralel olarak ilişkilerin ivme kazandığı bir dönem de 1956 yılı olmuştur. Bu yıl SSCB tarafından Suriye’ye 60 askerî uzman gönderilmiş ve Çekoslovakya’dan 18 milyon dolar değerinde silah yardımı yapılmıştır. 1956 yılının sonunda SSCB ve Suriye arasında füze savunma sistemi, silah tedariki ve Suriyeli askerlerin SSCB’de eğitim alması konularını içeren bir anlaşma imzalanmıştır. Bunun bölgesel sonuçlarından biri olarak SSCB ve Suriye arasındaki iş birliğine ve özellikle 1957’den itibaren Suriye’de komünizmin artan etkisine karşı, Bağdat Paktı üyeleri tarafından Suriye mallarına boykot uygulanmıştır. Buna karşılık olarak 1957 yılında Suriye ve SSCB arasında 570 milyon dolar değerinde ekonomik ve askerî iş birliğini öngören yeni bir anlaşma imzalanmıştır.

Suriye’nin siyasi çalkantı içinde olduğu 1960’lı yıllar boyunca, özellikle Salah Cedid’in cumhurbaşkanlığı döneminde, SSCB ile Baas iktidarı arasındaki ilişkiler çok daha ileri boyutlara taşınmıştır. 1967 Arap-İsrail Savaşı’nda büyük askerî yardım alan Suriye, sonraki dönemde de savaşın yaralarını sarma konusunda Moskova yönetiminin desteğini almıştır. Suriye her ne kadar SSCB ile yakın ilişkiler kursa da Cemal Abdünnasır yönetimindeki Mısır, her zaman için Moskova’daki yöneticilerin birinci tercihi olmuştur. Bununla birlikte, Abdünnasır döneminin 1970’te sona ermesi ve yerine gelen Enver Sedat yönetiminin Batı’ya daha yakın görünmesi, Sovyetler açısından bölgesel partner olarak Suriye’nin önemini arttırmıştır. Suriye’ye her türlü ekonomik ve askerî yardımın stratejik karşılığını da alan Moskova, 1971 yılında askerî üs kurmak için Lazkiye ve Tartus’ta çalışmalarını tamamlayarak teknik altyapıyı oluşturmuştur. 1970’li yıllar boyunca Mısır’ın Batı bloğuna kayması, Suriye’nin önemini daha da pekiştirmiştir.[16]

"Soğuk Savaş döneminin başından itibaren bölgede Rusya’nın en önemli müttefiklerinden biri olan Suriye, yeni dönemde de Moskova yönetiminin bölgesel ittifaklar siyasetindeki önemini korumaktadır."

1980 yılında SSCB ve Suriye arasında yeni bir Dostluk ve İşbirliği Anlaşması imzalanarak ilişkilerin güçlü bir şekilde sürdürülmesi sağlamıştır. Ancak SSCB’nin içine girdiği ekonomik ve siyasi kriz, hem Soğuk Savaş’ın sonunu getirmiş hem de Moskova’nın müttefikleri ile olan ilişkilerinin düzeyinde gerilemelere sebep olmuştur. Suriye-SSCB ilişkileri de 1980’li yılların ikinci yarısından itibaren belirli seviyenin üzerine çıkamamıştır.

1991’de SSCB’nin dağılması ile ciddi bir krizin içine sürüklenen Rusya, yeni dönemde de müttefikleriyle ilişkilerini korumaya çalışmıştır. Bu çerçevede 1992-1993 yıllarında Suriye’ye 270 milyon dolar değerinde T-72A tankları, sonraki yıllarda da 73 milyon dolar değerinde Kornet-E tank füzeleri ve 65 milyon dolar değerinde Metis-Mtank füze sistemleri satış anlaşmalarını imzalanmıştır. Tüm eski Sovyet müttefikleri gibi ciddi bir varlık krizine giren Suriye, içinde bulunduğu bölgede Batılı politikalara yaklaşarak bu krizi atlatmayı başarmış olsa da özellikle Ortadoğu Barış Süreci’nde kendisinden beklenen Batı yanlısı çıkışı gerçekleştirmediği için yine de müttefik düzeyine çıkamamıştır.

Bu sebeple Putin’in 2000’de iktidara gelmesinden sonra Rusya, eski müttefiki ile ilişkilerini yeniden eski stratejik boyutuna taşımak için Suriye ile iş birliğini güçlendirmeye başlamıştır. Rusya, 2000-2004 yılları arasında Suriye’ye silah ve askerî personel, daha sonra ise Streleç ve Pançir hava savunma sistemleri göndermiştir. 2005 yılında Suriye’nin SSCB döneminden kalan borçlarının %73’ü silinmiştir. Bütün bunlarla beraber, bu yıllarda Rusya; İsrail ve ABD ile arasındaki gerginliği arttırmamak için Suriye’ye gelişmiş füze sistemleri ve silah tedarik edilmesinden kaçınmıştır. 2005-2010 yılları arasında Rusya’dan Suriye’ye 3 milyar dolarlık silah ihracatı yapılmıştır.[17]

İki ülke arasındaki ilişkiler Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in 2005 yılında Moskova’ya yaptığı ilk resmî ziyaretinden sonra daha büyük bir ivme kazanmıştır. Karşılıklı ziyaretler sayesinde Rusya ve Suriye arasındaki askerî ilişkiler hızla gelişmiştir. Nitekim 2010 yılında iki ülke arasında S-300 hava savunma sisteminin satışı hakkında bir anlaşma imzalanmıştır. 2011 yılında ise Rusya tarafından Suriye’ye 1 milyar dolar değerinde yüksek teknoloji ürünü savaş gereçleri verilmiştir. Arap Baharı’nın Suriye’de bir iç savaş olarak ortaya çıkması üzerine daha hassas bir döneme giren ikili ilişkiler sürecinde, günümüze kadar 18 adet BUK-M2E orta menzilli uçaksavar, MİG-29S av-bombardıman uçakları, Sovyet döneminde üretilen İgla-1 hava savunma sistemi satılmıştır.[18]

