Yükleniyor...
“Yemen’de mezhebi değil, siyasi bir savaş var.”

“Yemen’de mezhebi değil, siyasi bir savaş var.”

18 Ocak 2017

Türkiye Yemenliler Dayanışma Topluluğu (TURYED) Başkanı ve Islah Partisi Dış İlişkiler Sorumlusu Muhammed Humeykani ile geçmişten bugüne Yemen’de neler olduğunu, devam etmekte olan iç savaşın aktörlerini ve Yemen halkını konuştuk. 

Öncelikle bize Yemen’in nüfusu, coğrafi konumu, enerji potansiyeli ve stratejik noktalara yakınlığıyla alakalı konularda bilgi verebilir misiniz?

Yemen, Kızıldeniz ve Hindistan Okyanus’u arasında Babü’l Mendep darlığında, dünya ticaretindeki en önemli geçiş noktalarından birinde yer alıyor. 27 milyon nüfuslu bir ülke. Nüfusun çoğunluğu gençlerden oluşuyor. Arap ülkeleri arasında siyasi geçmişi en eskiye dayanan ülkelerden biri. Sınır komşuları olan Umman ve Suudi Arabistan krallık sistemiyle yönetilirken, çok fazla uygulanmasa da Yemen’de Cumhuriyet rejimi var; partiler, demokrasi, seçimler var. Dünyadan gelen raporlara göre; Arap Yarımadasındaki toplam petrol rezervlerinin %30’u Yemen’in Hadramut ve Ma’rib bölgesinde bulunuyor. Bu böge farklı maden kaynakları açısından da zengin.

1962 yılında Cumhuriyet’in ilanına kadar olan sürece baktığımızda Yemen’de nasıl bir düzlem yer alıyor ve bu dönemdeki etkin aktörler kimlerdir?

Öncesinde Yemen’de Osmanlı vardı. Bu dönemde Zeydiler, toplumsal olarak Sünni Müslümanlarla ayrılık yaşamasalar da yöneticinin Ehl-i Beyt’ten olması gerektiğine inanarak Osmanlı yönetimine karşı çıkıyorlardı. Osmanlı dönemindeki isyanların birçoğu Zeydilerin olduğu bölgelerde çıkıyordu. Sonrasında Portekiz ve İspanya Yemen’i ele geçirmeye çalıştı. 19. yüzyılda İngiltere Güney Yemen’i ele geçirdi, özellikle deniz ticaretinde önemli olan Aden bölgesinde etkin oldu. Daha sonra da İngiltere, Güney Yemen’i Komünistlere bırakarak buradan çıktı. O sıralarda Kuzey Yemen ise büyük oranda Zeydiler tarafından “imamlık” sistemiyle yönetiliyordu.

1962’ye kadar etkin olan Zeydiler sonraki süreçte de Yemen’de dengeleri değiştiren bir unsur. Bu bağlamda Zeydilerin yapısı ve Zeydi/Şii inanışının Sünni ekolden ayrıldığı noktalarla ilgili bilgi verebilir misiniz?

1000 sene boyunca Zeydi/Şii ve Sünni çatışması hiç olmadı Yemen’de; yaşanan sıkıntılar bölgesel olarak çıkıyordu. Zeydiler, Zeyd bin Ali’ye bağlılar ve Şii ekolden Ehl-i Sünnet’e en yakın olan grup. Zeyd ibni Ali ibni Hüseyin, İmam Şafii’nin hocasıdır. Hatta diğer Şiilere “Rafızi” ismini veren Zeyd ibni Ali’dir. Akaid bakımından Mutezile fırkasıyla benzerlikleri var. Ehl-i Sünnet’ten ayıran nokta; halifelik hakkının Hz. Ali’nin olduğuna ve hakkının verilmediğine inanırlar ama diğer sahabelerle ilgili olarak sert, olumsuz söylemlerde bulunmazlar. Peki, Zeydi mezhebi Yemen’e nasıl geldi? Abbasiler, Taberistan’da bulunan Hz.Ali’ye mensup kişilere savaş açmıştı. Bunlar da İran’a gitti. Burada el-Hadi ibni Yahya diye biri vardı, bu kişi Yemen’e geçti. Yemenliler onu kabul etti. Kabileler arasında uzlaşma sağladı, onlara dini anlattı. İnsanlar onu sevince, güç kazanmaya başladı ve bir devlet kurdu.

