Tataristan

Temel Göstergeler
Resmi Adı Tataristan Özerk Cumhuriyeti
Bağlı Olduğu Ülke Rusya Federasyonu
Başkent Kazan (1.2 Milyon)
Özerklik Tarihi 27 Mayıs 1920
Yüzölçümü 68.000 km2
Nüfusu 3.8 milyon
Nüfusun Etnik Dağılımı %53 Tatar, %40 Rus, %3 Çuvaş, %4 diğer
Komşuları Başkurdistan Cumhuriyeti, Udmurtya Cumhuriyeti, Mari El Cumhuriyeti, Çuvaşistan Cumhuriyeti, Kirov, Orenburg, Ulyanovsk ve Samara Oblastları
Coğrafi Konumu Rusya Federasyonu’nun Doğu Avrupa Ovası’nda, Çulman ve İdil (İtil, Volga) nehirlerinin kesiştiği noktada bulunmaktadır.
İklimi Tataristan’da ılıman kuşak ve karasal iklim hâkimdir. Yazlar sıcak, kışlar uzun ve soğuk geçer. Yılın en sıcak ayı temmuz, en soğuk ayı ise ocak'tır. 
Dil Rusça, Tatarca
Din %55 Müslüman, %40 Ortodoks Hristiyan
Enflasyon %3.9 (2016)
Kişi Başı Ortalama Milli Gelir 7,384 dolar (2016)
Bölgesel Gelir 32,3 milyar dolar (2016)
İşsizlik Oranı %1
Ana İhracat Ürünleri Petrol ve petrokimya ürünleri, makine ve mekanik cihazlar, gıda, ahşap ve orman ürünleri, metal ve metal yarı mamuller
Ana İthalat Ürünleri Makine ve mekanik cihazlar, metaller, gıda, tekstil, mineral , yakıtlar
Başlıca Ticaret Ortakları Polonya, İtalya, Almanya, Türkiye, Çin, Ukrayna, Macaristan

Ülke Tarihi

Bugünkü Tataristan İdil-Ural bölgesinde yer almaktadır. Bu bölgede M.S. 4. yüzyıldan itibaren Sibirya’dan gelen çeşitli Türk boyları yerleşmiş, sonraki yüzyıllarda Hunlar, Göktürkler, Hazarlar, Peçenekler, Kıpçaklar (Kumanlar), İdil Bulgarları, Altın Orda ve Kazan Hanlığı gibi Türk kavim ve devletleri bu bölgede hüküm sürmüşse de, ilk devlet teşkilâtı İdil Bulgarları tarafından kurulmuştur. 10. Yüzyılın başlarında İslam’la tanışan İdil Bulgarları, bölgede Türk-İslâm kültürünün gelişmesinde önemli rol oynamışlardır. İdil Bulgar Devleti’nden sonra bölgede Altın Orda Devleti hüküm sürmüş, onların zayıflamasıyla da Kazan, Kırım, Kasım, Astarhan ve Sibir hanlıkları ortaya çıkmıştır.

16. yüzyılın ortalarından sonra, Orta Asya’daki diğer kavimler gibi Rus istilası ile karşı karşıya kalan Tatarlar, Kazan Hanlığı’nın yıkılması sonrasında topraklarından sürülmüş ve iki yüzyıl boyunca çeşitli baskılara maruz kalmışlardır. 18. yüzyılın başlarından itibaren Kazan şehri Rusya içerisinde önemli bir konum almaya başlamış, bu dönemde Tatarlara karşı görece ılımlı bir politika uygulanmıştır.

Ancak 19. Yüzyılın ortalarından itibaren yeni bir asimilasyon politikası başlatılmış, Sibirya, Türkistan ve Osmanlı Devleti’ne kitlesel göçler gerçekleşmiştir. 1905 Rus İhtilâli ile görece bir serbestiyet kazanan Tatarlar Müslüman kongreleri düzenlemiş, büyük şehirlerde matbuat hareketine girişmişlerdir. Gaspıralı İsmail gibi şahsiyetler bu süreçte aktif rol almıştır.

1917’deki Bolşevik Devrimi sonrasında millî hareketler yeniden canlanmış ve Haziran 1917’de Kazan’da bir araya gelen kurultayda İç Rusya ve Sibirya Müslüman Türk-Tatarlarının medenî muhtariyeti ilân edilerek başkanlığına Sadri Maksudi Arsal getirilmiştir. Seçimler yapılarak yeni bir meclis oluşturulmuşsa da Bolşevikler 1918 yılında meclisi dağıtmış ve siyasîlerin birçoğunu sürgüne göndermiştir. Takip eden süreçte 23 Mart 1919’da Başkurt ve 27 Mayıs 1920’de Tatar Muhtar Cumhuriyetleri ilân edilmiş, böylece İdil-Ural bölgesinde iki küçük Türk cumhuriyeti meydana gelmiştir.