Suriye’nin başlıca silah tedarikçisi durumuna gelen Rusya’nın Ortadoğu politikalarında Şam’ın ağırlığı da bu tarihten itibaren giderek artmıştır. Özellikle 2013 yılından itibaren Suriye’deki savaşın seyrinin rejim lehine dönmeye başlamasıyla Rusya, rejimin başlıca destekçisi olarak bölgenin kilit aktörü olmuştur.[19]

Rusya ve Suriye arasındaki ticari ilişkiler değerlendirildiğinde tarafların ekonomik iş birliğine dair ortak çıkarlarının askerî alandaki kadar önemli olduğu görülmektedir. Rus Federal Gümrük Servisi’nden verilen istatistiki bilgilere göre, 2012’de Rusya ve Suriye arasında dış ticaret hacmi 665,9 milyon dolara ulaşmıştır. Ancak Suriye’de yaşanan kriz, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin artışını olumsuz etkilemiştir. 2013 yılında ticaret hacminde bir önceki yıla göre %42,6’lık bir düşüş yaşanmıştır.

Ekonomik ilişkiler her ne kadar önemli olsa da uluslararası ilişkiler bağlamında Rusya’nın oynadığı hamilik rolü Suriye açısından çok daha kritik görünmektedir. Bu yönüyle Rusya, Suriye’deki rejimi uluslararası arenada destekleyen, ona karşı yapılan yaptırımların önünü alan ülkelerden biridir. Örneğin, 2005 yılında Lübnan Başbakanı Refik el-Hariri’nin öldürülmesinden sonra BM’de Suriye’ye karşı yaptırım kararı alınmasına yönelik engellemede Rusya’nın çok büyük rolü olmuştur. 2011’de Suriye’de iç savaşın başlamasından sonra Rusya,BeşşarEsed rejimini yalnızca askerî yardımla desteklememiş, aynı zamanda diplomatik destek de sağlamıştır.[20]

Rusya’nın Suriye’ye yönelik diplomatik desteğinde özellikle Suriye’deki iç savaş süreci önemli bir zirve noktası olmuştur. Savaşın seyrinin değişmeye başladığı 2014 yılında Rusya’nın Şam yönetimine olan desteği dikkat çekicidir. 2015 yılında Rusya BeşşarEsed’in talebi üzerine DAEŞ’e karşı geniş kapsamlı hava operasyonu başlatmıştır. Nitekim Rusya’nın bu politikası, sadece Suriye’deki değil, büyük bir kaosun yaşandığı Ortadoğu’daki güç dengelerini de değiştirmiştir.

"Suriye’nin başlıca silah tedarikçisi durumuna gelen Rusya’nın Ortadoğu politikalarında Şam’ın ağırlığı da bu tarihten itibaren giderek artmıştır. Özellikle 2013 yılından itibaren Suriye’deki savaşın seyrinin rejim lehine dönmeye başlamasıyla Rusya, rejimin başlıca destekçisi olarak bölgenin kilit aktörü olmuştur."

Rus siyasilere göre, Suriye’deki askerî operasyonların Rusya için çok daha geniş konjonktürde bir dizi olumlu etkileri olmuştur. İlk olarak Moskova, ulusal güvenliğine karşı tehdit oluşturan radikal gördüğü gruplarla mücadelede bir cephede daha başarı kazanmıştır. İkincisi, Rusya, yaptığı askerî müdahalelerle Suriye’de Libya senaryosunun tekrarlanmasının önünü almıştır. Üçüncü olarak da Rusya,Tartus’taki askerî üssünü korumayı başarmış ve Ortadoğu’daki nüfuzunu güçlendirmiştir. Bunun yanı sıra, Moskova Suriye’deki olaylarda aktif politika izleyerek dünya aktörlerinin dikkatini Ukrayna meselesinden Suriye’ye çekmeyi başarmıştır.[21]

2016 yılında Suriye’de ABD ve Rusya tarafından ilan edilen ateşkeslere rağmen kalıcı barış bir türlü sağlanamamıştır. Akdeniz ve Ortadoğu bölgesinde çıkarlarının bulunması sebebiyle Suriye Rusya için vazgeçilmez önemde stratejik bir ortaktır. Şüphesiz ki, Rusya’nın Suriye’de aktif politika izlemesinin sebepleri arasında uluslararası arenada kendini yeniden süper güç olarak kanıtlamak istemesininde önemli bir etkisi vardır. Dolayısıyla eğer Esed rejimi giderse bu, Rusya’nın Ortadoğu’daki başarısızlığı olarak değerlendirilecektir. Böyle bir ihtimalse Rusya’nın hem Orta Asya hem de Kafkaslarda var olan imajını ciddi şekilde zedeleyecektir.