Zeydilerin Caferiler gibi ayrı bir hadis kültürü yoktur, onlar da Buhari’yi, Müslim’i kaynak olarak kabul ediyorlar. O sebeple Yemen’in en büyük Ehl-i Sünnet alimleri Zeydi mezhebinden çıkmıştır. Eş-Şevkani var mesela, İbnü’l Emir, İbnül Vezir ve dahası.. Herhangi bir camiye girince biz hiçbir zaman burası Zeydi camisi mi, Sünni camisi mi diye düşünmezdik; evlilik konusunda da sıkıntı yok, iki tarafa mensup kişiler birbirleriyle evleniyorlardı. Zeydiler, cumhuriyet bizden iktidarımızı aldı ve biz mazlum durumuna düştük diyorlar, bu sebeple cumhuriyet’e öfke var. O zamandan beri de gerilim devam etmekte.

1952 yılında Mısır’da cumhuriyetin ilanının, 1962’de Yemen’de cumhuriyetin ilanına etkisinden söz edebilir miyiz? Uzun yıllar süren Zeydi otoritesinin ardından cumhuriyetin ilanı Yemen’de nasıl karşılanmıştır?

Mısır’ın, Ezher’den gelen ilmi üstünlükle de birlikte, Arap ülkeleri arasında bir üstünlüğü vardı. Yemen ve Mısır arasında hep bir etkileşim vardı. Mısır’da cumhuriyete geçildikten sonra, öncesinde halifeliğin de kaldırılmasının etkisiyle Arap milliyetçiliği arttı. Yemen’de cumhuriyet ilan edilmeyip “İmamlık sistemi” devam etsin diye Suudi Arabistan oradaki aşiretlere, kabilelere destek verdi. Nasır döneminde; Mısır, Yemen’e cumhuriyete geçme sürecinde destek için asker gönderdi. Ve çıkan olaylarda 10.000 Mısır askeri Yemen’de hayatını kaybetti. Mısır, 1952 yılında sadece Yemen’de değil bütün Arap ülkelerinde cumhuriyet rejimlerini destekledi.

Ülkenin “Kuzey Yemen” ve “Güney Yemen” olarak ikiye bölünmesine giden süreçte neler yaşanmıştır? Ve bu iki yeni devlet için nasıl bir ideolojik farklılaşmadan söz edebiliriz?

İngiltere Güney Yemen’den çıkarken burayı Sosyalistlere bıraktı. Sosyalistler bütün Güney Yemen’i birleştirdiler ve Komünist ideolojiyi çok sert bir şekilde uygulamaya başladılar. Moskova’da bile bu kadar sert uygulanmamıştır. Hocaları öldürdüler, kadınların zorla başörtülerini çıkardılar, camilere gidenleri soruşturdular. Kuzey Yemen, Güney Yemen’in tam tersi, anayasasının 3. Maddesi; “Şeriat, bütün kanunların kaynağıdır.” şeklindeydi. Kuzey Yemen’i gerici olarak gören Güney Yemen 1972’de Kuzey Yemen’e savaş açtı. Amaç, bütün Yemen’i birleştirerek Komünizm ile yönetmekti. Güney Yemen’deki uygulamalara halk tepki gösterdi ama karşı duramadılar. O kadar ki bir hocanın bir ayağını bir arabaya öbür ayağını da başka bir arabaya bağlayarak vahşice öldürdükleri bile olmuştu. Dinlerini muhafaza etmek isteyenler Müslümanlar, Kuzey Yemen’e veya Suudi Arabistan’a kaçtılar. 1990 yılında Rusya’daki rejim yıkılınca Güney Yemen de gücünü kaybetti ve Kuzey Yemen’le birleşti.

1978 yılında Ali Abdullah Salih, Kuzey Yemen cumhurbaşkanı olarak tarih sahnesine çıkıyor. Salih 2011 yılına değin elinde bulunduracağı iktidar için ilk etapta ne gibi vaatlerde bulunmuştu ve yönetimi ele geçirmede nasıl bir yol izlemişti?

