Yükleniyor...
Uygur Meselesinde Bir Yılın Muhasebesi

Uygur Meselesinde Bir Yılın Muhasebesi

04 Mart 2015

Çin’in kuzeydoğu sınır topraklarını oluşturan ve resmî adıyla Sinjang Uygur Özerk Bölgesi olarak bilinen Doğu Türkistan’da, Pekin hükümetinin terörizm ve ayrılıkçılara karşı sürdürdüğünü iddia ettiği mücadele, Müslüman Uygurlara karşı adı konulmamış bir savaşa dönüşmüş durumda. 2014 yılı boyunca Sinjang Uygur Özerk Bölgesi’nde başörtüsünden dinî nikâha kadar bir dizi yasak uygulamaya konuldu. Yıl boyunca kolluk güçleri ile sivilleri karşı karşıya getiren şiddet olaylarında ve etnik gruplar arası huzursuzluklar sonucu çıkan çatışmalarda ölen Uygurların sayısı yüzlerle ifade ediliyor. Bölgenin özellikle Urumçi, Karamay, Kaşgar ve Hoten gibi önemli şehirlerindeki Uygur mahallelerinde kontrol noktaları ve ağır silahlarla donanmış polis ve askerî birliklerin Filistin’i aratmayan görüntüleri dikkat çekiyor. Xi Jinping’in devlet başkanlığında geçen 2014 yılı, kendilerine teoride tanınan sosyal, kültürel ve ekonomik hakların pratikte de uygulanmasını isteyen Uygurlar için baskı ve korku ortamının hâkim olduğu bir yıl oldu.

Pekin Milletler Üniversitesi öğretim üyesi Uygur profesör İlham Tohti’nin başına gelenler bu baskı ve korku ortamını özetler nitelikte. Kaşgarlı ekonomi profesörü İlham Tohti, Uygur bölgesinin bağımsızlığını savunmak, ayrılıkçılarla iş birliği yaparak ülkenin toprak bütünlüğünü tehdit etmek ve üniversitedeki görevini Uygurları kışkırtmak için kullanmak iddialarıyla 2014’ün Ocak ayında gözaltına alındı. Tohti, Uygurların karşı karşıya kaldıkları toplumsal sorunları kamuoyu önünde dile getirmeye cesaret eden nadir isimlerden biriydi. Pekin hükümetinin Uygur meselesine sadece ekonomik kalkınma sorunu olarak yaklaşmasını açıkça eleştiren, son 30 yıldır bölgede sürdürülen ekonomik kalkınma odaklı yaklaşımın yalnızca bölgedeki Han Çinlileri daha mamur etmeye yaradığını, Uygurları ise toplumsal olarak marjinalleştirdiğini savunan Tohti, altı ay boyunca yakınları ile bile görüşülmesine izin verilmeksizin gözaltında tutuldu. Eylül ayında da Pekin’den binlerce kilometre uzaklıkta bulunan Uygur Özerk Bölgesi’nin başkenti Urumçi’de iki gün boyunca halka kapalı gerçekleşen duruşmalarda yargılandı. İlham Tohti, “ayrılıkçılık”tan suçlu bulunarak müebbet hapse mahkûm edildi ve tüm malvarlığına el konuldu. Tohti’nin mahkûmiyeti son yıllarda Çin’de siyasi tutuklular hakkında verilen en ağır cezalardan biri oldu. Komünist Parti üyesi çok sayıda yakın akrabası bulunan ve eğitimi ve kariyeri açısından görece “makbul” bir Uygur olarak nitelendirilebilecek Tohti’nin gördüğü bu muamele, pek çok Uygur üzerinde hayal kırıklığı ve öfke yarattı.

Çin, Uygur bölgesinde demografik yapıyı değiştirecek ölçüde göçü teşvik, keyfî gözaltılar, ev baskınları, tutuklamalar ve idam kararları ile 10 milyonluk Uygur nüfusunu topyekûn karşısına almış görünüyor. Uygur İnsan Hakları Projesi (Uyghur Human Rights Project) kurumunun Çin basınına yansıyan haberlerdeki verileri değerlendirerek hazırladığı rapora göre, Uygur bölgesinde 2013-2014 yılları arasında yaklaşık 700 kişi siyasi kaynaklı şiddet olaylarında hayatını kaybetti.