Yukarıdaki bütün unsurlar göz önüne alındığında Rusya’nın yakın dönemde Suriye’ye yönelik stratejisindeki başlıca dinamikler şöyle sıralanabilir:

  • Suriye’de askerî müdahale ile hükümeti devirme girişimlerinin önünü almak.
  • ABD’nin bölgede güçlenme planlarını sabote etmek.
  • Ortadoğu’da Rusya’nın ABD’den daha fazla güvenilir bir aktör olmasını sağlamak.
  • Gelişmiş Rus silahlarını bölgede en etkili şekilde tanıtmak.
  • Suriye’de askerî ve siyasi başarılar kazanarak Rus ekonomisini güçlendirmek.[22]


İran

İran ve Rusya arasındaki ilişkilerin tarihî süreci daha Çarlık Rusya’sı dönemine dayanmaktadır. Çarlık Rusya’sı döneminde iki ülke Azerbaycan bölgesini ele geçirmek için mücadele etmiş ve ilk defa 1803 yılında Gülüstan Anlaşması ile bir süre sonra da ikinci defa 1828’de imzalanan Türkmençay Anlaşması ile Azerbaycan güney ve kuzey olmak üzere İran ve Rusya arasında iki parçaya bölünmüştür. SSCB döneminde de Azerbaycan ve Ermenistan arasında yaşanan savaşlarda, hem Rusya hem de İran, Ermenistan’a desteklerini esirgememiştir. Dolayısıyla taraflar arasında ortak çıkarların olması sebebiyle Rusya ve İran genellikle yakın müttefik olmuşlardır.

1979 yılındaki devrimden sonra Rusya ve İran ilişkilerinde gerilim yaşanmıştır. 1980-1988 İran-Irak Savaşı sırasında Rusya, İslam’ın Ortadoğu’da etkisinin artmasından endişe ederek Irak’a daha yakın bir konumda olmuştur. Rusya’nın Irak lehine tutum sergilemesi, İran ile Rusya arasında kısmi bir gerginlik ortaya çıkarmıştır.

Bununla birlikte dönemin İran Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani’nin Moskova’ya ziyareti sırasında 10 milyar dolar değerinde askerî ve ekonomik alanlarda anlaşmalar imzalanmıştır. 1980’li yıllar boyunca yaşanan gerilimin ardından 1991’de SSCB’nin dağılması, Rusya ve İran ilişkilerinde dönüm noktası olmuştur. Soğuk Savaş’ın da bitişini gösteren bu tarihten sonra Rusya İran’la ticari ilişkilerini geliştirmiş, silah ihracatı yapmış ve kendi nükleer programlarını uygulaması için İran’a destek vermiştir. 1990’lı yıllardan itibaren Buşehr’deki nükleer santral inşası gibi önemli projelerde Rusya’nın katılımıyla ciddi gelişmeler kaydedilmiştir. 1992 yılında Rusya ve İran arasında Nükleer İşbirliği Anlaşması imzalanmıştır.[23]

Dağılma sonrası Ortadoğu’ya yönelik politikalarında belirli bir ilgisizlik yaşayan yeni Rusya hükümetleri, sadece İran’la değil tüm bölge ülkeleri ile ilişkilerde yenilenme sürecine girmiştir. Bu geçiş döneminde aynı zamanda kendi iç sorunlarıyla da uğraşan Rusya, Ortadoğu’da aradığı yeni atılım fırsatını Putin iktidarıyla bulmuştur.

"1980-1988 İran-Irak Savaşı sırasında Rusya, İslam’ın Ortadoğu’da etkisinin artmasından endişe ederek Irak’a daha yakın bir konumda olmuştur. Rusya’nın Irak lehine tutum sergilemesi, İran ile Rusya arasında kısmi bir gerginlik ortaya çıkarmıştır."

2000 yılında New York’taki BM toplantıları sırasında Rusya ve İran yetkilileri arasında yapılan görüşme akabinde, dönemin İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, geniş bir heyetle Rusya’ya resmî bir ziyaret düzenlemiştir. 2001’deki bu ziyaret sırasında birçok ekonomik ve askerî anlaşmanın imzalanması yanı sıra, bölgeye ilişkin sorunlarda ortak hareket edilmesine dair görüşmeler de yapılmıştır. Her iki ülke de kendilerinin öncelikli rakibi olarak gördükleri ABD’nin Ortadoğu’daki etkisinin artmasından ciddi şekilde rahatsızlık duyduklarını ve ortak hareket etmenin kendileri için yararlı olacağını kararlaştırmıştır. Bununla birlikte, 2003’te Rusya Savunma Bakanlığı’nın hazırladığı bir raporda İran’ın nükleer programlarının Rusya için açık tehlike olduğu belirtilerek İran’a nükleer programlarını uygulamasında yapılan yardımların azaltılması gerektiği vurgulanmıştır.[24]

Rusya ve İran ilişkileri son 20 yılda ekonomik, ticari, nükleer enerji ve ulaştırma alanlarında artarak devam etmektedir. Başta Buşehr nükleer enerji santrali ve Tebriz-Azerşehr arasındaki demiryolu hattı gibi mega projeler olmak üzere, 2006’dan itibaren Rus şirketleri tarafından İran’da büyük projeler uygulanmaktadır.[25] Rusya, İran’ın yedinci ticari partneri olmuştur. 2007 yılına kadar iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2,2 milyar dolar düzeyinde seyrederken, bugün bu rakam neredeyse iki katına çıkmıştır. Bununla birlikte iki ülke arasındaki enerji anlaşmalarının değeri, 2014 yılında 20 milyar doların üzerinde olmuştur.

Her iki ülkeyi birleştiren ortak çıkarlardan biri de Hazar Denizi ve Ortadoğu’da enerji konusunda iş birliğidir. Rusya, sahip olduğu 3 trilyon metreküp gaz rezervi ile dünya gaz rezervlerinin üçte birini elinde bulundurmaktadır. Bundan başka Rusya’nın sahip olduğu petrol rezervleri de dünya rezervlerinin %8’ini teşkil etmektedir. İran’ın da petrol ve doğalgaz üreten bir ülke olması, iki ülkeyi aynı anda hem rakip hem de müttefik olmaya zorlamaktadır.

