Yükleniyor...
Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan İlişkilerinin Geleceği

Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan İlişkilerinin Geleceği

25 Şubat 2015

Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan ilişkilerinin geleceğini ele almak için, meselenin tarihî ve coğrafi boyutlarını irdelemek ve bunlarla ilintili olarak siyasi, stratejik ve ekonomik tarafları göz önünde bulundurmak gerekmektedir. İlk olarak şunu söyleyerek işe başlayabiliriz: Bu üç ülkenin geleceği, geçmişte olduğu gibi, sadece bu üç ülkeye bırakılmayacak gibi görünmektedir.

Stratejik ve ekonomik önemi herkesin malumu olan bu üç ülkenin içinde bulunduğu coğrafya, her dönem komşuları ve küresel güçler tarafından müdahaleye maruz kalmıştır. Bugün de önemi azalmayıp tam tersi artan bölgenin geleceğinde, küresel ve bölgesel aktörlerin ilişkilere müdahalesi, sorunların çözümünü zorlaştıracaktır.

Ermenistan açısından ilişkilerin durumu

Ermenistan, arkasına aldığı Rus desteği ile 1990’lı yılların başında Karabağ’ı kolayca işgal etmiş ve son 150 yılda yapmış olduğu sayısız soykırım hareketlerine bir yenisi olarak Hocalı’yı da eklemiştir. Hâlâ Rus desteğiyle ayakta duran Ermenistan, gelecekte de bu desteğe güvenmektedir. Zira Karabağ’ı kaybetmesi halinde sıranın Erivan’a gelmesinden ve tümden yok olmaktan endişe etmektedir. Türkiye ile ilişkilerinde Rus desteğinin yanında dünya kamuoyunu Ermeni tehciri üzerinden kullanmaktadır. Bu baskı ile Türkiye’yi bölge dışında tutabilmeyi planlamakta ve Azerbaycan’ı yalnızlaştırmayı hedeflemektedir. Ermeni diasporası özellikle Rusya, Fransa ve ABD başta olmak üzere dünya kamuoyunda etkili olmaktadır.

Ermenistan, kendine yönelik tehdit algılamasında Azerbaycan’ı öncelemekte ve ne olursa olsun Karabağ’ı bırakmayı düşünmemektedir. Dünyaya açılabildiği tek kapısı Gürcistan olan üç milyon nüfuslu Ermenistan’ın uzun süre çatışma tercihinde diretmesi, bugüne kadar kendi açısından olumlu sonuçlar doğurmamış, bundan sonra da doğurmayacaktır. Türkiye ve Azerbaycan sınırları kapalı olan Ermenistan’ın diğer komşusu İran da kendi özel durumu hasebiyle onu dünyaya taşıyamamaktadır. Bu manzaradan Ermenistan’ın âdeta bir kapana sıkışmış olduğu görülmektedir.

150 yıldır yaşanan olaylarda bölgeden uzaklaşan ve etkinliği azalan millet Ermenilerdir. 10 milyonluk Ermeni nüfusun büyük çoğunluğu Ermenistan dışında yaşamaktadır. Rusya, ABD ve Fransa başta olmak üzere çok sayıda ülkeye dağılmış Ermeni nüfusunun soykırım iddialarıyla kazanabileceği hiçbir şey yoktur. Ermeniler Rusya ve diğer ülkelerin politikalarına alet olarak sadece bölgeden daha fazla uzaklaşmaktadır. Türkiye ve Azerbaycan olarak Türkler, belki yüzyıl daha bölgede Ermeni problemi ile uğraşabilirler, buna en basitinden nüfus olarak imkânları yeter, ancak Ermenilerin böyle bir lüksü bulunmamaktadır. Bu noktada Ermenilerin güvendikleri Rus desteğiyle nereye kadar dayanabileceklerini iyi hesap etmeleri gerekir.

Taraflar arasındaki gerilimi sona erdirmek adına Ermenilerin Karabağ’dan vazgeçmeleri için -gelecek tasavvuru anlamında bir yol olarak- Erivan’da Ermenistan varlığının Azerbaycan ve Türkiye tarafından garanti edildiği belirtilmelidir. Gelecekte Ermeniler buna ikna edilebilirse Karabağ sorunu çözülebilir. Türkiye ve Azerbaycan, Ermenistan’ı ortadan kaldırmak gibi bir hedeflerinin olmadığını, Ermenileri ikna eder şekilde ortaya koymalıdır. Ermeni düşmanlığını körüklemek, Ermenileri daha fazla Rus tarafına itmekten başka bir sonuç doğurmayacaktır. Türkiye ve Azerbaycan’ın bu konuda çalışmaları gereklidir. Öte yandan Ermenilerin de Rus etkisinden kurtulmaları zaruridir. Zira Rusya bölgede Ermeni kozunu uzun süredir kullanmış ve kullanmaya devam etmek istemektedir.