Rapora göre olayların en ağır yaşandığı Uygur bölgesinin güneyindeki Kaşgar vilayetinde 327 kişinin hayatını kaybettiği belirlenirken ölenlerin 199’unun Yarkend ilçesinden olduğu tespit edildi. Kaşgar’dan sonra ölü sayısının en yüksek olduğu vilayetler 79 ölü ile Aksu ve 76 ölü ile Hoten. Bu ölümlerin önemli bir kısmının polis ve ordunun kalabalık üzerine ateş açmasından ve yargısız infazlar gibi aşırı güç kullanmasından kaynaklandığı tahmin ediliyor. Daha vahimi ise, rapora göre, yaşanan şiddet olaylarının ancak üçte birinden az bir kısmı Çin medyasında yer buldu.

Pekin, 2014 Mart ayında Yunnan eyaletinin Kunming şehrinde tren istasyonunda, Nisan ayında Urumçi’de yine tren istasyonunda meydana gelen saldırılar ve sonraki aylarda yine Urumçi, Kaşgar, Hoten, Yarkend vb. Uygur şehirlerinde gerçekleşen şiddet olaylarının bireysel eylemcilerin değil IŞİD ve benzeri “uluslararası İslami terör”le ilişkili örgütlerin marifeti olduğunu öne sürüyor. Ancak söz konusu olayların birbiriyle bağlantılarının olup olmadığı belirsizliğini koruyor. Bu belirsizliğin en önemli sebebi, Pekin’in yazılı ve görsel basında ve sosyal medyada her türlü yazılı, sesli ve görüntülü veri trafiğini izleyen ve denetleyen dev sansür sistemi. Kamuoyuna sınırlı bilgi akışına rağmen Pekin hükümeti şiddet olaylarının belirli bir İslamcı örgütün mensupları tarafından gerçekleştirildiğini iddia ediyor. Buna göre Doğu Türkistan İslam Hareketi (DTİH) adlı örgüt, internet, kitap ve broşür gibi yayınlar üzerinden yaptığı propaganda çalışmaları ile rejim karşıtı Uygur gençlerini kendi saflarına katıyor. Ancak uzmanlara göre böylesi bir silahlı hareketin gücü ve potansiyelinin mübalağa edilmesi bir yana, varlığı bile şüphe ile karşılanması gereken bir iddia. Hatta söz konusu örgütle ilgili bilgi veren birincil kaynakların ekseriyetinin Çin menşeli olduğu göz önüne alındığında Pekin’in 11 Eylül sonrası uluslararası konjonktürden yararlanmak için böyle bir yola başvurduğunu düşünmek de mümkün.

DTİH mensuplarına karşı başlatıldığı öne sürülen ve cadı avına dönüşen operasyonların bir sonucu olarak Uygur bölgesinde son bir yılda yapılan tutuklamaların sayısı geçtiğimiz yıla göre %95 artış göstererek 27.164’e ulaşmış. Son altı ayda verilen idam veya müebbet hapis cezası ise 50’yi aşmış bulunuyor. Bu vahim sayılar, yerel otoritelerin Pekin tarafından “İslami terörle mücadele”de olağanüstü yetkilerle donatılmasının doğrudan bir sonucu. Öte yandan Xi Jinping’in Komünist Parti, devlet bürokrasisi ve kolluk kuvvetleri içerisinde başlattığı temizlik hareketinin de son iki yılda Uygur bölgesinde yapılan operasyonlara dolaylı bir katkısı olduğunu söylemek mümkün. Boğazına kadar yolsuzluğa batmış yerel parti üyeleri, bürokratlar, polis ve ordu yetkilileri postlarını korumak için, Uygurlara hayatı her geçen gün daha da çekilmez hale getiren yasaklar ve operasyonlarla Politbüro’nun gözüne girmeye çalışıyor. Bu doğrultuda geçtiğimiz yıl yürürlüğe konan düzenlemelerden özellikle dinî aşırılıkçılığın doğrudan göstergesi olarak kabul edilen kılık kıyafete yönelik yasaklar dikkat çekici. Karamay ve Gulca’da halk otobüsleri dâhil olmak üzere kamuya açık alanlarda peçe, vücudu tamamen örten pardösü/cilbab, başörtüsü, üzerinde ay ve yıldız desenleri bulunan kıyafetlere ve uzun sakala yasak getirilirken başkent Urumçi’de de kamuya açık alanlarda tesettür ve peçe yasaklandı. Buna göre Urumçi’de yasağı ihlal edenler 2400 yuan (yaklaşık 960 TL) para cezasına çarptırılabilecek. Urumçi bölge parti kongresinin yayınladığı listede kamuya açık alanlar içerisinde otobüsler, otogar ve tren istasyonları, okullar, hastaneler hatta sokaklar ve meydanlar da yer alıyor. Öte yandan Çin usulü “dinî aşırılıkçılık”la mücadele sadece kılık kıyafetle sınırlı kalmıyor. Aralık ayında Sinjang’ın kuzeydoğusunda bulunan İli vilayetinin Bole bölgesinde hazırlanan ve dağıtımına başlanan broşürlerde halk dinî aşırılıkçılık olarak nitelendirilen 75 işaret ve eyleme karşı uyarılıyor. Buna göre listede yasaklanmış veya tehlikeli olduğu belirtilmiş eylemlerden birini yapan ya da işaretleri üzerinde taşıyan kişilerin dinî aşırılıkçı ve potansiyel terörist oldukları iddia ediliyor. Broşüre göre “radikal” olarak belirtilen web sitelerine giriş yapmak ve sosyal ağlarda “radikal” içerikli paylaşımlarda bulunmaktan tutun da alkol, sigara kullanmaktan ve helal olmayan gıdaları tüketmekten kaçınmak da aşırılıkçılık göstergesi. Bununla da yetinilmiyor, evinde çok miktarda erzak depolayan veya arazisini ve çiftlik hayvanlarını satan kişilerin intihar saldırısı gibi eylemlere hazırlandığından şüphe edilebileceğinin, böyle bir durumda, konudan kolluk kuvvetlerinin haberdar edilmesi gerektiğinin altı çiziliyor. Terörist olduğundan şüphelenilen kişileri ihbar edenlere ise 500.000 RMB’ye (yaklaşık 200.000 TL) varan para ödülleri vadediliyor. Bu tür broşürlerin sadece İli ile sınırlı kalmayacağı ve Uygur nüfusun daha yoğun olduğu güney şehirlerinde de dağıtımına başlanacağı elde edilen bilgiler arasında.