Rusya için İran’ın bu konudaki en önemli katkısı, petrol fiyatlarının düzenlenmesindePetrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nün (OPEC) faaliyetlerini kontrol etmede iş birliği yapabileceği bir aktör olmasıdır. Bunun yanı sıra birçok bölge ülkesini ilgilendiren Hazar Denizi’nin statüsünü ve sınırlarını kesinleştirmek için yapılan mücadele, rakiplerine karşı İran ile Rusya’nın iş birliği alanlarından biridir.[26]

2010 yılında Rus firması Lukoil, Batı’dan gelen baskılar üzerine Azar ve Şangule bölgelerinde petrol sahalarının geliştirilmesi konusunda İran ile iş birliğini askıya almış olsa da Rusya’nın devlet şirketi Gazprom, İran’ın enerji projelerine 750 milyon dolar sermaye yatırmıştır.[27]

Genel olarak iki ülke ilişkilerine bakıldığında, askerî ve teknik iş birliği konularının diğer tüm alanlardan daha önemli olduğu anlaşılmaktadır. İran, Rusya’nın Çin ve Hindistan’dan sonra üçüncü en büyük silah alıcısı olduğundan, iki ülke ilişkileri stratejik boyutları da kapsayan küresel bir yakınlaşmayı getirmektedir. Yakınlaşmanın hızlanmaya başladığı 1998-2001 yılları arasında iki ülke arasındaki askerî-teknik ilişkilerin hacmi 300 milyon dolar düzeyinde iken, zamanla artan ilişkiler sebebiyle bu rakam neredeyse on katına yükselmiş ve İran, Rus silahlarının üçüncü büyük alıcısı olmuştur. Bunun da ötesinde, özellikle Batı’nın uyguladığı silah ambargosu nedeniyle Rus silahları İran’ın toplam silah ithalatının %85’ini teşkil etmiştir.[28]

Stratejik silahlar bakımından da iki ülke son yıllarda ciddi iş birliği geliştirmiştir. 2005’te Rusya tarafından İran’a 700 milyon dolar değerinde 29 adet Tor-M 1 füze radar sistemi teknolojisi teslim edilmiştir. 2007 yılında ise her iki ülke S-300 füzelerinin satışı konusunda anlaşmaya varmış, Rusya’ya 2009 yılında uygulanan Batı baskısı sebebiyle beş adet 800 milyon dolar değerindeki füze radar sisteminin İran’a teslimatı ertelenmiştir. Ancak İran Rusya’nın silah pazarı için herzaman en önemli aktörlerden biri olmuştur.[29] Yine 2005 yılında Rusya tarafından uzaya bir İran uydusu gönderilmiştir.

" İran, Rusya’nın Çin ve Hindistan’dan sonra üçüncü en büyük silah alıcısı olduğundan, iki ülke ilişkileri stratejik boyutları da kapsayan küresel bir yakınlaşmayı getirmektedir. "

Boris Yeltsin döneminde ABD’nin baskısıyla İran-Rusya arasında gerginlik yaşansada Vladimir Putin döneminden itibaren İran’la ilişkilerde farklı bir manzara ortaya çıkmıştır. Putin, İran’la ilişkilerinde esas olarak enerji ve nükleer iş birliğine önem vermiştir. İran ve Rusya hem Azerbaycan meselesinde hem de Ortadoğu meselesinde ortak politika izlemektedir. Gerek Rusya gerekse İran, Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı projesinin gerçekleşmemesi için Azerbaycan üzerinde baskı politikası uygulamış ve bu konuda olumsuz bir yaklaşım sergilemişlerdir. Aynı zamanda Rusya, Ortadoğu’da artan ABD tehlikesini önlemek amacıyla İran’la ilişkilerini stratejik bir seçenek olarak muhafaza etmeye önem göstermektedir.

2011 yılından itibaren Suriye’nin içine sürüklendiği iç savaş sırasında Rusya ve İran ilişkileri de önemli bir boyut kazanmıştır. Esed rejiminin korunması noktasında iş birliği yapan iki ülke, sahada askerî koordinasyon yaparak bölgesel bir ittifak görüntüsü sergilemiştir. Rusya’nın hava desteği, İran’ın ise kara gücü olarak rol aldığı bu ittifak, savaşın seyrine göre Ortadoğu’daki diğer sorun alanlarında ciddi bir ortaklığı da teşvik edebilir niteliktedir.

Irak

SSCB ve Irak arasındaki ilk resmî diplomatik ilişkiler 9 Ağustos 1944 tarihinde kurulmuştur. 1955 yılında Irak’taki İngiliz-ABD yanlısı monarşi yönetimi tarafından ilişkiler kesilse de iki ülke arasındaki ilişkiler 1958 yılındaki askerî darbeden sonra yeniden kurulmuştur. Darbeyi gerçekleştiren General Kasım’ın SSCB’ye yakın bir dış politika izlemesi, iki ülke arasında sonradan kurulacak sıcak ilişkilerin başlangıcı oldu. Bölgede uyguladığı politikalarda genel olarak Arap yanlısı bir siyaset izlediği izlenimi veren SSCB, gerek Arap-İsrail savaşlarındaki tutumu ile gerekse ABD yanlısı Arap ülkelerine karşı devrimci hükümetleri desteklemesi ile bazı önemli mevziler kazanmıştır. İşte bu mevzilerden biri de Irak’tır.