Azerbaycan açısından ilişkilerin durumu

Azerbaycan açısından Karabağ’ın kaybedilmesi ve Hocalı katliamı, etkisi her gün hissedilen bir mesele olması sebebiyle, üç ülke ilişkileri bağlamında merkeze oturmaktadır. Bir milyonluk göçmenin var oluşu, katliamlar sonucu oluşan binlerce can kaybı ve bu durumun yaşattığı travmanın sürmesi, topraklarının %20’sinin işgal altında oluşu ve 20 yıllık ateşkesin sona ermesi ile mesele bugün de gündemdedir. İlham Aliyev’in Karabağ alınana kadar cumhurbaşkanlığına aday olacağını açıklaması ve kendi cumhurbaşkanlığını Karabağ’ın tekrar alınmasına endeksler tutumu, konunun bir dış politikadan çok bir iç politika unsuru haline geldiğinin göstergesidir.

Azerbaycan, Karabağ’ı Ermenistan’dan ziyade Rusya sebebiyle savaş yoluyla geri alamamaktadır. Barış yoluyla denediği her girişimde ise Rusya’nın kendisine daha fazla etki etme eğilimi ile karşılaşmaktadır. Karabağ’dan vazgeçememekte; çünkü bir milyonluk bir Karabağlı Türk nüfus ayrılmak zorunda kaldıkları yurtlarına geri dönmeyi beklemektedir. Aynı zamanda kaybedilen bir toprağın geri alınması, ülke açısından da millî bir meseledir. Bir şekilde Karabağ’ı almış ve sorunlarını halletmiş Azerbaycan, dikkatini Güney Azerbaycan ve Borçalı’ya yöneltebilir. Bu da İran ve Gürcistan açısından yeni problemler demektir. Bu ortamda Azerbaycan’ın Türkiye ile ortak hareket ederek Rusya’yı yok saymadan, Ermenilerden Karabağ’ı alma yoluna gitmesi gerekmektedir. ABD ve Avrupa desteği de onların maşası olmamaya dikkat edilerek alınmalıdır. Zira Ukrayna ve Gürcistan’ın Avrupa ve ABD’ye olan güvenleri Rus askerî müdahalesini engelleyememiştir.

Türkiye açısından ilişkilerin durumu

Türkiye açısından Ermeni meselesini sulh yolu ile kapatmak esastır. Türkiye, bölgesinde istikrar ve huzur istemektedir. Zira güvenlik ve istikrar sayesinde ekonomik gelişmeyi hedeflemektedir. Enerji hatlarının üç ülkenin içinde bulunduğu Kafkasya bölgesi üzerinden dünyaya açılması projesinin hayata geçmesi, tüm taraflar açısından müspet bir gelişme olacaktır. Türkiye için bundan daha önemli olan ve kendi ülkesinin huzurundan ayrı görmediği bir diğer husus da Azerbaycan’ın dostluğu, kardeşliği ve barış içinde var olmasıdır. Türk dünyası ile irtibatında Ermeni engelinin kalkması asli hedeftir. Bu hedefe ulaşmada karşılıklı güven ve anlayışla sonuca varmayı düşünmektedir.

1. Dünya Savaşı esnasında koşulların dayatması sonucu yapmak zorunda kaldığı Ermeni tehciri, bugün Türkiye’yi dünya kamuoyunda sıkıştırmak isteyen herkes tarafından kullanılan bir kozdur. Bu kozun ortadan kalkması için Türkiye meseleyle yüzleşmekte ve karşı tarafa arşivleri açma, tarafsız tarihçilerce çalışma teklifi getirmektedir. Osmanlı döneminde Türkiye, “Şark meselesi” adı altından Rum, Sırp, Bulgar, Ermeni ve Arap unsurlar üzerinden parçalanmaya çalışılıyordu. Türkiye bugün de benzeri meselelerle baskı altına alınmaya çalışılmaktadır. Girit benzeri Kıbrıs, günümüz Türkiye’sini uzun süredir meşgul etmektedir. Ermeni meselesi geçmişten günümüze oluğu gibi gelecekte de Türkiye’yi etkilemek için bir araç olarak kullanılmaya devam edecektir. Türkiye bu tutuma karşı yeni argümanlar geliştirerek sağlam duruşunu devam ettirmelidir.

