Yükleniyor...
Tanrı Dağları’ndan Erciyes Eteklerine: Uygurların Korku ve Umut Dolu Yolculuğu

Tanrı Dağları’ndan Erciyes Eteklerine: Uygurların Korku ve Umut Dolu Yolculuğu

15 Aralık 2015

Çin’den Güneydoğu Asya ülkelerine kendi imkânları ile veya insan kaçakçıları aracılığıyla göç eden Uygurların sayısı son iki yılda 10.000’i buldu. Çoğu zaman yaya, kimi zaman da deniz araçları ile Laos ve Vietnam üzerinden Tayland ve Kamboçya’ya oradan da Malezya ve Endonezya’ya sığınan Uygur mültecilerin önemli bir kısmının son durakları Türkiye. Ortak tarihî ve kültürel bağlar, Türkçenin Uygurca ile olan yakınlığı ve Türkiye’ye ilk defa 1952’de yerleşen ve her geçen yıl sayıları artan bir Uygur toplumu bulunması, bu tercihin başlıca sebeplerinden.

Kayseri merkezli Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği’nden Abdülkadir Tümtürk’ün verdiği bilgilere göre, son iki yılda Türkiye’ye gelen Uygurların sayısı 8.000 civarında. Son kafile, haziran ayında Tümtürk’ün gözetiminde Tayland’dan Türkiye’ye getirilen 171 kadın, çocuk ve bebekten oluşuyor. Tayland’da yaklaşık bir senedir yasa dışı göçmen gözaltı merkezlerinde tutuklu bulunan bu kafiledekilerin çoğu, önceki kafileler gibi Kayseri’ye yerleştirilmiş. İHH İnsani Yardım Vakfı ekibi olarak Kayseri Valiliği’nin himayesinde muhtelif mahallelere yerleştirilen Uygur kadınları evlerinde ziyaret ettik, dehşetle anlattıkları göç hikâyelerini dinledik; geride bıraktıkları eşleri, çocukları, akrabaları, yakınları, sevdikleri için duydukları ızdıraba şahit olduk. Omuzlarında yaşadıklarının vahametinin farkında olmayan çocuklarının sorumlulukları ile Uygur hanımların hüzünlü ama dirayetli halleri bizi derinden etkiledi.

Yaşadıkları travma gözlerinden okunuyordu. Çoğu babalarını, eşlerini, erkek kardeşlerini geride bırakmak zorunda kalmış. Zira insan kaçakçılarının elinde yakaladığı Uygur mültecilere illegal göçmen muamelesi yapan Tayland, bu mültecilerin önemli bir kısmını bir-iki yıl süreyle sığınma merkezlerinde tuttuktan sonra iki ülke arasındaki Şangay İşbirliği Örgütü’nün güvenlik anlaşmaları gereğince Çin’e iade ediyor. Çin’e iade edilen Uygur erkeklerin çoğuna geri gelmeyecek gözüyle bakılıyor. Çünkü Çin’in iadesini istediği Uygurlar devletin güvenliğine karşı işlenen suçlar olarak nitelenen suçlardan aranan -ki bu suçların arasına 18 yaşın altındaki çocuklara Kur’an öğretmek, dinî konular içeren yayınlar dağıtmak ya da protesto gösterilerine katılmak da giriyor- yani kara listeye alınmış Uygurlar. Bu kişiler iade edilmeleri halinde ya ağır hapis cezalarına çarptırılarak cezaevine konuluyor ya da idama mahkûm ediliyor. Ağır hapis cezasına çarptırılanlar insanlık dışı muamele görüyor, hiçbir sağlık hizmetinden yararlanamadan, çoğu zaman ağır işkenceler altında can veriyor. İşte bu yüzdendir ki, temmuz ayında Tayland’ın 100 Uygur’u Çin’e iade ettiği haberi geldiğinde Kayseri’deki mültecilerin evlerinden ağıtlar yükselmiş. Görüştüğümüz mülteci hanımlardan biri, Uygur erkeklerin Tayland’dan Çin’e uçakla gönderileceklerini öğrendikleri o gece, uçak Çin’e varmadan düşsün de içindekiler işkence görmesin diye dua ettiklerini söylüyor.