Yüzyılın ortalarına kadar geçen çeyrek yüzyılı aşkın zaman diliminde, kıtlık, kuraklık ve siyasî baskılar sebebiyle yerli nüfusun önemli bir bölümü Sovyetler Birliği’nin farklı bölgelerine göç etmek zorunda kalmış, yerlerine Ruslar ve Ukraynalıların gelmesiyle nüfus dengesi Tatarlar aleyhine değişmiştir. Bu durum yüzyılın ortalarından sonra bölgenin sanayileşmesi ile daha da trajik bir hal almıştır. Ancak Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından özellikle Türkî cumhuriyetlerden gerçekleşen geri dönüşlerle nüfus yeniden Tatarlar lehine dengelenmiştir.

Komünist rejim boyunca Tatarlar dinî, millî ve kültüre değerlerinden uzaklaştırılmaya çalışılmış, Tatar diline kısıtlamalar getirilmiş, iki kez alfabe değiştirilmiş, eğitim kurumları kapatılmış, inanç hürriyeti kısıtlanmıştır. Tataristan, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra kurulan Rusya Federasyonu’na bağlanmıştır ve bugün halen Rusya Federasyonu içerisinde bir Özerk Cumhuriyet olarak varlığını sürdürmektedir.

Siyasî Yapı                              

Rusya Federasyonu’nun kurulmasının ardından yirmi yıl kadar Tataristan cumhurbaşkanlığını yürüten Mintemir Şeymiyev, Mart 2010’da görevini bırakmış ve yerine Tataristan Parlamentosu tarafından seçilen Rüstem Minnihanov geçmiştir. Minnihanov 2015 yılında bu kez halkın oyuyla yeniden seçilmiştir ve bugün hala bu görevi icra etmektedir.

Ekonomik Yapı

Tataristan başta petrol olmak üzere zengin doğal kaynakları ve gelişmiş sanayi altyapısıyla Rusya’nın en önemli bölgelerinden biri konumundadır. Ekonomi büyük ölçüde petrol üretimine dayanmaktadır. Bölgenin petrol rezervleri 800 milyon tondur. Yılda ortalama 30 milyon ton civarında ham petrol çıkartılmaktadır. Tataristan’ın Rusya’daki ham petrol üretimi içindeki payı %6’nın üzerindedir.

Bölgede ayrıca otomobil, ticari araç, kamyon, tır ve traktör üretilmektedir. Otomotiv sektöründeki en büyük aktör olan Kamaz, Rusya’da üretilen ağır kamyonların yarısından fazlasını tek başına üretmektedir.

Bölge hava sanayi açısından da gelişmiştir. Bugün Rusya’da üretilen helikopterlerin %30’u Tataristan’da üretilmektedir. Başkent Kazan’da bulunan ve 70 yıllık tarihe sahip olan Rusya’daki en önemli uçak üretim merkezlerinden biri konumundaki S.P. Gorbunov (KAPO) uçak fabrikasında bugüne kadar onlarca farklı modelde 20 bin civarında uçak üretilmiştir.

Tataristan’da tarım sektörü, sanayi ve enerji sektörünün gelişmişliği ve yüksek şehirli nüfus sebebiyle geri plandadır ve ekonomideki payı %10’un altındadır. Bölgede ağırlıklı olarak tahıl (buğday, arpa, çavdar), patates, sebze ve şeker pancarı üretilmektedir.

Tataristan 2013’te Yaz Üniversite Oyunları, 2015’te Dünya Su Sporları Şampiyonası, 2016’da Avrupa Judo Şampiyonası ve 2017’de Konfederasyon Kupası organizasyonlarında yer almıştır ve 2018 yazında Rusya’da düzenlenecek olan FIFA Dünya Kupası organizasyonunda da yer alacaktır.

Türkiye-Tataristan İlişkileri

Türkiye ile Tataristan arasında köklü millî ve tarihî bağlar bulunmaktadır. 19. Yüzyıl sonlarında Rus zulmünden kaçan Kırım Tatarları, dönemin hükümdarı 2. Abdülhamid’in izniyle Osmanlı topraklarına göç etmiş, 20. Yüzyıl başlarında ise bu kez Kazan bölgesinden ülkemize ciddi bir Tatar göçü söz konusu olmuştur. Bu göçlerle Türkiye’ye gelenler arasında yer alan Yusuf Akçura, Sadri Maksudi Arsal, Reşit Rahmeti Arat, Adile Ayda gibi isimler siyaset ve akademi dünyasında önemli yer edinmiştir.

Türkiye Rusya içerisindeki ilk başkonsolosluğunu 1996 yılında Kazan’da açmış, bir yıl sonra Tataristan İstanbul’da bir temsilcilik açmıştır. Son yıllarda gerçekleştirilen üst düzey ziyaretlerle ikili ilişkiler güçlendirilmektedir. Bu kapsamda 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül 2009’da, Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan Başbakan sıfatı ile 2011’de, Başbakan Binali Yıldırım da 2016’da bölgeye bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Tataristan Cumhurbaşkanı Minnihanov da hemen her yıl Türkiye’yi ziyaret etmektedir. En üst düzeyde gerçekleştirilen bu ziyaretlerin dışında Türkiye ve Tataristan arasında bakanlıklar düzeyinde ziyaretler de gerçekleştirilmektedir.

