Yükleniyor...
Şiirleriyle İnsanlığa Işık Tutan Bir Şair ve Filozof: Muhammed İkbal

Şiirleriyle İnsanlığa Işık Tutan Bir Şair ve Filozof: Muhammed İkbal

06 Mart 2017

Erken dönem hayatı ve eğitimi

Urdu ve Fars edebiyatının önde gelen isimlerinden biri olan Muhammed İkbal, 1873’te Pakistan’ın Pencap eyaletinde, mutasavvıf bir anne babanın oğlu olarak dünyaya geldi. Medresede Kur’an-ı Kerim, dil, tarih ve edebiyat eğitimi alan İkbal, Lahor’da felsefe, İngiliz edebiyatı ve Arapça dallarında tamamladığı yüksek öğreniminden sonra üniversitede çalışmaya başladı.

İkbal 1905’te yüksek tahsil için Avrupa’ya gitti ve orada üç yıl kaldı. Cambridge Üniversitesi’nde felsefe okudu ve sonra Almanya’da İran tasavvufu üzerin “The Development of Metaphysics in Persia” yani “İran’da Metafiziğin Gelişmesi” başlıklı bir doktora tezi yazarak Münih Üniversitesi’nden doktora diploması aldı. 1908’de de Lincoln’s Inn’den İngiltere’nin en yüksek hukuk diplomasını aldı. Bu dönemin İkbal’in dünyasına en önemli katkısı ise, Avrupa’nın sosyal yapısını çok yakından görmüş olmasıydı.

Avrupa’nın İkbal’in düşüncesine etkisi

Avrupa’daki müşahedeleri ve tecrübeleri şahsı üzerinde çok yönlü tesirler bıraktı. İkbal, Avrupalıların girişkenliklerinden ve enerji dolu hayatlarından etkilendi. Avrupa’nın fen ve bilim alanında sahip olduğu geniş imkânlarına, yeni buluşlarına ve icatlarına hayran kaldı. Fakat Avrupa’nın müreffeh hayatının yanı sıra, milletlerinin acımasız rekabeti de İkbal’in gözünden kaçmadı. Kapitalist sistemin temelinde bu fesat mevcuttu. Avrupa milletleri arasındaki bu acımasız rekabet, adeta bir savaş gibiydi. Böylece İkbal, Avrupa’nın girişken, enerji dolu ve müreffeh hayatına rağmen onun ırkçılığını, acımasız rekabetini, aşırı milliyetçiliğini ve dolayısıyla milletlerin arasındaki düşmanlığı ve insanların ırka ve renge dayalı nefretlerini gördü; bunlardan derinden etkilendi. Bunu şiirlerinde de dile getirdi:

Ey Batılılar! Bu dünya bir dükkân değildir,

Sizin değer verdiğiniz şeyler aslında değersizdir.

Medeniyetiniz kendi hançeriyle intihar edecektir.

Zayıf dal üzerinde yapılan yuva payidar olmayacaktır.

İkbal, Avrupa’nın girişken ve hareket dolu hayatından etkilendiği halde sosyal ve siyasi sistemlerinin çürük ve çökmeye mahkûm olduğunu anlamakta gecikmedi. Sonra Batı’nın aşırı milliyetçilik, ırkçılık, insanlar arasındaki acımasız rekabet gibi hastalıklarına bir panzehir aradı ve bunu İslam’da buldu.

İslam’ın ırklar ve uluslar üstü kardeşlik özelliğinin Batı’nın hastalıklarına panzehir olduğuna inanan İkbal, bu inancını İslam’ın dünyaya hâkim olduğu dönemde bu kardeşliğin gerçek olarak yaşanmasına dayandırmıştır. İkbal’e göre insanlık tarihinde yalnızca İslam döneminde ırk, renk ve değişik ülkelerden insanlar bir araya gelerek İslam dünyasını geliştirmek amacıyla asırlarca ahenk içerisinde çalışmışlardır.

Şiirleri

İkbal çok genç yaşlarından itibaren şiir yazmaya başlamıştır. İlk dönemlerindeki şiirlerinde romantik ve tasavvuf eğilimler hâkimdir.

Her şeyde ezeli bir güzellik aksetmektedir

İnsanların sözlerinde, goncaların açılışında

Her farklılık içinde bir vahdet gizlidir

Ateş böceklerinin parlaklığında, çiçeklerin açılışında.

Bunun gibi pek çok örnek verilebilir. Fakat çok geçmeden İkbal’in şiirlerinde Hindistan milliyetçiliği ağır basmaya başlar.

