Yükleniyor...
Türkiye İçin Uluslararası Öğrencilerin Anlamı

Türkiye İçin Uluslararası Öğrencilerin Anlamı

20 Mayıs 2014

“Dünya Siyasal Sisteminde Uluslararası Öğrencilerin Yeri” adlı makalemizde konuya genel bir bakışla yaklaşmış ve Türkiye’nin bu alanda nerede olduğunu bir sonraki yazıda ele alacağımızı ifade etmiştik. Osmanlı’dan kalan mirasa sahip çıkmak ve dünyaya yeni şeyler sunabilmek üzerine iki soru yöneltmiştik. Şimdi bunları ele alalım.

Ülkemiz tarihine baktığımızda, nasıl kervansaraylar ve hanlar ticaret erbabına hizmet ettiyse medreselerin de ilim yolcularını barındırdığına şahit oluruz. Osmanlı klasik döneminde devşirme usulüyle yönetime katılan insanların yüzyıllar boyu devletin her kademesinde etkin olduğu ve milletin kaderine yön verdiği bilinmektedir. Enderun, yüksek seviye bir eğitimle üst yönetim kadrosunu yetiştirmiştir. Son dönem Osmanlı belgelerinde ise zaptiyede ve askerî mekteplerde eğitim alan ecnebi talebelerden bahsedilmektedir. Yine son dönem kurulan aşiret mektepleri, Osmanlı coğrafyasında etkin ailelerin çocuklarının okuduğu ve birer Osmanlı beyefendisi olarak yetiştiği okullardır. 1960’larda yaşanan Baas darbelerine kadar, Ortadoğu’da Osmanlı terbiyesinden geçmiş çok sayıda insanı toplumun ve yönetimin her kademesinde görmek mümkündü. Irkçı ve sosyalist Arap rejimlerinin sertliği ve Osmanlı anlayışının temsilcilerinin yok oluşuyla birlikte bölgede yetişmiş Osmanlı aydını kalmamıştır.   

Osmanlı’dan cumhuriyete geçişte yüzünü Batı’ya yönelten Türkiye, uluslararası öğrencilere dair bir vizyon geliştirememiştir. 1960’larda Baas rejimlerinden kaçıp Türkiye’ye sığınan Arap öğrencilerin ülkemiz üniversitelerine gelişiyle birlikte Türkiye için de yabancı öğrenci kavramı doğmuştur. Osmanlı aydın neslini bitiren Baas darbeleri, yeni nesil Sünni Arap gençleri adeta Türkiye’ye sürmüştür. Bir taraftan bizi bölgeden koparan bu müdahale, diğer taraftan bölge ile taze bir bağ kurmamızı sağlamıştır.

Öğrenci sayısının artması için Özal döneminin gelmesi gerekmiştir. Turgut Özal’ın Türkiye’yi dünyaya açması, ikili anlaşmalarla ülkemize uluslararası öğrenci gelişini başlatmıştır. 1983’te çıkan kanunda “yabancı öğrenci” tanımı getirilmiş ve ülkemize geliş, ikamet, eğitim usulleri gibi hususlar belirtilmiştir.        

1983’ten başlayarak MEB’in yürüttüğü burslu öğrenci getirme süreci ile 1991’de yine Özal’ın başlattığı eski komünist ülkelerden burslu öğrenci getiren “Büyük Öğrenci Projesi”, 2010 yılında kurulan Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB)’na devredilmiştir. YTB iki bursu “Türkiye Bursları” adıyla birleştirmiş ve günümüz itibarıyla 13 bin öğrenci bu burs kapsamında ülkemizde eğitimine devam etmektedir. 1991-2011 yılları arasında ülkemize 100 bin öğrenci gelmiştir. Bu rakamın 45 bini burslu iken 55 bini kendi imkânlarıyla okuyan öğrencilerdir.

Türkiye’de Mayıs 2014 tarihi itibarıyla 160 ülkeden 55 bin öğrenci bulunmaktadır. Bu rakamla ülkemiz, dünyada en çok öğrenci çeken ülkeler sıralamasında 2009’da 21 bin öğrenci ile 19. sıradayken 2014 itibarıyla ilk 15’e girebilmiştir. Lise, lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimi alan bu grubun %95’i Müslüman ve bu rakamın da %95’i Sünni’dir. 1983’ten günümüze tam 31 yıldır ülkemiz, kanun metinlerinde 2011 yılına kadar “yabancı öğrenci” ve sonrası itibarıyla “uluslararası öğrenci” olarak tanımlanan insanları misafir etmekte ve onlara eğitim imkânı sunmaktadır.

