Yemen

Yemen

Yemen

Temel Göstergeler
Resmi Adı Yemen Cumhuriyeti
Birleşme Günü Güney ve Kuzey Yemen'in birleşmesi: 22 Mayıs 1990
Başkent Sana (3 milyon)
İklimi Subtropikal iklim. Yazın aşırı yüksek sıcaklıklar, düşük yağış ve özellikle iç kesimlerde minimum ve maksimum sıcaklık arasında büyük farklar.
Yüzölçümü 527.968 km²
Nüfusu 28.6 milyon
Nüfusun Etnik Dağılımı Arap, Afrika Arapları, Güney Asyalılar, Avrupalılar
Nüfus Artış Oranı %2.28
Coğrafi Konumu Orta Doğu'da Umman Denizi, Aden Körfezi ve Kızıldeniz kıyısında yer almakta olup, Umman ile Suudi Arabistan arasındadır.
Din %99 Müslüman (%60 Sünnî Şafiî, %40 Şiî Zeydî), %1 Musevî, Hristiyan, Hindu
Dil Arapça
Okuma Yazma Oranı %70
Milli Gelir 27.1 milyar dolar (2017)
Kişi Başı Ortalama Milli Gelir 2.462 Dolar (2015)
Reel Büyüme Oranı %-9.8 (2016)
İşsizlik Oranı %16
Yoksulluk Oranı %54
Para Birimi Yemen Riyali
Ortalama Yaşam Süresi 66 yıl
Doğal Kaynakları Petrol, balık, kaya tuzu, mermer, kömür, altın, kurşun, nikel, bakır.
Ana İhracat Kalemleri  Mineral yakıt ve yağlar, demiryolu araçları, balık ve su ürünleri
Ana İthalat Kalemleri Hububat, demiryolu araçları, demir-çelik
Önemli Ticaret Ortakları Çin, Suudi Arabistan, Tayland, Türkiye
Sınır Komşuları Umman: 288 km, Suudi Arabistan: 1,458 km, kıyı şeridi: 1,906 km

Ülke Tarihi

Tarih boyunca Yemen çok önemli ve stratejik bir konuma sahip olmuştur. Baharat yolu güzergahında olması sebebiyle ticarî açıdan da tüm çağlar boyunca önemli bir bölge olarak kabul edilmiştir. Özellikle Bab’ul Mendub (Aden Körfezi) geçiş yoluna sahip olması ve Asya-Afrika/Asya-Avrupa arasında bağlantı yolları üzerinde olmasından dolayı tarih boyunca büyük devletlerin hakimiyeti altına almak istediği bir bölge olmuştur. 1869 yılında Süveyş Kanalı’nın açılması Yemen limanlarının önemini daha da arttırmıştır. Öte yandan Yemen hem dünya ticaretinin hem de kutsal topraklar Mekke ve Medine’nin güvenliği açısından son derece kritik bir önemi haizdir.

İslâm tarihçilerine göre Yemen’in ilk sakinleri, Arapların atası olduğu kabul edilen Hz. Nûh’un oğlu Sâm ve neslidir. Yemen’de hüküm süren en eski devletlerden Maîn Krallığı’nın tarihi ise milâttan önce üçüncü bin yılın ortalarına kadar dayanır. Daha sonra bu coğrafyada Katabân, Hadramut ve Sebe devletleri kurulmuş ve hüküm sürmüştür.

M.Ö. 2. yüzyılda kurulan Himyeriler ise kısa zamanda bütün Yemen’i kontrolü altına almış   milâttan sonra 3. yüzyılın sonlarına gelindiğinde sınırlarını Hadramut ve Orta Arabistan’a kadar genişleterek Arap Yarımadası’nın en güçlü ve kalabalık devleti haline gelmiştir. Bu dönemde Habeşliler ve Sâsânîlerle mücadeleye giren Himyeriler, Güney Arabistan’da İslam öncesi dönemdeki en uzun ve en parlak medeniyeti birikimini meydana getirmişlerdir.

İslamiyet öncesi dönemde, Miladî ilk yüzyıllardan itibaren Filistin’den göç eden Yahudiler ve Bizans tarafından gönderilen misyonerler aracılığıyla bölgede Yahudilik ve Hristiyanlık yaygınlaşmış, zamanla iki din mensupları arasında büyük bir rekabet başlamıştır. Bu süreçte Himyeriler Yahudileri, Habeşliler ve Bizans da Hristiyanları desteklemiştir. 6. yüzyılın ilk çeyreğinde Himyerilerin son hükümdarı Zûnüvas’ın Yahudiliği devletin resmî dini haline getirmesi ve Hristiyanlara uyguladığı şiddet karşısında harekete geçen Habeşliler, Bizans ile anlaşarak bölgeyi ele geçirmiş ve 525 yılında Himyerilerin hakimiyetine son vermiştir. Yemen bu tarihten itibaren yarım yüzyıl Habeşlilerin idaresi altında kalırken, Yemen Valisi Ebrehe’nin 570/571 yılında Kabe’yi yıkmak için Mekke’ye düzenlediği saldırı ilahî bir ceza ile neticelenmiştir. Halkın Habeşlilerin yönetiminden memnun olmamasını fırsat bilen Himyeri hükümdar ailesi, Sasanilerden destek alarak tekrar hakimiyet kurmuş, böylece Yemen’de İslam hakimiyetine kadar kısa bir süre Sasaniler hüküm sürmüştür.