Ermeni meselesini Türkiye aleyhine kullananların başında son dönem ABD’deki Yahudi lobisinin olduğu görülmektedir. Mavi Marmara sürecinde Türkiye-İsrail ilişkilerinin gerilmesi ve Gazze bağlamında devam eden durum sebebiyle Yahudi ve Ermenilerin beraber hareket etmekte oldukları gözlenmektedir. Oysa tarihte Ermeniler ve Yahudiler Türkiye’den hep dostluk görmüştür.

Türkiye’nin millî mücadele yıllarında giriştiği Doğu Harekâtı sonrasında imzaladığı Gümrü, Moskova ve Kars anlaşmalarında olduğu gibi, yakın dönemde Türkiye tarafından Ermenistan’a uzatılan dostluk eli hep çözüme yöneliktir. Türk devlet adamlarının her fırsatta dile getirdiği ve çeşitli girişimlerde bulunarak statükoyu değiştirme, yeni bir yol açma çabaları, meselenin gelecekte iyiye doğru gideceğinin işaretleridir. Türkiye gelecekte Kafkasya’da istikrar elde etmek ve Orta Asya’ya güvenli bir şekilde ulaşmak için Ermenistan ile olan anlaşmazlığa son vermek durumundadır. Ermeni akademisyenler Rusya’da Türkiye ile ilgili araştırma enstitülerinde ve önemli noktalarda yer almıştır. Bu kişiler Türkiye’nin her Orta Asya hamlesini Turancılık şeklinde yansıtmakta etkilidir. Bunun kırılması için de gerekli ilmi çalışmalar yapılmalıdır. Sadece Gürcistan üzerinden bölgeye ulaşmak ve sadece Azerbaycan ile bir olmakla bölgede aranan huzur sağlanamamaktadır. Ermenistan ve onun arkasında olduğu güç olan Rusya ile de bir mutabakata varılması gerekmektedir.

İlişkilerde Rusya faktörü

Hocalı katliamı ve Karabağ meselesinde olduğu gibi, bölge ilişkilerinde özellikle Rus faktörü her zaman karşımıza çıkmaktadır. Zira Rusya Azerbaycan’ı tekrar tahakküm altına almak istemektedir. Gürcistan ve Azerbaycan’ın Rus etkisi altına girmesinde Ermenistan çok önemli bir görev ifa etmektedir. Bu sebeple Ermenistan bugün veya gelecekte Azerilerle anlaşma yapmak istese bile Rusların da buna izin vermesi gereklidir. Yine Türkiye’nin Kafkasya ve Orta Asya’ya ulaşmasını engellemede Ermenistan’ın önleyici rolü, Rusya açısından vazgeçilmezdir. Ermeniler, tehcir meselesinde Türkiye’nin uzattığı dost elini tutmaya karar verecek olsalar da buna ilk karşı çıkacak olanlar Ruslardır. Çünkü tarihte Türk-Ermeni çatışmasından en fazla faydalanan ve gelecekte de faydalanacak olanlar Ruslardır.