Kendi hesabına gelen öğrencilerin resmî muhatabı olan YÖK, edindiğimiz bilgilere göre, önümüzdeki aylarda Uluslararası Öğrenciler Dairesi’ni kuracak ve kimi üniversitelerde kurulan ve diğerlerinde ileride kurulacak olan Uluslararası Öğrenci Ofisleri’yle misafir öğrencilerin Türkiye’deki eğitim imkânlarını kolaylaştıracaktır. “Study in Turkey” markasıyla tanıtım yapan YÖK ve uluslararası hale gelmek isteyen özel üniversiteler, öğrenci çekmek için yurt dışı eğitim fuarlarına katılarak sayıyı artırmaya çalışmaktadır. 

Türkiye Diyanet Vakfı, 1991’den bu yana imam hatip lisesi ve ilahiyat eğitimi için farklı ülkelerden yaklaşık 7.000 öğrenciyi getirmiş ve eğitimlerini karşılamıştır. Halen 2.000 öğrencisi olan TDV, alana son iki yıldır ehemmiyet vermiş, yeniden örgütlenmiş ve eğitim üniteleri açmıştır. MEB Din Eğitimi Genel Müdürlüğü ile TDV, üç olan Uluslararası İHL sayısını 10’a çıkarmayı hedeflemektedir. Mevcut üç okulda 40 ülkeden bine yakın öğrenci eğitim almaktadır.

Harp okulları ve polis akademisi de çok sayıda ülkeden öğrenci getirmektedir. Bu öğrencilerin sayıları ve ülkeleri hakkında bilgimiz mevcut değildir. Öte yandan İçişleri Bakanlığı’na bağlı olarak kurulan Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, uluslararası öğrencilerin ikamet-resmiyet işlemlerini Emniyet Genel Müdürlüğü’nden devralmaktadır. Bu alanda yapılan çalışmalarla ilgi bilgilerimiz kısıtlı ancak konuyla ilgili birtakım düzenlemeler yapıldığı ve olumlu gelişmeler kaydedildiği anlaşılmaktadır.

30 yılı aşan bir dönemde ülkemize gelen 100 bini aşkın öğrenciyle ilgili Türkiye cumhuriyeti devletinin belli bir düzen ve tertip içinde olmadığı görülmektedir. Bu öğrencilerin işlemlerini tek elden yürüten bir kurum hâlâ mevcut değildir. Bu sebeple sorunlar çözülememekte ve çok sayıda öğrenci eğitimini yarıda bırakarak ülkesine dönmekte veya bir başka ülkeye gitmektedir. Ülkemizden mezun olup gidenlerin ne yaptığı, başarılı olup olmadığı da bilinmemektedir. Mezunlar ülkemizle kendi ülkeleri arasında köprü olabilmişler mi? Onlarla ne kadar ortak çalışma yapabiliyoruz? Bu sorulara cevap verecek bir devlet kurumu veya Dışişleri Bakanlığı birimi bulunmamaktadır. Türkiye’nin dış politikasını yapan bakanlığın Türkiye mezunlarına dair bir gündemi hâlâ yok maalesef.

Özetle, Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası öğrenci politikası netleşmemiştir. Ülkemizin bir dünya vizyonu vardır, hükümet buna dair çalışmakta ve olumlu adımlar atmaktadır fakat net ve içi doldurulmuş bir hedef belirlenememiştir. Bu hedefi gerçekleştirecek bir kurumsallaşma nihayete ermemiştir. Tüm bunlara bağlı genel geçer uygulamalar ortaya çıkmamıştır. Atılan her adımda birbiriyle uyumsuz sonuçlar doğmaktadır.

Hükümet, ülkemize daha fazla öğrenci gelmesi amacıyla bazı uygulamalar ortaya koymuştur. YTB’nin kurulmasıyla burslu gelişler -problemler devam etse de- bir düzene konmuştur. İnternet üzerinden başvuru ve standartlaşma, başvuru sayısını artırmış ve seçimleri mümkün kılmıştır. Ancak öğrencilerin geldikleri ülkelerde standartlara müdahale vardır. Bu durum, öğrenci seçiminde Türkiye’nin hedeflediği başarılı öğrencileri getirme amacını baltalamaktadır. Hakeza, öğrenciler ülkemize geldikten sonra farklı illerde eğitim almaktadır. Her ilde YTB görevlisi yoktur, bu nedenle burslu öğrenciler muhatap bulamamaktadır. Kendi hesabına gelenlerin ise böyle bir şansları zaten olamamaktadır. Zira üniversitelerin çoğunda uluslararası öğrenci ofisi bulunmamaktadır. 

