Uluslararası Hukuk Açısından Ambargo

Uluslararası Hukuk Açısından Ambargo

21 Mayıs 2014

Birleşmiş Milletler (BM)’in kurucu antlaşmasında verili şekliyle ambargo; uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden eylemler içerisinde olan bir ülkeye yönelik; ekonomik ilişkilerin ve demir yolu, deniz, hava, posta, telgraf, radyo ve diğer iletişim ve ulaştırma araçlarının tümüyle veya bir bölümüyle kesintiye uğratılmasını, diplomatik ilişkilerin kesilmesini ifade eder. Bu şekliyle ambargo, ekonomik olabileceği gibi diplomatik de olabilir.

Uluslararası barış ve güvenliği korumak için -barışçı yollarla, adalet ve uluslararası hukuk ilkelerine göre- uluslararası anlaşmazlıkların çözülmesini sağlamak BM’nin amaçları arasındadır. BM bu doğrultuda bir kısım yaptırım uygulama yetkisiyle donatılmıştır. Bu yetkiler BM Kurucu Antlaşması’nın 7. Bölümü’nde gösterilmiştir.

BM’nin en önemli dayanağı, devletlerin güç kullanmasının uluslararası boyutta önüne geçmektir. Uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden her türlü saldırganlığı cezalandırmak amacı güden BM, bu amacı Güvenlik Konseyi olarak adlandırılan organı aracılığıyla kullanır. Güvenlik Konseyi, BM Kurucu Antlaşması’nın 41. Maddesi gereği barış ve güvenliği ihlal eden devletlere karşı siyasi ambargodan ekonomik ambargoya her türlü yaptırımı uygulayabilir. Bu yaptırımlar 42. Madde’de de gösterildiği üzere nihai aşamada güç kullanımını da içerebilir. Güvenlik Konseyi’nin bu kararı diğer BM ülkeleri için de bağlayıcıdır.

BM Kurucu Antlaşması’nın ambargoya ilişkin 41. Maddesi’ne bakacak olursak:

Güvenlik Konseyi, kararlarını yürütmek için silahlı kuvvet kullanımını içermeyen ne gibi önlemler alınması gerektiğini kararlaştırabilir ve Birleşmiş Milletler üyelerini bu önlemleri uygulamaya çağırabilir. Bu önlemler, ekonomik ilişkilerin ve demir yolu, deniz, hava, posta, telgraf, radyo ve diğer iletişim ve ulaştırma araçlarının tümüyle veya bir bölümüyle kesintiye uğratılmasını, diplomatik ilişkilerin kesilmesini içerebilir.

Görüldüğü gibi bu madde ve güç kullanımına ilişkin 42. Madde kademeli olarak oldukça ciddi yaptırımlar içermekte ve gerçekten doğru amaçlar için kullanıldığı takdirde mazlum topluluklar açısından faydalı olma potansiyeli de taşımaktadır.

BM bütün üyelerinin egemen eşitliği üzerine kurulmuş bir örgüttür, ancak anılan yetkileri kullanmaya karar veren BM organı, hiç de adil denilemeyecek bir şekilde tasarlanmış olan Güvenlik Konseyi’dir. Bu konseyin karar alabilmesi için içerisinde ABD, İngiltere, Rusya, Çin ve Fransa’nın da olduğu beş daimi üyenin olumsuz oy kullanmaması gerekmektedir. Bu üyelerden birisinin dahi olumsuz oy kullanması veto anlamına gelir. Güvenlik Konseyi’nin karar almasında ikinci kıstas, toplam on beş üyeden dokuzunun olumlu oy kullanmasıdır. Yani Güvenlik Konseyi’nden, sayılan beş ülkeden birisinin olumsuz oy kullanmaması şartıyla, en az dokuz ülkenin oyuyla karar çıkmaktadır. Beş ülkeye verilen bu imtiyaz, örneğin ABD’nin desteklediği bir ülkeyi veya yönetimi her türlü fiili işleme noktasında da cesaretlendirmektedir.