Yemen asrısaadet döneminden itibaren bir İslam ülkesi haline gelmiş, daha sonra bölge Emevîler, Abbâsîler, Eyyûbîler, Yafurîler, Karmatîler, Ressîler, Suleyhîler, Hemdanîler, Mehdîler, Resûlîler, Tâhirîler ve Memlükler gibi birçok devletin egemenliği altında kalmıştır.

1517 yılından itibaren kademeli olarak Osmanlı idaresi altına giren Yemen, dört asır Osmanlı vilayeti olarak kalmıştır. Bu uzun hakimiyet döneminde sürekli devam eden isyanlara rağmen Osmanlı Devleti Yemen’e büyük önem vermiş ve bölgede dinî, askerî, idarî ve sosyal yapılar tesis etmiştir. Yemen’deki Osmanlı hakimiyeti Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ile fiilen sona ermiş, Lozan Antlaşması ile de Yemen Osmanlı toprağı olmaktan çıkmıştır.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Yemen İngilizlerin kontrolü altına girmiş, bir kısmı İngiliz himaye bölgesi olarak kalırken geri kalan kısmı Zeydîler ve İdrisîler arasında ikiye bölünmüştür. Yemen Zeydîlerinin seksen yedinci imamı Yahyâ tarafından kurulan Yemen Zeydî Emirliği daha sonra Yemen Mütevekkilî Krallığı adını almıştır. İngiltere, İtalya ve Suudi Arabistan ile yaptığı antlaşmalar sayesinde İmam Yahya 1920-1948 yılları arasında yönetimi elinde tutmayı başarmıştır. Bu dönemde Aden bölgesi İngiliz himayesinde kalırken, Kuzey Yemen’in bir kısmı da Suudi Arabistan’a verilmiştir.

İkinci Dünya Savaşı’nı takip eden yıllarda ülkedeki monarşik yapı devam etmiş, ancak Mısır’dan gelen Arap milliyetçiliği ve Arap ülkelerinde kurulan siyasî partiler Yemen’i etkilemiştir. Seyyid kökenli bir aileden gelen Muhammed el-Cifrî, Yemen’de İngiliz hâkimiyetindeki bölgeleri bağımsızlığına kavuşturmak amacıyla Güney Arap Birliği’ni kurmuş, 1956’da Mısır, Suudi Arabistan ve Yemen arasında imzalanan Cidde Antlaşması’yla İngilizler ortak düşman ilân edilmiştir.

1962 yılında Mısır’ın desteğiyle Yemen Arap Cumhuriyeti (Kuzey Yemen) kurulmuş, Suudi Arabistan ise monarşi yanlılarını desteklemiştir. Ancak bu çabalar başarısızlıkla sonuçlanmış Abdullah Sellâl döneminde (1962-1967) ülkede modernleşme çabaları görülmüştür. 1963’te kurulan Millî Kurtuluş Cephesi’nin İngilizlerle mücadelesi neticesinde Güney Yemen ve Aden 1967’de bağımsızlığına kavuşmuştur.

Kuzey Yemen’le Güney Yemen arasında 1972’de ve 1979’da kısa süreli çatışmalar yaşanmış, Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdülfettâh İsmâil 1980’de görevinden istifa edince yerine Ali Nâsır Muhammed seçilmiştir (1980-1986). 1988’de Yemen Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Sâlih olmuştur. Kuzey Yemen 1989’da Güney Yemen’le birleşmeyi önermiş, Güney Yemen, Sovyetler Birliği’nin de desteklemesiyle 22 Mayıs 1990’da Kuzey Yemen’le birleşmiştir. Ülke iki buçuk yıllık geçiş döneminde iki parti tarafından ortaklaşa yönetilmiş, 1992 sonunda yapılan seçimin ardından iki ülke tamamen birleşmiştir. Seçimleri kazanan ve takip eden süreçte Yemen siyasetini tek başına şekillendiren Ali Abdullah Sâlih döneminde ekonomik durumun kötüleşmesi ve Körfez Krizi’nde Yemen’in Irak tarafında yer alması gibi sebeplerle ülke siyasi ve ekonomik krizlerin eşiğine gelmiştir.