İki ülke arasındaki ilişkiler konusunda Saddam Hüseyin dönemi önemli bir dönüm noktası olmuştur. SSCB bakanlar kurulu temsilcisi A.N. Kosıgin, 1976 yılında Irak’a ziyareti sırasında, devlet başkanı olmasa da Saddam Hüseyin ile görüşmüştür. Görüşmede taraflar arasında ekonomik ve teknik iş birliğinin güçlendirilmesi için bir de anlaşma imzalanmıştır. 1977 yılındaki SSCB ve Irak görüşmelerinde de iki ülke arasında dostluk ilişkilerinin kurulması, iki ülkenin Ortadoğu’daki ortak çıkarları ve SSCB-Irak münasebetlerinin gelecek perspektifi hakkındaki meseleler müzakere edilmiştir.[30]

Ancak ilişkilerdeki bu bahar havası fazla uzun sürmemiştir. 1979 Devrimi ile Batıcı Şah rejiminin değiştiği İran’da Sovyet yanlısı bir iktidar ihtimali, Moskova yönetimini bu ülkeye daha fazla yakınlaştırmıştır. Nitekim 1980 yılında patlak veren İran-Irak Savaşı sırasında, Irak’ın Batı ittifakı tarafından desteklenmesi, dönemin Sovyet yönetimini İran’ın yanında durmaya teşvik etmiştir. Böylece SSCB ile Irak ilişkileri uzun yıllar bu ayrışmanın gölgesinde kalmıştır.

1990 yılında Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesi, ikili ilişkilerde yeni bir gerginliğe sebep olmuştur. Kendisi de büyük bir siyasal kaos içindeki Sovyet yönetimi, Irak’a karşı yapılan uluslararası yaptırımlara destek vermiştir.

Putin ile birlikte Irak konusunda Rus dış politikası daha pragmatik bir döneme girmiştir. 2003 yılında Irak’ın işgali öncesi uluslararası platformda başlayan yoğun tartışmalar sürecinde, Rusya olası bir ABD operasyonunu önlemek için çaba harcasa da bunda somut bir başarı elde edememiştir. 2003’te Irak’ta Saddam rejiminin devrilmesinden sonra Rusya, ilk iş olarak BM’nin egemenliği altında, Irak sorununa kapsamlı bir çözüm bulunmasını talep etmiştir. Ancak BM sürecindeki görüşmeler ne işgali önleyebilmiş ne de barışçı bir geçişi garanti altına alabilmiştir.

"1990 yılında Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesi, ikili ilişkilerde yeni bir gerginliğe sebep olmuştur. Kendisi de büyük bir siyasal kaos içindeki Sovyet yönetimi, Irak’a karşı yapılan uluslararası yaptırımlara destek vermiştir."

2003 yılında Irak İslam Yüksek Konseyi Lideri Abdülaziz el-Hakim ve konsey heyeti tarafından Rusya’ya kısa bir ziyaret gerçekleştirilmiş ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le bir görüşme yapılmıştır.[31] Bu görüşmede ikili ilişkilerde somut bir ilerlemeden ziyade, Iraklı aktörlerin ABD karşısındaki denge arayışları söz konusu olduğundan, Rusya’nın sürece aktif müdahalesi hedeflenmiştir. Nitekim aynı yıl Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Celal Talabani’nin Rusya’ya ziyareti de benzer kaygılarla yapılmıştır.

2004 yılında geçici Irak hükümetinin Dışişleri Bakanı sıfatı ile Hoşyar Zibari, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Güvenlik Konseyi Sekreteri İgor İvanov arasında görüşmeler gerçekleştirilmiş,çok geçmeden de Irak Başbakanı İyad Allavi Moskova’ya resmî bir ziyarette bulunmuştur. Tüm bu ziyaretler, yeniden yapılanma sürecindeki Irak’ta Rusya’nın kendi inisiyatiflerini geliştirme denemeleri olmaktan öteye gidememiştir. Karşılıklı görüşmeler serisinin en üst düzeyli olanı 2005 yılı Eylül ayında New York’ta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani arasında gerçekleşmiştir. Görüşmenin seremoniyal önemine ilave olarak, Irak’taki geçiş dönemi sorunlarına Rusya’nın yaklaşımı ortaya konulmuş ve Irak’ın toprak bütünlüğü korunarak ülkedeki bütün aktörlerin söz sahibi olduğu bir yönetim şekli önerilmiştir.

Merkezî Irak hükümeti ile ilişkiler önemli olmakla birlikte, tarihsel açıdan Rusya için Irak’taki Kürt yönetimi ile iş birliği de çok büyük önem arzetmektedir. Daha Soğuk Savaş döneminde inişli çıkışlı bir seyir izleyen ilişkiler, Kürtlerin ABD’ye her yakınlaşma döneminde düşüşe geçmiş, tersi olduğunda da iyileşme görülmüştür. Ancak Saddam Hüseyin yönetiminin tasfiye süreci, Kuzey Irak’taki Kürtlerle Rusya arasında zorunlu bir yakınlaşmayı getirmiştir. Rusya, ikili ilişkileri geliştirmek üzere, 2007 yılında Erbil’de konsolosluk açmıştır.[32] 2008’de ise dönemin Dışişleri Bakanı YevgeniyPrimakov tarafından konsolosluğa bir ziyaret gerçekleştirilmiş ve Rusya-Kürdistan iş konseyi kurulması hakkında bir anlaşma imzalanmıştır. 2011 yılında da Irak’ın güneyinde, Basra’da, diğer bir Rus konsolosluğu faaliyete başlamıştır.

Irak’ın yeni döneminde Rusya ile her türlü ticari, ekonomik, akademik ve teknik konularda iş birliği için 2008 yılında hükümetlerarası bir komisyon kurulmuştur. Bunun somut bir meyvesi olarak da Irak’ın Rusya’ya olan borçlarının yeniden yapılandırılmasına dair bir anlaşma düzenlenmiştir. Dönemin Rusya Maliye Bakanı A.L Kudrin ve Irak Dışişleri Bakanı H. Zibari tarafından imzalanan anlaşmaya göre, Irak’ın borçları 11,3 milyar dolardan 1,5 milyar dolara kadar azaltılmıştır. Ancak borçlardaki bu büyük rakamsal boyuta rağmen iki ülke arasındaki ticaret hacmi çok düşük seviyelerde kalmıştır.