Mültecilerle konuştuğumuzda her birinin hikâyesinin birbirinden trajik olduğunu görüyoruz. Ortak söyledikleri, dinî inançlarını istedikleri gibi yaşayamıyor olmaları. Kimi çocuklara Kur’an öğrettiği ve hafızlık yaptırdığı için, kimi sakal bıraktığı kimi de peçeli, pardösülü dışarı çıktığı için polis tarafından gözaltına alınmış, işinden kovulmuş veya evlerine, iş yerlerine, mal varlıklarına el konulmuş. Çin’de özellikle son iki yıldır İslami pratiklerin ve kılık kıyafetlerin toplumun huzuruna ve güvenliğine bir tehdit olarak algılanması ile birlikte artan yasaklar ve baskılar, bilhassa Kaşgar, Aksu, Hoten ve Yarkent’te çok acımasız bir şekilde uygulanıyor. Bu yasakların son iki yılda artmasının sebebi ise özellikle IŞİD’in Çin’i hedef alan tehditleri ve bununla bağlantılı olarak Pekin hükümetinin “dindar olduğunu” veya “dindarlaştığını” tespit ettiği Uygurlara potansiyel IŞİD militanı muamelesi yapması.

İstanbul üzerinden Kayseri’ye gelen Uygurlar şimdilik isimleri açıklanması uygun görülmeyen mahallelere yerleştirilmiş. Birçoğu, yakın aile fertleri, akrabaları hâlâ memleketlerinde olduğu için fotoğraflarının basında yayınlanması halinde yakınlarının Çin polisi tarafından rahat bırakılmayacağını düşünüyor. Bir evde kimi zaman iki-üç aile birden yaşamak zorunda kalıyor. İlk ziyaret ettiğimiz evde üç anne ve altı çocuğun birlikte yaşadığını öğreniyoruz. Hotenli olan Zeynep Hanım iki çocuk annesi. İnsan kaçakçılarına binlerce dolar ödeyerek eşiyle birlikte yola çıkmış. Eşi ve beş yaşından küçük iki çocuğu ile Tayland’da yakalanmışlar ve yasa dışı göçmen merkezinde 18 ay tutulmuşlar. Eşi Çin’e iade edilmiş. Akıbeti hakkında hiçbir bilgi yok. Yine Hotenli Rahile Hanım da Zeynep Hanım gibi eşi ve çocukları ile birlikte 18 ay boyunca Tayland, Songkhla’da demir parmaklıklar arkasında, her an Çin’e iade edilecekleri korkusu ile tutulmuş. İkinci çocuğunu da bu hapishanede herhangi bir doktor veya hemşire gözetimi olmaksızın dünyaya getirmiş. Çocuklarıyla Türkiye’ye gönderilirken eşini geride bırakmak zorunda kalmış. Son bir aydır eşinden haber alamıyor. Çin’e iade edilmiş olması en büyük korkusu. Ayşe Hanım Aksu’dan. Eşi ile birlikte yerel otoritelere yakalanmadan Türkiye’ye sağ salim varmayı başarmışlar. Ama ortadan kaybolmuş olmaları, bulundukları ilçede polisin dikkatini çekmiş, bu sebeple polisin akrabalarını sık sık ziyaret ederek gözlerini korkutmaya çalıştığını söylüyor.

Aynı apartmanda altlı üstlü oturan mültecileri sırayla ziyaret ediyoruz. Her biri mutfağında olan kadarıyla bir sofra hazırlamış. Uygur evlerinde misafir gidene kadar sofra hiç kalkmaz diyorlar. Kimi meyve, kimi çay, kimi Uygur pilavı ikram ediyor. Misafirleri olarak bizlere gösterdikleri hürmet karşısında mahcubiyet duyuyoruz. Kendileri için yapabileceğimiz bir şey olup olmadığını sorduğumuzda bizim yaşadıklarımızı dünyaya duyurun, bize yeter diyorlar.