2011 yılında baş gösteren “Arap Baharı” süreci Yemen’i de etkilemiştir. Uzun süren protesto gösterileri ve çatışmaların ardından Kasım 2011’de imzalanan Körfez İşbirliği Konseyi Antlaşması’yla Ali Abdullah Sâlih’in otuz üç yıllık yönetimi fiilen sona ermiş, göreve başkan yardımcısı Abdürabbih Mansûr el-Hâdî getirilmiştir. 21 Ocak 2012’de yapılan seçimlerde Abdürabbih Mansûr el-Hâdî’nin cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra Ali Abdullah Sâlih 27 Şubat 2012’de görevi resmen ona devretmiştir.

Siyasî Yapı

Yemen bugün ülkede devam etmekte olan çatışmalar sebebiyle her açıdan derin bir kaos içerisindedir. Ülkedeki mevcut kaosun temelinde iki neden yatmaktadır. Birincisi Ortadoğu’da özellikle Birinci Körfez Savaşı ile birlikte ABD’nin siyasî, etnik ve mezhebî dengeleri bozan müdahaleleri, ikincisi ise İran’ın devrim ihracı söylemi çerçevesinde bölgede yayılmacı bir dış politika benimsemesidir. Arap Baharı süreci ile birlikte İran Zeydilere daha fazla önem veriş ve belli bir süreçten sonra onları silahlandırmıştır.

Suudi Arabistan’da Kral Selman’ın yönetime gelmesinin hemen ardından Yemen’e derhal askeri operasyon kararı alınmış, Pakistan ve birkaç ülkenin destek verdiği uluslararası bir koalisyonun oluşturulmasının sonucunda 2015 yılında operasyonlara başlanmıştır.

Bu süreç ülkeyi her açıdan büyük bir yıkıma uğratmıştır ve bugün gelinen noktada Yemen’de ciddi bir insanî kriz yaşanmaktadır. 28 milyonluk nüfusun yaklaşık 20 milyonu, başka bir deyişle %70’i gıda başta olmak üzere insanî yardıma muhtaç durumdadır. Yardıma muhtaç olanların takriben yarısı, yani 10 milyon insan acil yardıma ihtiyaç duymaktadır. Ülkede artan yoksulluk ve açlığın, yakın gelecekte "insanî felakete" dönüşmesinden endişe edilmektedir. Halihazırda koleradan etkilenenlerin sayısı yarım milyona yaklaşmış durumdadır.

 Sivillerin güvenliği ciddi risklerle karşı karşıyadır. Krizin başladığı 2014 yılından bu yana ülkede 44 bin kişinin öldüğü tahmin edilmektedir. Kriz boyunca taraflar arasında yapılan çatışmalarda kamu binaları, altyapı tesisleri, okullar, sağlık birimleri, kısacası ülkedeki belli başlı tüm yapılar zarar görmüş durumdadır.

Ülkede halihazırda 14.7 milyon insan yeterli sağlık hizmetlerden yoksundur ve sağlık tesislerinin yarısından fazlası çatışmalar sebebiyle kullanılamaz hale gelmiş, sağlık sistemi çökmenin eşiğine gelmiştir. Ülkede eğitim sahası da benzer bir tahribatla karşı karşıyadır. İç savaş sebebiyle 1.600 okul kullanılamaz hale gelmiş durumdadır ve 2 milyon çocuk eğitim alamamaktadır.

Yemen’de devam etmekte olan iç savaş ülke genelinde siyasi kaosun yanı sıra toplumsal bir bölünmeye de yol açmıştır. Eğitim faaliyetlerinin sağlıklı sürdürülemiyor olması da ülke için uzun vadede yeni ve daha büyük sorunlara zemin hazırlamaktadır. Öte yandan Yemen önümüzdeki süreçte de ticarî, kültürel ve jeopolitik önemini sürdürmeye devam edecektir. Zira Aden Körfezi’nin bir yanını oluşturan Yemen, Süveyş kanalı ve Cebel-i Tarık ile birlikte dünyadaki en önemli üç boğazdan birine sahiptir. Üstelik enerji kaynaklarının olduğu Körfez’e ve kutsal topraklar Mekke ve Medine’ye yakın olması, buna bağlı olarak Suudi Arabistan ve İran arasında süren vekalet savaşlarından dolayı bu bölge ve özellikle Yemen’in stratejik önemi giderek artacaktır. İlerleyen yıllarda Yemen’in karşı kıyılarındaki Cibuti, Eritre ve Etiyopya’yı da içine alan ve doğrudan Mısır’ı da ilgilendiren yeni bir istikrarsızlık dalgasını beklemek mümkündür.