Irak, stratejik bir konuma sahip olması ve petrol rezervleri sebebiyle Rusya için oldukça önemli bir ülkedir. Bu nedenle Saddam döneminde Rusya’nın Irak’la ilişkilerindeki önceliği enerji anlaşmaları imzalamak ve iş birliğini güçlendirmek olurken, 2003 yılından sonra öncelikler tamamen güvenlik eksenine kaymıştır. Bununla beraber, yeni dönemde Irak ile ilişkilerini geliştirmek isteyen Moskova yönetimi, 2005 yılına kadar Irak’ın SSCB döneminden kalma borçlarının önemli bir bölümünü daha silmiştir. 2009’da dönemin Irak Başbakanı Nuri el-Maliki’nin Rusya’ya gerçekleştirdiği ziyarette, ortak enerji santrallerinin inşa edilmesi konusu en öncelikli husus olmuştur.[33]

"Saddam döneminde Rusya’nın Irak’la ilişkilerindeki önceliği enerji anlaşmaları imzalamak ve iş birliğini güçlendirmek olurken, 2003 yılından sonra öncelikler tamamen güvenlik eksenine kaymıştır. "

11-12 Aralık 2009 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen uluslararası petrol ihalesinde Batı Kurna-2 petrol yatağını işletmek için Rus petrol şirketi Lukoil ile bir anlaşma imzalanmıştır. Rusya’nın diğer enerji şirketi Gazprom, Türk petrol şirketi TPAO ve Güney Kore petrol şirketi ile birlikte Bağdat’ın Bedra bölgesinde bir ihale kazanmıştır.[34]

2012 yılında dönemin Başbakanı Nuri-el Maliki’nin Moskova’ya ziyareti sırasında 4,2 milyar dolar değerinde kapsamlı bir anlaşma imzalanmıştır. Anlaşmaya göre, Irak’a ihraç edilen silahlar arasında ilk sırayı 50 adet Pançirhava savunma füzesi ve Mi-28N Gece Avcısı adlı savaş helikopteri yer almıştır. Aynı ziyaret sırasında 4,3 milyar dolar değerinde iki anlaşma daha imzalanmıştır. Buna göre 2 milyar dolar değerinde 30 adet Mi-28NE savaş helikopteri ve 2,3 milyar dolar değerinde Pançir-S1 hava savunma füzesinin satışı konusunda anlaşılmıştır.[35] Yine 2012 yılında Uluslararası Petersburg Ekonomik Forumu’nda Rus ve Iraklı enerji bakanları arasında, petrol ve doğalgaz başta olmak üzere enerji iş birliği konusunda ilişkilerin geliştirilmesi kararlaştırılmıştır.

Putin döneminde, Irak’taki siyasi istikrarın sağlanması ve güvenlik konuları, ilişkilerde en fazla öne çıkan meseleler olmuştur; bilhassa DAEŞ ile mücadele konusuna odaklanılmıştır. 2015 yılı sonunda Rusya, Irak, İran ve Suriye’nin imzaladığı bir anlaşma ile DAEŞ’le mücadele konusunda Bağdat’ta bir “Ortak Bilgi Merkezi” kurulmasına kararı verilmiştir. Rusya, bu merkeze destek verse de 2015 yılı sonundan itibaren DAEŞ karşıtı operasyonların sadece Suriye ayağına katılmıştır.

Yemen

Rusya ve Yemen arasındaki ilişkiler geleneksel bir nitelik taşımaktadır. Moskova yönetimi ile o sıralarda Güney Yemen’in merkezi olan Sana yönetimi arasında ilk temas, 1928 yılında imzalanan dostluk ve ticari iş birliği konusundaki anlaşma ile kurulmuştur. Ancak Osmanlı sonrası iç istikrarsızlık ve yeniden yapılanma sürecindeki Yemen’in siyasi ortamı, uluslararası ilişkiler geliştirmesi için uygun olmadığından, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler 31 Ekim 1955’ten sonra ciddi anlamda başlamıştır.

1956 yılında, SSCB ve Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti arasında askerî bir anlaşma imzalanmıştır. Soğuk Savaş yıllarında güney ve kuzey olmak üzere ikiye ayrılan Yemen, bu bölünmenin sıkıntılarını kanlı iç savaşlarla yaşamıştır. Bunlardan biri de 1962’deki savaştır. Bu savaş, Yemen içindeki bir iktidar savaşı olduğu kadar, dönemin Soğuk Savaş dengelerine bağlı bloksal yönü ile de dikkat çekicidir. Bir yanda sosyalist Güney Yemen’i destekleyen SSCB ve Mısır bir yanda da Suudi Arabistan ve ABD’nin desteklediği Kuzey Yemen arasındaki savaş, 1970 yılına kadar sürmüştür.

1990 yılında iki Yemen’in birleşmesine kadar, güneydeki Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti, SSCB’den askerî ve ekonomik destek alarak varlığını koruduğu için, Moskova yönetiminin en önemli müttefiklerinden biri olmuştur. 1991 yılından itibaren SSCB’nin dağılıp yerine Rusya’nın kurulması sürecinde kesintiye uğrayan ilişkiler, daha sonra yeniden kurulmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede, 16 Şubat 1991’de SSCB ve Yemen arasında ticari bir anlaşma imzalanmış ve ticari-ekonomik iş birliğinin güçlendirilmesi için Sovyet-Yemen komisyonu kurulmuştur. 1999 yılına gelindiğinde ise, Yemen’in SSCB döneminden kalan bütün borçlarının silinmesine ilişkin bir anlaşma imzalanmıştır.