Benzeri yasaklar Ramazan ayında da önceki yıllara nazaran daha yoğun ve yaygın bir biçimde uygulandı. Hükümete ait web sitelerinde ve yerel radyolarda yapılan duyurularda öğrenciler, öğretmenler, devlet memurları ve Komünist Parti üyelerine oruç tutmanın, iftar ve sahur yemeklerine katılmanın yasak olduğu duyuruldu. Ayrıca geleneksel olarak Ramazan ayında gündüzleri kapalı bulunan helal restoranların Uygur sahiplerine de iş yerlerinin gündüz de açık tutulması yönünde uyarılarda bulunuldu.

Mayıs ayında Urumçi’de bir pazar yerinde yaşanan patlamalarda 39, sorasında çıkan olaylarda da 94 kişinin hayatını kaybettiği bildiriliyor. Bu gelişmeler ardından Sinjang genelinde yoğunlaştırılan ve 2015 yılının Aralık ayına kadar süreceği öngörülen “terörle mücadele” kampanyası pek çok Uygur’un yaşamını cehenneme çevirmiş durumda. Bu şartlarda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu yüzlerce Uygur daha emniyetli ve özgür bir yaşam arayışıyla çoğu zaman yaya, binlerce kilometre yol kat ederek komşu ülkelere hicret etmeyi tercih ediyor. 2014 yılında 155 Uygur Vietnam üzerinden Malezya’ya yasa dışı olarak girişte bulundu ve başkonsolosluk aracılığı ile Türkiye’den sığınma talep etti. 11 Uygur Kırgızistan, 7 Uygur da Vietnam sınırından geçmek isterken vurularak öldürüldü. Tayland’ın Songkhla şehrinde de aralarında gebe kadınların ve bebeklerin de bulunduğu 300’ü aşkın Uygur, yaklaşık 11 aydır iki ayrı gözaltı merkezinde tutuluyor. Çeşitli salgın hastalıkların baş gösterdiği, en temel insani ihtiyaçların bile karşılanamadığı kamplarda her an Çin’e iade edilme korkusu yaşayan Uygur mültecilerin tek talebi Türkiye’nin kendilerine sığınma hakkı tanıması. Son bir yıl içerisinde farklı güzergâhlar üzerinden Türkiye’ye gelen Uygurların sayısının 7.000’i bulduğu tahmin ediliyor. Çin ile diplomatik krize sebep olan ve belgeleri eksik olduğu gerekçesiyle aylarca İstanbul’da hava alanında bekletilen 500 mülteci de nihayet yerleşim izni verilerek Kayseri’ye yerleştirildi.

Uygur meselesini temel dinamiklerinden soyutlayarak uluslararası terörizmle ilişkilendirmek Pekin hükümeti için ülke kamuoyunu ikna etmede daha etkili bir yol olarak görünüyor. Uygurlar kendilerini yalnızlaştıran ve işsizlik, yolsuzluk, çevre kirliliği vb. iç sorunların üstünü örtmeye yarayan bir politikaya kurban gidiyor. Pekin’in müzakereye yanaşmayan ve taviz vermeyen tutumuyla Uygur sorunu çıkmaza girmiş durumda.