Yarkent’ten Meryem Hanım da altı çocuğu ve bir torunuyla birlikte sekiz ay Tayland’daki göçmen merkezinde tutulmuş. En küçük çocuğunu da burada dünyaya getirmiş. Aynı evi paylaştığı Yasemin Hanım ise Tayland’da 1,5 yıl tutuklu kalmış. İki çocuğu var. Yola çıkarken çocuklarından birini memleketi Aksu’da anneanne ve babaanneye emanet ettiklerini söylerken sesi titriyor, başını öne eğiyor. Çin’de iki çocuktan fazlası yasak olduğu için iki hamileliği üçüncü aylarındayken hastanede hemşire gözetiminde lazer işlemiyle düşürülerek kürtaja tabi tutulmuş. Eşi Kur’an kursu hocası ve hafız imiş. Halen Tayland’da tutuklu olduğunu söylüyor.

İki çocuk annesi Fatıma Hanım 20 yaşında. Eşi ve babası Tayland’da tutuklu bulunuyor. Fatıma Hanım Türkiye’ye gönderilirken kendisine hapishanedeki çocuklardan biri emanet edilmiş. Fatıma Hanım, anne babası tarafından geleceği kurtulsun diye kendisine emanet edilen bu çocuğa akrabaları gelene kadar kendi çocuklarından ayırmayıp gözü gibi bakacağını söylüyor.

Bir sonraki ziyaret ettiğimiz evde İbrahim’le tanışıyoruz. Urumçili, 13 yaşında ve Kurrâ hafızı. Babası ABD tarafından tutuklanıp Guantanamo’ya gönderilen 22 Uygur’dan biri. İbrahim beş aylıkken babası Afganistan’da, Taliban kamplarında silahlı eğitim aldığı iddiasıyla ABD ordusuna teslim edilmiş. 11 aylık olduğunda ise bu sefer annesi Çin tarafından hapse atılmış. Hapis cezasının çoğunu hücre hapsinde geçiren annesi, 10 yılın sonunda salıverildiğinde çareyi İbrahim’le birlikte göç etmekte bulmuş. Türkiye’ye gelir gelmez eğitimine devam etmeye başlayan ve Uygur hocalarından tefsir, hadis, Arapça dersleri alan; yaşıtlarının ötesinde bir azim, zekâ ve kabiliyet gösteren İbrahim örnek bir çocuk. İbrahim şimdi annesiyle birlikte “düşman savaşçı” olmadığı kanıtlanan ve aklanarak Guantanamo’dan salıverilen babasıyla buluşacağı günü bekliyor.

Anneleri ve babalarıyla birlikte çıktıkları bu uzun yolculukta, tanık oldukları sebebiyle henüz daha oyun çağındayken yetişkinliğe adım atan Uygur çocuklar arasında çok sayıda hafız olduğunu öğreniyoruz. Bir kısmı anne babalarının gözetiminde bir kısmı da evlerde kimse duymasın diye büyük bir gizlilik içinde katıldıkları kurslarda hafızlıklarını tamamlamış. Pek çoğu yakalandıkları Tayland’da anne babalarıyla birlikte 1-1,5 yıl boyunca dört tarafı parmaklıklarla çevrili 20-25 metrekarelik hücrelerde kalmış. Parmak izi vermeye direndikleri için darp edildikleri zamanlar olmuş. Geceleri anne babaları gibi onlar da kuru beton üzerinde uyumaya zorlanmış. Yedikleri ise çoğu zaman kuru balık ve çok az pirinç lapasından ibaret olmuş. Ayakkabı bile giymelerine müsaade edilmeyen çocuklar, üzerlerine hortum tutularak topluca soğuk suyla banyo yapmaya zorlanmış. Türkiye’ye getirilen bu çocukların çoğu şimdi tüberküloz ve verem tedavisi görüyor.