2000 yılında New York’ta döneminYemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ilk görüşmelerini gerçekleştirmiştir. Bu görüşmenin ardından iki ülke arasında karşılıklı heyetlerin gidiş gelişi hızlanmıştır. Çok geçmeden 17 Aralık 2002’de Yemen ve Rusya arasında karşılıklı çıkarlara dayalı Dostluk ve İş Birliği Anlaşması imzalanmıştır. Sana yönetimi, Moskova’nın Ortadoğu’da Araplar lehine görünen tüm girişimlerini ve Arap ülkeleri ile iş birliğini güçlendirme çabalarını desteklemiştir. Yatırımların karşılıklı şekilde korunması ve ticari-ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi için 11 Aralık 2002 tarihinde Rusya ve Yemen arasında yeni bir mutabakat anlaşması imzalanmıştır.

"1990 yılında iki Yemen’in birleşmesine kadar, güneydeki Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti, SSCB’den askerî ve ekonomik destek alarak varlığını koruduğu için, Moskova yönetiminin en önemli müttefiklerinden biri olmuştur. "

2004 yılı Kasım ayında, Rusya’nın “Medeniyetler Diyaloğu” komitesi tarafından Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih, Rus ve Yemen halkları arasında kültürel ve dostluk ilişkilerini güçlendirdiği için ödüle layık görülmüştür.

2005 yılında Sana’da düzenlenen İİT toplantısına Rusya Dışişleri Bakanı SergeyLavrov katılmıştır. Toplantı sırasında Lavrov ve Cumhurbaşkanı Salih bir görüşme gerçekleştirmiş ve ilişkilerin geliştirilmesi için adımlar atılmıştır.[36] 2007 yılı Aralık ayında, Sana’da Rusya’nın Ekonomik Kalkınma Konseyi’nin desteği ile Rus Dışişleri Bakanlığı ve Ticaret Odası, iki ülke arasında ticari ve ekonomik ilişkilerin ileriye dönük perspektiflerine dair kapsamlı bir forum gerçekleştirmiştir. Çok geçmeden 2008 yılında iki ülke arasındaki ticaret hacmi 129 milyon dolara ulaşmıştır.[37]

2010 yılından itibaren başlayan Ortadoğu’daki siyasi kargaşa dönemi ile birlikte, Rusya ve Yemen arasındaki siyasi iş birliği, yeni bir çizgide yol almaya başlamıştır. Aynı yıl Rusya’nında dâhil olduğu 20 ülkenin dışişleri bakanlarının katıldığı Londra’daki “Yemen Dostları Grubu” kurulmuştur.

SSCB döneminde Yemen silahlı kuvvetlerinin %80-90’ı Sovyet üretimi silahlarla teçhiz edildiği için, iki Yemen’in birleşmesi sonrasında da bu bağımlılık devam etmiştir. 1998 yılında Yemen ve Rusya hükümetleri arasında askerî-teknik iş birliğine dair bir anlaşma imzalanmıştır. Çok geçmeden 2000 yılında, Yemen Savunma Bakanı Muhammed Deyfallı Moskova’ya bir ziyarette bulunmuştur. Ziyaret sırasında, Yemen tarafından satın alınacak silah ve teçhizat listesine dair protokol imzalanmıştır. Bu listede 10’dan fazla SU-27SK ve SU-27UB savaş uçağı, 10 adet Mİ-35 helikopteri, 100 adet T-72B yer almıştır. Bunlardan başka 2002 yılında, Rusya’nın MİG şirketi tarafından 15 MİG-29 savaş uçağının Yemen’e teslimatına da başlanmıştır. 2002’nin Aralık ayında Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih ve Vladimir Putin arasında gerçekleşen görüşmede, iki ülke arasındaki askerî-teknik ilişkilerin geliştirilmesinin önemi teyit edilmiştir.[38] 2013 yılına kadar Yemen’in Rusya’dan aldığı askerî teknolojilerin değeri 9 milyar dolara ulaşmıştır.[39]

Husiler ile merkezî Yemen hükümeti arasındaki savaş sürecinde tarafsız kalmaya çalışan Rusya yönetimi, merkezî hükümet lehine olan yaklaşımını 2016 yılından itibaren kesinleşen Husi ilerleyişi karşısında esnetme eğilimine girmiştir. Moskova’da Husi delegelerle görüşen Rus yetkililer, açık destek şeklinde olmasa da en azından ülkenin geleceğinde söz sahibi olacağını düşündükleri bu grup ile teması koparmama yanlısı bir tutum içindedir.

 


