Yükleniyor...
Türkiye ve Rusya Arasındaki Turizm İlişkilerinde Yeni Dönem

Türkiye ve Rusya Arasındaki Turizm İlişkilerinde Yeni Dönem

20 Mayıs 2016

21. yüzyılın ilk çeyreğinde dünya -Ortadoğu’da kendisini en kanlı haliyle gösteren Suriye iç savaşıyla birlikte- siyasi, iktisadi, hukuki ve sosyal yönde birtakım dönüşümlere sahne olmaktadır. Yaşanan bu dönüşümler, sınırları olmayan bir pazar anlayışının hâkim olduğu dünya devletleri arasındaki ilişkileri de olumlu-olumsuz birçok anlamda etkilemektedir. Küresel manada özellikle 2. Dünya Savaşı sonrası, insanların hem merak duygularını tatmin etmek hem de yaşadıkları dünyayı tanımak amacıyla yola çıkmalarıyla ortaya çıkan turizm sektörü de yaşanan bu gelişmelerden etkilenen alanların başında gelmektedir.

1960’lı yıllarda ortaya atılan ancak daha çok 1980’li yıllarda kullanılmaya başlanan ‟globalleşme” kavramı ile yakın etkileşim içerisinde olan turizmi etkileyen başlıca faktörler arasında güvenlik konusu gelmektedir. Ülkeler arasındaki olumlu ilişkiler, ulaşım araçlarındaki hız, konfor, kapasite ve fiyat faktörlerindeki gelişmeler de bu sektörü etkileyen unsurlardandır.

Ekonomik girdi sağlayan varlıklar anlamında ülke içerisinde mevcut olan mal ve hizmetin dışa satımı olarak da ifade edebileceğimiz turizm kalemi, 1980’lerden sonra kademeli bir şekilde gelişim göstermiştir. Türkiye’de turizm sektörünün gelişmesi için Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ülkemizi önemli bir kültür ve sanat merkezi olarak tanıtmak düsturu üzerine izlediği politikalar da uzun vadede başarılı olmuştur. Bu politikalar neticesinde Türkiye’ye gelen turist sayısı 2014 yılında 41 milyon gibi üst düzey bir rakama ulaşmıştır. Türkiye gibi coğrafi konumu ve uluslararası arenada izlediği politikalar sebebiyle rakipleriyle çıkarları sıklıkla çatışan, bundan dolayı da başı sıklıkla ağrıyan bir ülke için turizmde yakalanan bu rakam büyük önem taşımaktadır.

Ancak sırasıyla Almanya, Rusya, İngiltere akabinde Gürcistan ve Bulgaristan’dan büyük ölçekte turist çeken Türkiye’nin turizm faaliyetlerinde 2015 Ağustos ayından itibaren büyük bir düşüş yaşanmıştır. Bu düşüşün temel sebepleri arasında Türkiye ve Rusya arasında yaşanan uçak krizi başta gelmektedir. Söz konusu kriz, Suriye ile 1971 yılında imzalanan Hudut Bölgesi Uçuş Yönergesi Anlaşması çerçevesinde, Türk hava sahasını ihlal eden Su-24 tipi Rus uçağının Türk F-16’ları tarafından düşürülmesiyle patlak vermiştir. Kremlin yönetimi Rus uçağının Türk hava sahasınıni ileri sürerek uçağın düşürüldüğü bölgeyi Türkiye'den farklı şekilde lokalize etmiştir. Bu hadise sonrasında iki ülke arasında ciddi bir gerilim yaşanmış ve ilişkiler gerek diplomatik gerekse ekonomik anlamda kopma noktasına gelmiştir.

2002-2015 yıllarını kapsayan ekonomik iş birliği sürecinin bu olay sonucu Rusya tarafından âdeta sabote edilmesi, iki ülkenin Soğuk Savaş döneminden itibaren ilişkileri iyileştirmek ve geliştirmek için ortaya koyduğu tüm uğraşıları heba etmektedir. Tarihsel arka planlarında çıkarları mütemadiyen ters düşen bu iki devletin yumuşak güç nezdinde birbirlerine yakınlaşmaları zaten oldukça ender rastlanan bir durum olagelmiştir. Geçmişte salt askerî temelli olan ikili iş birlikleri; 1798-1805 yıllarında Napolyon’a karşı oluşturulan Osmanlı-Rus İttifakı, 1833-1841 yılları arasında Mısır’da isyan eden Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyanını bastırmak için dönemin Rusya’sından askerî yardım alınması, 1920-1930’lu yıllarda İtilaf Devletleri’ne karşı Bolşevik rejimi ile askerî iş birliği yapılması şeklinde olmuştur. Daha öncekilerden tamamen farklı bir anlayışla geliştirilen son dönemdeki ilişkiler ise, karşılıklı mal alım satımı, turizmin geliştirilmesi, müteahhitlik hizmetleri gibi iktisadi meseleleri amaçlayan iş birliklerinin güçlendirilmesini öngörüyordu. Ancak iki ülkenin bölgesel çıkarlarındaki keskin ayrışmalar sebebiyle ikili ilişkilerin yeniden baltalanması, bugün Rusya ve Türkiye ekonomilerini olumsuz yönde etkilemektedir.