Çocukların sağlık durumlarını sorduğumuzda bize Tayland’da tüberkülozdan can veren Abdullah’ın dramatik hikâyesini anlatıyorlar. Annesini memleketleri Aksu’da bırakıp babasının kucağında yollara düşen üç yaşındaki Abdullah Abdulveli, yakalanıp gözaltına alındıkları Tayland, Songhkla’da dokuz ayın sonunda tüberküloza yakalanmış. İki ay boyunca akciğerlerini perişan eden bu hastalıkla mücadele eden Abdullah’ın durumu, tutuldukları hücrelerdeki olumsuz şartların da etkisiyle giderek kötüleşmiş. O sırada Songkhla’da bulunan Abdulkadir Tümtürk hastaneye yatırılan çocuğun vefatını haber aldığını, cesedini kendisinin yıkadığını ve beraberindeki üç arkadaşı ile birlikte çocuğun cenaze namazını kılarak bulundukları bölgeye yakın bir Müslüman mezarlığına defnettiklerini söylüyor. Dünyayı yeni yeni tanıyan, daha oyun ve naz çağında, üç yaşındaki Abdullah’ın anne ve babasından mahrum, bir hastane yatağında yalnız başına can verdiğini öğrendiğimizde soğukkanlılığımızı muhafaza etmekte zorlanıyoruz.

Görüştüğümüz mültecilerin çoğunun memleketlerinde hali vakti yerinde, arsası, ekili tarlası olan ya da ticaretle uğraşan ailelerden olduğunu öğreniyoruz. Çin’den Türkiye’ye gelmelerinin iş sahibi olmak ve daha refah bir hayat yaşamak arzusu ile ilgisi olmadığını anlamamızı istiyorlar. Tüm mal varlıklarını geride bırakarak memleketlerini terk etmelerinin, dahası insanın dayanma gücünü zorlayan bu yolculuğa çıkmak istemelerinin yegâne sebebi inandıkları şekilde ibadet etme, inandıkları şekilde giyinme ve çocuklarını inandıkları din üzere yetiştirme arzusu.

Son iki yılda Türkiye’ye gelen (en az) 8.000 Uygur’un 1.200-1.400 kadarının Kayseri’ye yerleştiği tahmin ediliyor. Bu sayının %70 kadarı kadın ve çocuklar. Yerel STK’lar ve Uygur derneklerinin valilik nezdinde girişimleriyle mültecilere geçici konutlar tahsis edilmiş. Yıllarca kullanılmamış ve harap durumda bulunan söz konusu konutlar, yine Uygur dernekleri ve yerel STK’ların gayretleriyle altyapı ve iç tefrişat çalışmaları yapılarak oturulacak hale getirilmiş. Bununla birlikte yeni mülteciler geldikçe konut ihtiyacı artacak gibi görünüyor.

Henüz çalışma izinleri olmayan ve düzenli bir gelirleri bulunmayan Uygur mültecilerin ihtiyaçları Kayseri Valiliği, STK’lar, Uygur dernekleri ve çeşitli siyasi partilerin gençlik kolları tarafından karşılanıyor. İHH da yetim destek programı kapsamına dâhil ettiği Kayseri’de ikamet eden 76 Uygur yetime düzenli nakdi ve ayni yardım yapıyor. İHH’nın yerel partner kuruluşu Kayseri İnsani Yardım Derneği de şubat ayından bu yana kentin muhtelif bölgelerindeki ailelere düzenli olarak un yardımında bulunuyor. Kurban ve ramazan dönemlerinde çocuklara kıyafet hediye edilirken ailelere de nakdi yardım yapılıyor.

Valilik Koordinatörü Tayfun Berber’in verdiği bilgilere göre geleneksel Uygur ekmeği pişirilen bir tandır da mültecilerin hizmetine sunulmuş. Mülteciler ayrıca haftada beş gün ebe ve hemşirelerin bulunduğu, iki gün de İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı Toplum Sağlığı Merkezi’nden gelen doktorların görev yaptığı revirden ücretsiz faydalanabiliyor. Şubat ayında Uygur öğretmenlerin gözetiminde ilköğretimden lise seviyesine kadar -arzu eden ev hanımları da dâhil edilerek- müfredattaki derslerin eğitimine başlanmış. Bazı çocuklar ise civardaki okullarda eğitimlerine devam ediyor. Aralık ayında İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı Rehberlik Araştırma Merkezi’nin girişimiyle yine hanımlar ve çocuklar için rehabilitasyon çalışması başlatılması planlanıyor. Mültecilerin talep etmesi halinde mesleki eğitim verilmesi de tasarlanan projeler arasında.