Yine hükümet, öğrenci gelişlerine engel olarak gördüğü YÖS’ü kaldırmış ama yerine bir seçme usulü veya bir derecelendirme sınavı koymamıştır. Her üniversite kendi sınavını yapmaya başlamış ve her sınav, öğrenciye sınav parası ödeme yükü getirmiştir. Üniversitelerin inisiyatifine bırakılan harçlar çok artmıştır. Bir dönem zorunlu hale getirilen sağlık sigortası uygulaması, öğrenciler sigorta bedelini ödeyemedikleri için zorunlu olmaktan çıkarılmış fakat eski borçlar kalmıştır. Öğrencilerin mezun olurken faizle katmerlenmiş bu sigorta borçlarını nasıl ödeyecekleri sorusu cevap beklemektedir. Son günlerde emniyet müdürlükleri ikamet vermek için öğrencilerden zorunlu sağlık sigortası isterken, SGK ise bunun zorunlu değil isteğe bağlı olduğunu dile getirmektedir. Mezun olup gitmesine iki ay kalmış bir öğrenci ikametini uzatmak için 2500 TL ödeyerek sigorta yaptırmak zorunda kalmaktadır, öte yandan kaçak kalırsa 500 TL’ye kurtulacaktır. Ne yazık ki bu ve benzeri problemleri çözecek mekanizmalar hâlâ oluşturulmamıştır.

Ülkemizde resmî uygulama böyleyken sivil toplumun hali de pek iç açıcı değildir. Uluslararası öğrencilerle ilgilenen vakıf ve derneklerin sayısı son dört yıldır artış göstermektedir. Olumlu bir gidiş vardır ama yeterli değildir. Özellikle muhatap bulma ve barınma hususlarında eksikler ciddi boyuttadır. Alanda dört başı mamur, bu işi yapan Uluslararası Öğrenci Dernekleri Federasyonu (UDEF) göze çarpan en büyük oluşumdur. UDEF bünyesindeki 25 dernek ve alanla az veya çok ilgili olan 20 kadar derneğin bir araya gelerek kurduğu MİSAFİR ET platformu, ülkemiz adına uluslararası öğrencilerle muhatap olan, onların dertleriyle ilgilenen tek sivil birlikteliktir.

Ülkemizde sivil olsun kamu olsun hâlâ uluslararası öğrencilerin değeri anlaşılmamıştır. 2023 ve 2071 vizyonu çerçevesinde eğer dünyaya bir şeyler söyleyeceksek bunun en sağlam taşıyıcıları uluslararası öğrenciler olacaktır. Ülkemizde en az beş yıl kalan, bizi yakından tanıyan, kendi ülkesi ile ikinci vatanı olarak gördüğü Türkiye arasında ne tür iş birliklerinin kurulabileceğinin farkında olan bir başka insan kitlesi yoktur. Bakanlıkların ve dış misyonların büyük paralar harcayarak Türkiye’yi tanıtmasıyla Türkiye’yi seven insanlar kazanamayız. Türk okullarında biraz Türkçe öğrenip Türkiye’ye tek bir pencereden bakarak Türkiye muhibbi yetişmez. Turist olarak gezenlerden, ticaret yapıp para kazanlardan da Türkiye benim ikinci vatanım diyen insanlar çıkaramazsınız.

Türkiye’yi tüm dünyada evvela Müslüman halklar sever. Bunların büyük çoğunluğu Sünni’dir. Din kardeşliğimizden ve Osmanlı-Hilafet-Gaza geçmişimizden ötürü tüm dünyada bizi koşulsuz, içten, samimi seven insanlar Müslüman Sünnilerdir. Türk soyundan veya diğer mezheplerden olan insanların Türkiye’yi sevmesi kitlesel değil bireyseldir. Kitle halinde Türkiye sevdalılarının İslam dünyasından ve mezhepsel olarak da Sünnilerden olduğu aşikârdır. Dolayısıyla ülkemize gelen öğrencilerin de yukarıda bahsettiğimiz üzere büyük çoğunluğu bu gruptandır.

Türkiye, Osmanlı’dan aldığı mirasa sahip çıkmalı, tüm dünyadan kendisini seven halklardan burslu burssuz öğrenci getirmeli, onlara eğitim vermeli, mezun ettiği kitle ile siyaset, ticaret ve kültürel iş birliği yapmalıdır. Türkiye 1920’lerde koptuğu dünya yarışına tekrar dönebilir ve dönmelidir. Küresel bir aktör olma yolunda ilerlemeli ve bölgesel aktörlükle yetinmemelidir. Bugün ülkemizde yaşanan her türlü toplumsal olayda küresel aktörlerin müdahalesiyle karşılaşılmaktadır. Küresel saldırıya küresel savunma yapılır, bölgesel cevap verilmez. Türkiye’nin buna her zaman potansiyeli vardır. “Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır” cümlesi “o satıh tüm dünyadır” şekliyle değişmelidir.