Mevzubahis olayla ilgili olarak diplomatik kanalların tercihi yerine ekonomik yaptırım gücünü kullanmayı seçen Rusya’nın bu tercihinin altında Putin’in düşürülen Rus uçağı sonrası hem uluslararası arenada hem de kendi kamuoyunda prestij kaybına uğraması yatmaktadır. Ayrıca Kırım ve Gürcistan işgalleri nedeniyle AB tarafından ekonomik yaptırımlara maruz kaldığı için ekonomisi kırılgan hale gelen Rusya’nın bölgede ekonomik anlamda güçlü bir Türkiye görmek istememesi de bu tutumun gerekçeleri arasına dâhil edilebilir. Bu çerçevede Rusya, kendisine rakip olduğunu düşündüğü Türkiye üzerindeki yaptırımlarına son olarak vize uygulamasını genişletmeyi de eklemiştir. Turizm ve ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisi göz önüne alındığında Rusya’nın bu refleksleri daha anlaşılır bir hal almaktadır. Çünkü turizm ekonomik büyümeyi sağlarken ekonomik büyüme de turizmin aynı oranda büyümesini sağlamaktadır. Kazan kazan mantığıyla hareket eden bu iki olgudan biri olan turizmin ekonomik ve siyasi istikrarsızlıktan çok çabuk ve önemli düzeyde etkilendiğini çok iyi bilen Putin’in bu hamlesi, ilerleyen zamanlarda iki ülkenin arasını daha da açacak gibi gözükmektedir.

Yaşanan uçak krizi akabinde ilişkilerdeki negatif yönlü eğilim, turist sayısında bariz düşüşe neden olmuştur. Oysaki son iki senede Rusya’dan Türkiye’ye giriş çıkışlarda önemli bir artış yaşanmıştır. 2014-2015 yıllarında 4-4,5 milyon arasında seyreden Rus turist sayısının T.C. Ekonomi Bakanlığı tahminlerine göre önümüzdeki dönemlerde en fazla 3-3,5 milyon olacağı ön görülmektedir. Bu arada iki ülke arasında yaşanan siyasi gerilimin sürdüğü şu günlerde, Türkiye’ye gelişleri önlenmeye çalışılan Rus turistlerinin önemli bir çoğunluğunun da halen ülkeye giriş yapmaya çalıştıkları gözden kaçmamalıdır. Putin’in saldırgan tutumunun bir sonucu olarak Rus hükümeti tarafından vatandaşlarına uygulanmaya çalışılan bu kısıtlamalar, iki toplum arasındaki evlilik, dostluk gibi sağlam menşeili ilişkiler göz önüne alındığında aslında pek de sürdürülebilir görünmemektedir. Kremlin hükümeti ile Rus halkı arasında Putin’in otoriterleşmesi noktasında zaten var olan gerilimin, bu nedenlerden ötürü iyiden iyiye tırmandığı gözlemlenmektedir.

Ezcümle, tarihsel süreçte bilfiil dalgalı bir seyir izleyen Türk-Rus ilişkileri, Komünist rejimin yıkılması sonrasında Rusya’nın pazar ekonomisine geçişiyle birlikte olumlu yönde ilerlemiş, ancak Türk ulusal egemenlik haklarının Rus uçağı tarafından ihlal edilmesi neticesinde yaşanan gelişmeler üzerine ilişkilerde yeniden gergin bir döneme girilmiştir. Rusya’nın tek taraflı ekonomik yaptırımlarına maruz bırakılan iki ülke ilişkilerinin içine sürüklendiği negatif sürecin olumsuz yansımaları, ilerleyen zamanlarda kendini daha da çok hissettirecek gibi görünmektedir.