Uluslararası kurumlar benzer hatta daha kötü durumlarda farklı tavırlar göstererek ikiyüzlü davranmaktadır. Şöyle ki, söz konusu Irak, Sudan, Somali, Afganistan ya da İran olunca ambargo silahını devreye sokan BM, İsrail, ABD, Fransa konusunda asla adım atmamış veya Ruanda, Bosna, Kosova’da olduğu gibi ancak iş işten geçtikten sonra adım atmıştır. 1992-1995 yıllarında Sırplar Bosnalıları katlederken BM ancak izlemekle yetinmiştir.

Bugün ambargo adeta bir işgal aracı olarak kullanılmaktadır. Şöyle ki, işgal edilmesi planlanan stratejik önemi haiz bölgelerde yerli iş birlikçilerin de yardımıyla önce kaos çıkartılıyor, sonra dünya kamuoyu durumdan tek merkezli olarak haberdar ediliyor ve böylece işgal meşrulaştırılıyor, en son olarak uluslararası boyutta açıkça yapılan tehditlerin ardından Güvenlik Konseyi’nden ambargo kararı çıkıyor. Bu ambargo kararı neticesinde çocuklarına verecek ilacı bile kalmayan az gelişmiş(!) ülkeler rahatlıkla içeriden veya dışarıdan işgal edilebiliyor. Rusya’nın, Çin’in veya Fransa’nın çıkarlarına açıkça aykırı olan ambargo kararları ise bu ülkelere rağmen, komşu ülkeler üzerinden ve hukuka açıkça aykırı olarak fiilen yerine getiriliyor.

BM’nin kurulduğu tarihten itibaren dünyaya baktığımızda, Fransa’nın Cezayir’de, Rusya’nın Afganistan ve Çeçenistan’da, ABD’nin Vietnam, Güney Amerika ülkeleri ile İslam ülkelerinde yaptığı soykırım ve benzeri katliamlar, İsrail’in Filistin’de yaptıkları, BM’nin dikkatini çekmemiştir veya bu dikkat kınamanın ötesine geçememiştir. Gazze elektriksiz, ilaçsız ve yakıtsız bırakılıp açlığa mahkûm edilmekte ve Gazze’de açıkça bir soykırım uygulanmaktadır. Zira BM’nin tanımına göre, soykırım: “Savaş veya barış zamanlarında olması fark etmeksizin etnik, ırksal, ulusal veya dinsel bir gruba karşı işlenen kısmi veya külli yok etme amaçlı fiillerdir. Bu fiillerin içerisine grup mensuplarının doğrudan öldürülmesi yanında fiziksel varlıklarının ortadan kalkacağı hesaplanarak yaşam şartlarının kasten değiştirilmesi de girer.”

Tarihsel bir soykırım edebiyatını her tür araçla dünya kamuoyunda diri tutan İsrail, şimdi ambargo adı altında bir halkı kırmaktadır. Bu tutuma 1991 Körfez Savaşı sonrası üretilen “insani müdahale” doktrini çerçevesinde, “İsrail’e yönelik ambargo ve güç kullanımı” şeklindeki eylemlerle, müdahale etme yetki ve gücüne sahip Güvenlik Konseyi ise bu durumu görmezden gelmektedir.

Sonuç olarak görülmektedir ki uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden ülkelere ve eylemlere karşı bir önlem olarak tasarlanmış önemli ve etkili yaptırımlardan olan ambargo, uluslararası barış ve güvenliğin gerçek ve fiili bozguncuları tarafından başlı başına bir silah olarak kullanılmaktadır. Mevcut güç dengeleri ve ambargo kararının vericisi olan BM Güvenlik Konseyi’ndeki adaletsiz oluşumu, bu silahı bozguncular üzerine çevirmeye engel olmaktadır. Bu sorunun çözülmesi uluslararası hukuk açısından öncelikli sorun haline getirilmelidir.

Diğerleri