Hintli Çocukların Kavm-i Teranesi

Fars’tan kopan yıldızları

Parlatarak samanyoluna yükselten ülke

Vahdetin sesini dünyaya duyuran ülke

Hicaz’ın efendisini serinleten ülke

O benim vatanımdır, o benim vatanımdır.

 

Dağları Sina, insanları Kelim (Musa) olan ülke

Nuh Peygamber’in gemisini ağırlayan ülke

Gökyüzüne yükselen merdiven ülke

Hayat yaşamak için cennet mekân ülke

O benim vatanımdır, o benim vatanımdır.

Ancak İkbal sadece körü körüne vatanını ve milletini methetmedi. Aynı zamanda Hint kıtasındaki insanların hayata karşı olan tavırlarını ve zavallılıklarını tenkit ve takbih etmekten de çekinmedi.

Ey Hintliler! Eğer anlamazsanız silinir yok olursunuz

Tarih kitaplarında bile isminiz için yer bulamazsınız.

Böylece şair İkbal, şiirlerinde şahsi hisleri yerine millî dertleri ve yaşadığı dünyadaki meseleleri dile getirmeye başladı. Dolayısıyla onun şiirleri her zaman okuyucularını ve milletini içine düştükleri kötü şartları değiştirmek için harekete geçmeye teşvik etti. Bu şiirler onun 1899-1905 yılları arasındaki ilk şairlik döneminde yazdığı şiirlerdi. O, şiir dili ile Müslümanlara unutmuş oldukları vazifelerini hatırlattı. Şiirlerini bu misyonu yerine getirmek için bir amaç olarak kullandı. Bir şiirinde şöyle demektedir:

Eğer insanları yetiştirmekse şiirin amacı

O zaman şairlerdir Peygamberin aracı.

Dolayısıyla İkbal, şuurlu olarak şiirlerinde İslam ümmetini uyarmak ve onları derin uykularından uyandırmak misyonunu yüklendi. İkbal’in bir kitabının ismi de Bangi Dare yani Kervanın Zilleri’dir. Bu, İslam ümmetinin kervanını harekete geçirmek için bir uyarı anlamındadır. 1905 yılında milliyetçi olarak Avrupa’ya giden İkbal, 1908 yılında İslamcı ve ümmetçi olarak geri dönüyordu. O, İslam dünyasının bir araya gelmesi ve çeşitli ülkelerden ırk ve renkteki Müslümanların bir millet olarak İslam ümmetini ihya etmesi gerektiğine samimiyetle inandı ve şiir dili ile bu mesajı yaymaya çalıştı. Şöyle haykırmıştır:

Her ülke benim ülkemdir

Ki Allah’ın mülkü mülkümüzdür.

Artık onun vatanı yalnızca Hindistan değil, Fas’tan Endonezya’ya, Nil’den Kaşgar’a kadar uzanan İslam dünyasıdır. Sonra bu fikre uygun olarak “Hintli Çocukların Kavm-i Teranesi” yerine “Terane-i Millî”yi, yani “İslam Millî Marşı”nı kaleme almıştır:

Terane-i Millî

Çin bizim, Arabistan bizim, Hindistan da bizimdir;

Biz Müslümanlarız, bütün cihan bizimdir.

Tevhid emaneti kalbimizde saklıdır;

Dünyadan ismimizi silmek imkânsızdır.

Dünya puthanesinde ilk Tevhid Evi bizimdir;

Biz onun bekçisiyiz, O bizim koruyucumuzdur.

Kılıçlar gölgesinde büyüdük biz;

Hilal ve hançer nişanımızdır.

Avrupa vadilerinde yükselen tekbir sesleri bizimdi;

Kimse durduramıyordu sel gibi yükselişimizi.

Bâtıla karşı boyun eğmek değil âdetimiz;

Yüzlerce kere gökyüzü buna şahit yapmış bizi.

Ey Endülüs Gülistan’ı! Hatırlarsın bizi;

Bir zamanlar dallarında olan yuvamızı.

Ey Dicle dalgaları! Siz de tanırsınız bizi.

Hâlâ sularınız tekrarlayıp durur hikâyemizi.

Ey Arz-ı Mukaddes! Senin için verdik canımızı.

Hâlâ damarlarında dolaşıp durur kanımız.

Bizimdir Başkumandan Hicaz’ın Efendisi,

Kalbimizin huzurudur onun ismi.

İkbal’in bu teranesi kervanın zili gibidir

Tekrar harekete geçmek üzere olan kervanımızdır.

Diğerleri