Bu sebeple ülkede cereyan eden savaşın bir an öne sonlandırılması ve buna bağlı olarak toplumsal barışın tesis edilmesi çok önemlidir. Diğer yandan uzun vadede Yemen’in istikrarlı bir yapıya kavuşması için uzun vadeli kalkınma projelerine önem verilmeli, özellikle petrol ve denizcilik gibi alanlarda özel çalışmalar yapılmalıdır.

Ekonomik Yapı

Bugün dünyanın en fakir ülkelerden biri konumundaki Yemen, Arap Yarımadası’nda zengin komşularla çevrili olmasına rağmen uzun yıllardır devam eden siyasî istikrarsızlık ve kaos sebebiyle fakirlikle boğuşmaktadır. Yemen ekonomisi birinci derecede tarım ve hayvancılığa dayanır. Tarım ürünlerinden elde edilen gelirin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı %21'dir. Çalışan nüfusun %71,5'i tarım alanında iş görmektedir.

Petrol, balık, kaya tuzu, mermer, kömür, altın, kurşun, nikel, bakır ve batıdaki verimli araziler başlıca doğal kaynaklarıdır. Ülke topraklarında petrol bulunmasına rağmen çıkarılmadığı için gelir içindeki payı %9'un üstüne çıkamamıştır. Hizmet sektörü, inşaat ve sanayi ise işgücünün dörtte birini oluşturmaktadır.

2010 yılından itibaren Arap Baharı süreci ve sonrasında yaşanan iç savaşla birlikte, Yemen’de ekonomik koşullar daha da kötüleşmiştir. Güvenlik sorunları nedeniyle ülke çapında gıda ve tıbbî ekipman gibi diğer kritik maddelere erişim sınırlıdır. Nüfusun yaklaşık %30'unun bağımlı olduğu kamu kesimi maaşlarının birçoğu düzenli olarak ödenmemektedir. Mevcut tablo geçim kaynaklarını kurutmuş, milyonlarca insanı insanî yardıma muhtaç hale getirmiştir.

Öte yandan ülkedeki “gat otu” bağımlılığı da önemli bir sorun teşkil etmektedir. Hemen her köşe başında kurulan gat pazarlarından kolayca temin edilebilen sigara ile uyuşturucu karışımı bu bitkinin ticarî hayatın vazgeçilmez geçim kaynağı durumuna gelmiş olması, ülke geleceği için ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Bugün halkın %70’inin gat bağımlısı olduğu tahmin edilmektedir.

Müslümanların Durumu

Nüfusun tamamına yakınının Müslüman olduğu Yemen’de, bunların %60’lık kısmını Sünnîler, %40’ını ise Şiî Zeydîler oluşturmaktadır. Zeydîler inanç bakımından Ehlisünnete oldukça yakın kabul edilmektedir. Bununla birlikte Zeydîler Ehlisünnetin genel kabulünün aksine, hilafetin Hz. Ali’ye ait olması gerektiğini savunmakta bu bakımdan Ehlisünnet anlayışından ayrılmaktadırlar.

2015 yılında iç savaşın başlamasıyla birlikte birçok Yemenli mülteci konumuna düşmüş durumdadır. Mültecilerin bir kısmı ülke içinde yer değiştirirken, bir kısmı da vatanını terk etmek durumunda kalmıştır. Şubat 2017 itibariyle Yemen'de yaklaşık 2.5 milyon kişi yerinden edilmiştir. Buna ek olarak, San’a ve Aden’de yaklaşık 500 bin Somalili, 2.500 Suriyeli, 15 bin Filistinli mülteci bulunmaktadır.

Türkiye-Yemen İlişkileri

Türkiye, Yemen’le köklü tarihî ve kültürel bağlara sahiptir. Yüzyıllar boyunca Osmanlı Devleti tarafından idare edilen Yemen, Türkiye tarafından önemsenmekte, son dönemde Yemen’de yaşanan iç savaş ve kriz ortamının sona ermesi için Yemen’in barış, istikrar ve toprak bütünlüğü desteklenmekte ve bunun için inisiyatif alınmaktadır.

Türkiye bu süreçte meşru hükümete destek vermekte, sorunların BMGK’nın 2216 (2015) sayılı kararı, Ulusal Diyalog Konferansı (UDK) sonuçları ve KİK girişimi çerçevesinde çözüme kavuşturulması gerektiğini savunmaktadır. Bu çerçevede Türkiye siyasî çözüm çabalarını desteklemekte, öte yandan İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesinde de aktif çaba göstermektedir.

Öte yandan Yemen’de giderek kötüleşen insani durum da ülkemiz tarafından yakından takip edilmekte, kardeş Yemen halkının yaralarının sarılmasına yönelik insanî yardımlar gerek kamu kuruluşları gerek STK’larca sürdürülmektedir.