Türkiye ile Tataristan arasındaki ticaret hacmi 2016 yılında 215 milyon dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. Ticari ilişkilerin merkezinde inşaat yatırımları yer almaktadır. Bugün bölgedeki Türk yatırımlarının toplam miktarı 2 milyar Dolar seviyesindedir ve bu rakam Tataristan’daki toplam yabancı yatırımların %25’ine tekabül etmektedir. 2015 yılında Türkiye ile Rusya arasında yaşanan uçak krizi ile ikili ilişkilerde kırılganlıklar yaşandıysa da, bunun sınırlı etkide kalması için çaba gösterilmiştir.

Müslümanların Durumu

Bölgenin İslamiyet’le tanışması henüz Hz. Ömer zamanında gerçekleşen fetih hareketleri esnasında başlamıştır. Ancak 10. Yüzyılın başlarında İdil-Bulgar Devleti’nin Abbasi’lerden İslam dininin öğretilmesi için bir heyet talep etmesi ve İbn Fadlan başkanlığındaki heyetin bölgeye yollanması ile birlikte devlet hem resmen İslamiyet’i kabul etmiş, hem de takip eden yıllar içerisinde halkın büyük çoğunluğu Müslüman olmuştur. 13. Yüzyılda Altın Orda Devleti’nin hakimiyetinde İslamiyet bölgede daha da gelişmiş ve yaygınlaşmıştır. Ancak 16. Yüzyıldan itibaren bölgenin Rus hakimiyetine girmeye başlaması Müslümanlar için zorlu bir sürecin başlangıcı olmuş, halk inançları sebebiyle zulme maruz kalmıştır. Bölgede yürütülen Ruslaştırma ve Hristiyanlaştırma faaliyetleri ile bölgede etnik ve dinî denge Müslümanlar aleyhine bozulmuştur. Yüzyıllar boyunca devam eden bu süreçte Müslümanlar dinleri ve milliyetleri sebebiyle çeşitli baskılara maruz kalmış, ibadethaneleri tahrip edilmiş, eğitim hakları ellerinden alınmış, Müslümanların ileri gelen şahsiyetleri hapse atılmış ya da sürgüne gönderilmiştir. Buna karşılık Hristiyanlığa geçenlere sosyal ve ekonomik açıdan cazip teklifler sunulmuş, bu yolla halkın İslamiyet’ten uzaklaşması amaçlanmıştır. Ancak bu teklifler halkı dinlerinden ayırmamış ve Tatarlar İslam dinine bağlılıklarını sürdürmüşlerdir. Bunun üzerine Çarlık yönetimi 18. Yüzyılın sonlarından itibaren strateji değiştirmiş ve halkı dinlerinden ayırmaya çalışmak yerine Müslüman toplumu kontrolüne alacak birtakım girişimlerde bulunmak yoluna gitmiştir. Bu çerçevede bir idare merkezi kurulmuş, imamlara maaş bağlanmış, cami ve kütüphaneler inşa edilmiştir. Bu yolla Orta Asya’daki diğer Türk unsurlarında Çarlık yönetimine tabi olması kolaylaştırılmıştır.

Ancak bu tablo komünist rejim zamanında yeniden değişmiş ve Müslüman halk yeniden büyük bir zulüm hareketine maruz bırakılmıştır. 1920’li yılların başlarında Tataristan Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren cami ve Kuran Kursları kapatılmış, alfabe değiştirilmiş, Tatarcaki Arapça kelimeler atılmış, Müslümanların gazete, dergi yayımlaması yasaklanmış, Müslüman alimler hapse atılmış ya da sürgüne gönderilmiş, binlercesi ise çeşitli suçlamalarla idam edilmiştir. Bu sert politikalar sonucunda, 1980 yılına gelindiğinde ülkede ibadete açık cami sayısı 18’e kadar inmiştir.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Rusya Federasyonu içerisinde varlığını sürdüren Tataristan Özerk Cumhuriyeti’nde komünist rejim zamanında kalma katı uygulamalar değişmeye başlamış ve Müslümanlar inançlarını yaşama, dinî eğitim alma, yayın yapma gibi alanlarda belirli bir serbestiyete kavuşmuşlardır. Günümüzde Tataristan’daki Müslümanların durumu, bölgedeki diğer Türk topluluklarından ayrı düşünülemez. Çarlık döneminden başlayarak yüzlerce yıl süren ve komünist rejim boyunca son raddesine ulaşan İslam düşmanlığı sebebiyle halkın dini ile olan ilişkileri zedelenmiştir. İnanç boyutunda toplum dininden kopartılamamışsa da, bilgi ve uygulama alanında kaybedilen yılların telafi edilmesi için uzun yıllar alacak ciddi bir yapılanmaya ihtiyaç duyulduğu açıktır.

Diğerleri