Rusya sadece Karabağ meselesinde değil, eski Sovyet hâkimiyet bölgelerinin tamamında çatışmayı, kendisinin bölgeye dönmesinde bir koz olarak kullanmaktadır. Son dönemde bu bağlamda yaşanan olayları kısaca şöyle sıralamak mümkündür: Suriye konusunda tümden Esed destekçisidir. Kırım ve Ukrayna olaylarında doğrudan savaşan ve işgal eden taraftır. 2008’de yaşanan Rus-Gürcü Savaşı hâlâ hafızalarda tazedir. Orta Asya ve Kafkasya bağlamında yaşanan ve yaşanabilecek olan bütün sorunlarda Rusya’nın eli ve çözüm yollarının kesiştiği hakemlik rolü her zaman hissedilmektedir. Kırgız-Özbek çatışması, Ahıskalıların Özbekistan’dan çıkarılması, Gürcü-Abhaz ve Gürcü-Oset çatışma ve savaşları, Cavaheti bölgesi üzerinde Gürcü-Ermeni ve Ahıska bölgesi üzerinde Gürcü-Türk sorunları, Prigorodni üzerinde İnguş-Oset çatışması gibi olaylarda Rusya’nın doğrudan veya dolaylı müdahaleleri görülmektedir. Çözüme dair yapılan girişimlerin bir ucu muhakkak Moskova’ya dayanmaktadır. Ancak Moskova’nın hakemliğinde gerçekleşen ateşkesler hiçbir zaman gerçek barışı getirmemiştir, sadece ileride bölgeye tekrar müdahale için sebep teşkil eder niteliktedir. Bu kısır döngüde beliren tek husus, bölgedeki Rus hâkimiyetinin perçinlendiği ve dışına çıkmak isteyenlerin başına Hocalı benzeri katliamların geldiğidir. Askerî müdahale ve bir tarafa verilen destekle diğerine etnik temizlik uygulama, Rus tarihi boyunca eşine az rastlanır türden olaylar değildir. Dolayısıyla Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan ilişkileri ve bölgenin geleceğinde Rusya’yı görmezden gelerek bir adım atmanın acı sonuçlar doğuracağı aşikârdır.

Meselenin Gürcistan boyutu

En yakın komşu olarak Gürcistan’ın üç ülke ilişkilerinin geleceğine etkisi, özellikle bulunduğu stratejik konum açıdan son derece önemlidir. Gürcüler ve Ermeniler her ne kadar aynı dine mensup olsalar da kendi millî kiliseleri, dilleri, kültürleri ve ortak tarihleri sürekli iki milleti uyumdan ziyade rekabet içinde tutmuştur. Gürcistan açısından Karabağ sorununun devamı ve tarafların birbiriyle mücadelesi sebebiyle kendine dokunmaması, yine onların dünyaya ulaşımlarında Gürcistan’ı güzergâh olarak kullanmak zorunda oluşları, hep fırsata çevirilen hususlar olmuştur ve gelecekte de olacaktır. Zira Karabağ sorununu çözmüş ve Türklerle anlaşmış bir Ermenistan’ın ilk işi Gürcistan sınırları içerisinde yer alan Cevaheti bölgesini ve bölge Ermenilerini ülkesine dâhil etmek olabilir. Aynı şekilde sorunlarını çözmüş bir Azerbaycan’ın da Borçalı bölgesine dair talepleri olabilir. Zira bu bölgede yüz binlerce Türk yaşamaktadır. Yine Türkiye, Ahıskalıların yurtlarına dönüşü için baskı uygulayabilir. Gürcistan açısından tüm bunların gelecekte gündeme gelmemesi için, üç ülke arasındaki Karabağ ve diğer problemlerin devamına ihtiyaç vardır. Ermenistan’ın dünyaya açıldığı tek kapı Gürcistan’dır. Azerbaycan’ın da dünya ile irtibatında Gürcistan çok önemlidir. Türkiye bölgeye Gürcistan üzerinden bağlanmaktadır. Tüm bunlar Gürcistan’a maddi kazanç getirmektedir. Statükonun bu anlamda devamı Gürcistan’ın tercih ettiği bir durumdur.

Komşu İran’ın tutumu

Üç ülkenin geleceğine dış müdahale hususunda ve komşu ülkeler bağlamında İran’ı da göz ardı etmemek gerekmektedir. İran Güney Azerbaycan’da yaşayan milyonlarca Türk’ün Azerbaycan’la birleşme isteğinden hep çekinmiştir ve gelecekte de engellemek istediği en önemli husus budur. Bu sebeple güçlü ve sorunlarının üstesinden gelmiş bir komşu olarak Azerbaycan’ı istememektedir. Karabağ sorununun sürüp gitmesi ve Azerbaycan’ın problemlerle boğuşur halde kalışı tercihidir. Bundan dolayı gerek Karabağ sorununda gerekse diğer konularda olsun İran’ın geçmişte olduğu gibi gelecekte de Ermeni tarafını desteklemesi beklenmektedir. Hem Türkiye’nin hem de Azerbaycan’ın bölgede güçlenmesi İran açısından tehlikeli görünmekte ve bu sebeple her iki ülkenin karşısında Ermeni meselesi iyi bir fırsat olarak telakki edilmektedir.