[1]ŞebnemHacıyeva, Türkiye-ErmenistanMünasibetlerindeAzerbaycanAmili, BakıDövletUniversiteti, 2013, s. 363.
[2]DmitriyTrenin, “Rossiya Na BlijnemVostoke: Zadaçi, Prioritetı, Politiçeskiye Stimulı”, MoskovskiyÇentrKarnegi, 21.04.2016.
[3] Vladimir Koryagin, “KakSovetskayaRossiyaPoteryalaSaudovskuyuAraviyu”, Gazeta.ru, 24.01.2015.
[4]Hilal el-Harisi, “Riyad-Moskova İlişkilerinin Tarihi”, Yakın Doğu Haber, 12.02.2007.
[5] Ertan Efegil, “Suudi Arabistan’ın Dış Politikasını Şekillendiren Faktörler”, Ortadoğu Analiz, Mayıs 2013, c. 5, S. 53, s. 107.
[6] Samsonov Aleksandr, “Saudovskaya Araviya Protiv SSSR İ Rossii”, Voennoye Obozrenie, 21.12.2013.
[7] İlyas Kamalov, “Rusya’nın Ortadoğu Politikası”, Orsam Rapor, No. 125, Temmuz 2012, s. 12.
[8]JülyenNosetti, “Saudovskaya Araviya v Rossiyskoy Diplomatii”, Russie.Nei.Visions, No. 52, Haziran 2010, ss. 9-10.
[9] Grigory Kosach, Elena Melkumyan, “Possibilities of a Strategic Relationship Between Russia and Saudi Arabia”, Russian International Affairs Council, 06.08.2016, ss. 3-4.
[10] A. Ya. Neymatov, “Analiz Sovremennıx Rossiysko-Saudovskix Otnosheniy”, Svejiy Vzglyad, ss. 271-273.
[11]E. O. Kosaev, “Rossiya i Saudovskaya Araviya Dinamika Energetiçeskoqo Partnerstva”, İnstitut Blijneqo Vostoka.
[12] İlyas Kamalov, “Ortadoğu Silah Pazarında Rusya’nın Rolü”, Ortadoğu Analiz,Temmuz 2013, c. 5, S. 55, s. 69.
[13] Rossiysko-Saudovskoye Voenno-Texniçeskoye Sotrudniçestvo Mojet Poluçit Dinamiçnoye Razvitie, Fond Strategiçeskoy Kulturı, 10.08.2015.
[14]Andrey Fedorchenko, “Rossiysko-Saudovskiye Otnosheniya, Problemı i Perspektivı”, International Middle Eastern Studies Club, 30.09.2015.
[15] “Rossiysko-Saudovskiye Otnosheniya”, http://www.riyadh.mid.ru/spravka.html.
[16]Anna Vatyuçenko, “Siriya i Rossiya 70 Let Vmeste”, https://defendingrussia.ru/a/sirija_i_rossija_70_let_vmeste-4114/
[17] V. V. Evseev, “Nekotorıe Aspektı Rossiysko-Siriykogo Sotrudniçestva”, İnstitut Blijneqo Vostoka.
[18] İlyas Kamalov, “Ortadoğu Silah Pazarında Rusya’nın Payı”, Ortadoğu Analiz, Temmuz 2013, c. 5, S. 55, s. 62.
[19] Muhammed İbrahim Nazir, “Razvitie Rossiysko-Siriyskix Voenno-Politiçeskix Otnosheniy v Sovremennıx Usloviyax”, Vestnik Ekaterininskogo İnstituta, No. 1, 2014, s. 111.
[20] Yu Xan, “Siriyskiy Krizis: Problemı i Perspektivı Uregulirovaniya”, http://dom-hors.ru/rus/files/arhiv_zhurnala/pep/2016/4/politics/you.pdf.
[21]Xan, “Siriyskiy Krizis: Problemı i Perspektivı Uregulirovaniya”.
[22] “Rossiya v Sirii: Duraki o Dobıçe Sporyat, A Umnıye Ee Delyat”, İnosti.ru, 09.03.2016.
[23]MexdiXasan, “Rossiya I İran”, Livejournal.com, 23.01.2014.
[24]Samuel Ramani, “Rossiya i İran- Luçşiye Druzya?”, İnosti.ru, 13.11.2015.
[25] “Sovremennıye Rossiysko-İranskiye Otnosheniya: Vızovı i Vozmojnosti”, Russiacouncil.ru, Moskova, 2014, s. 7.
[26]A. Feyazi, “Rossiysko-İranskiye Otnosheniya: OsnovnıyeTendençiiRazvitiya”, Baku, 2010, s. 267.
[27] “Rusya-İran StratejiMünasibetleri”, GafsamStratejikAraştırmalarMerkezi, 15.06.2008.
[28]İvan Truşkin, “Rossiysko-İranskoye Torgovo-Ekonomiçeskoye Sotrudniçestvo i Novıye Sankçii”, s. 131.
[29] Kamalov, “Ortadoğu Silah Pazarında Rusya’nın Payı”, s. 64.
[30] “Sovmestnoye Sovetsko-İrakskoye Kommyunike o Vizite v SSSR Zamestitelya Predsedatelya Soveta Revolyuçinnogo Komandovaniya İrakskoy Respubliki”, Pravda, 04.02.1977.
[31] “Otnosheniya Rossii i İraka”, Ria Novosti, 10.04.2009.
[32] “Rossiysko-İrakskiye Otnosheniya”, Ministerstvo İnostrannıx Del Rossiyskoy Federaçii, 26.05.2008.
[33] Marat Terterov, “Rossiysko-İrakskiye Otnosheniya”, İnosti.ru, 15.06.2011.
[34] “Rossiysko-İrakskiye Otnosheniya”, Rossiysko-İrakskiy Delovoy Sovet, http://www.rirbc.ru/ob-irake/sotrudnichestvo-s-rf.html.
[35] “Rossiysko-İrakskiye Otnosheniya Segodnya”, Voprosik.net, 19.10.2012.
[36] “Rossiysko-Yemenskiye Otnosheniya”, Ministerstvo İnostrannıx Del Rossiyskoy Federaçii, 10.10.2011.
[37] E. O. Kasaev, “Sovremennıye Torgovo-Ekonomiçeskiye Otnosheniya Rossii s Yemenom”, İnstitut Blijnego Vostoka.
[38] V. P. Yurçenko, “Voenno-Texniçeskoye Sotrudniçestvo Rossii s Arabskimi Stranami”, http://www.iimes.ru/rus/stat/2003/20-05-03.htm.
[39]Kamalov, “Ortadoğu Silah Pazarında Rusya’nın Payı”, s. 68.