ABD ve Avrupa etkisi

Üç ülkenin geleceğinde ve şu anki durumun yaşanmasında Avrupa ve ABD’nin etkisine değinmemek olmaz. Sovyetlerin yıkılışı ve Soğuk Savaş’ın bitimiyle ABD zafer edasıyla yeni bölgelere açılmıştır. Avrupa da bu yeni dönemle birlikte oluşan boşluğu doldurmak için elinden geleni yapmıştır. Bu iki unsurun diğer bölgelere olduğu gibi Kafkasya’ya da girişi demokratikleşme, liberal yöntemler, ekonomik refah, özgürlükler vb. söylemler üzerinden yürütülmüştür. Gürcistan’da Batı değerleriyle yetişen nesil, sivil toplum çalışmaları sonucu Kadife Devrim’le başa gelmiş, 2008’de Rusya ile savaşmış ve bugün kademeli bir şekilde yerini tekrar Rus yanlılarına bırakma sürecine girmiştir. Ukrayna’da da benzer yumuşak devrimler sonucu bugün bir savaş yaşanmaktadır ve problem uzun süre devam edecek gibi görünmektedir.

Azerbaycan’da Batı değerleriyle yetişen yeni nesil, hem devlette hem de özel sektörde görev almakta ve darbeci bir tutum sergilememektedir. Ülkenin uzun vadede sağlıklı bir değişimle kalkınmasını ve her şeyden önce kendi içinde çatışmadan ilerlemesini ister görünmektedirler. Gürcistan ve Ukrayna örneği sonrası zaten ABD ve Batı’nın ipiyle kuyuya inilemeyeceği ve Rusya’ya kafa tutulamayacağı anlaşıldığı için bölgede farklı bir gelişme olacağı muhtemeldir. Öte yandan Azerbaycan Müslüman ve muhafazakâr bir ülkedir, Gürcistan ve Ukrayna benzeri hızlı bir Batı kriterlerine geçiş bu ülke için söz konusu değildir. Fakat hem ülkenin geleceğinde hem de Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan ilişkilerinin geleceğinde, geleneksel zihniyetten ziyade bu yeni neslin meseleye yaklaşımının belirleyici olacağını söylemek yanlış olmayacaktır.

Ermenistan’da da benzer bir durum söz konusu olabilir. Zira burada da Batı değerleriyle yetişenler, Gürcistan ve Ukrayna benzeri bir etkinlik sağlayamamıştır. Bugün için Ermeni diasporası, geleneksel Ermenistan yönetimi ve Rusya, bu tür bir etkinliği bertaraf etmiş görünüyor. Ancak bu ilanihaye gidecek bir durum değildir. Diasporanın asılsız iddiaları ne kadar sürecek ve etrafı çevrili küçük ülke Ermenistan daha ne kadar Rus politikasını güdebilecek bilinmez, ancak yeni nesil, farklı bir yaklaşım sergileme potansiyeline her zaman sahiptir.

Gelecekte çözüm arayışları ve geçmişten ders alma

Taraflar arasındaki anlaşmazlıkların son bulması için üç ülkenin de gelecek planlarında çözümü aramaları esastır. Ermenistan, yakın veya uzak gelecekte, girmiş olduğu yolun sonunun olmadığının farkına varacaktır. Azerbaycan, dış politikada başarılı olmanın iç politikaya bağlı olduğunu ve millet-devlet bütünleşmesi ile sorunları çözebileceğini görecektir. Türkiye ise sorunu çözmek bölge üzerinde hesapları olan güçlerden bağımsız bir şekilde masaya oturması gerektiğini anlayacaktır. ABD ve Batı’nın bölge taşeronu olarak Rusya ile kurulacak hiçbir münasebetten fayda sağlanamayacağı ortadadır. Geçmiş bunun örnekleri ile doludur.

Tıpkı millî mücadele döneminde olduğu gibi Türkiye, kendisi olarak Rusya ile anlaşmalıdır. ABD’nin öncü kuvveti olarak Rus kilidini açması mümkün değildir. Millî mücadele dönemi iki tarafın ortak düşmanı İngiltere idi ve bir Türk-Rus anlaşması bu dönemde gerçekleşti. Bugün Türkiye her şeyi ile ABD ile düşman olup Ruslarla anlaşsın demek elbette ki gerçekçi değildir, ancak Türkiye ABD’ye rağmen bağımsız hareket etmeli ve Ruslarla makul noktada anlaşmalıdır. Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan ilişkilerinin geleceği Türk-Rus ilişkilerinin sağlamlığına bağlıdır.