Kuzey Yemen’de en geniş siyasal düşünce Müslüman Kardeşler’e yakın olan düşünceydi. Bu hareketin ilk kurucusu olan “ez-Zübeyri” Kuzey Yemen’de krallığa karşı çıkan ilk kişi oldu. Aydın ve eğitimli biri olan Zübeyri, Mısır’da eğitim almış ve Müslüman Kardeşlerle de yakından ilişki kurmuş biridir. Kuzey Yemen’de Müslüman kimliği ön plana çıkmış kişiler toplumda aktif; eğitim, sağlık gibi alanlarda rahat faaliyet yürütürken Güney Yemen’de Müslümanlara “gerici” gözüyle bakılıyordu. Güney Yemen, Kuzey Yemen’i bu duygularla ayaklandırmaya çalıştı ama en büyük tepkiyi Kuzey Yemen’deki Müslüman Kardeşler verdi. O zaman Müslüman Kardeşler ismini kullanmayarak “Hocalar” ismiyle faaliyette bulunuyorlardı. Kuzey Yemen’de cumhuriyet ilan edilince Müslüman Kardeşler’in etkisi çok fazla hissedildi.

Yemen’de İlk cumhurbaşkanı Abdullah Sallal idi. Sallal kendisine karşı çıkan bir grup sebebiyle görevi bıraktı. Sonra bir din alimi olan El-İryani cumhurbaşkanı oldu. El-İryani Müslüman Kardeşler’e oldukça yakın bir çizgide yer alıyordu. Başarılı olamadı ve yerine İbrahim el-Hamdi cumhurbaşkanı oldu. İspat edilememiş olsa da Nasır hareketine yakınlığı ile biliniyor. Havaalanı çalışmaları yapması, üniversiteler açması, halkın içinden biri olduğunu gösteren tavrı El-Hamdi’nin Yemen’de geçmişten bu yana en sevilen cumhurbaşkanı olmasına sebep oldu. Yemen, El-Hamdi’nin politikaları sayesinde kalkınmaya başladı ve Suudi Arabistan bu durumdan rahatsız olmaya başladı. İbrahim El-Hamdi; Sosyalistlere saygı gösteren, babasının din âlimi olmasıyla birlikte kendisi de dini değerlerle ilişkili olan biriydi. El-Hamdi askerdi fakat darbeyle başa gelmedi. El-İryani’nin kötü yönetimi sebebiyle ülkede iç savaş çıkma ihtimali oluşunca aralarında anlaştılar ve 1974’te İbrahim El-Hamdi cumhurbaşkanı oldu.

El-Hamdi’nin cumhurbaşkanlığı 2 sene 7 ay sürdü. Bu dönemin en önemli olayı da, nitekim anlatılmadığında Yemen’in durumu anlaşılmayacağı için bahsetmekte yarar var; Bu dönemde Güney Yemen lideri ılımlı bir Sosyalistti ve İbrahim el-Hamdi ile anlaşarak Kuzey ve Güney Yemen’i birleştirme kararı aldılar. Yemen’in birleştirileceği ilanını imzalamak için Güney Yemen’e gideceği gün İbrahi2ym el-Hamdi, akşam yemeğine davet edildiği bir evde kardeşiyle birlikte öldürüldü. El-Hamdi’yi dindar halkın gözünden düşürmek için iki Fransız kadınla uygunsuz fotoğrafları yayınlandı. El-Hamdi’nin öldürüldüğü gün o evde Suudi Arabistan büyükelçisi, Ali Abdullah Salih ve el-Ğaşmi’nin olduğu söyleniyor.

Sonrasında Ahmed Hüseyin el-Ğaşmi cumhurbaşkanı oldu. 6 ay sonra; Güney Yemen’den gönderilen bir diplomatik çantaya yerleştirilen bombanın patlamasıyla öldü ve Ali Abdullah Salih cumhurbaşkanı oldu.  Bu olay sebebiyle 1979 yılında Güney ve Kuzey Yemen arasında yeni bir savaş oldu. Nüfus bakımından Kuzey Yemen, coğrafya bakımından Güney Yemen üstündü. Güney Yemen’de bir devlet kültürü var olduğu için organizeli, planlaşmış bir orduya sahipti. Neticede Güney, Kuzey’i yendi. Ali Abdullah Salih Müslüman Kardeşler’in desteğini istedi. Güney Yemen’deki din karşıtı duruşun Kuzey Yemen’e gelmesini engellemek adına Müslüman Kardeşler, halkı cihada davet etmeye başladı ve Kuzey Yemen’in eli güçlendi. Bu zamana kadar Müslüman Kardeşler dini gerekçelerle siyasetten uzak durmayı tercih ettiği için yönetimde doğrudan var olmadı.

1990’da Kuzey ve Güney Yemen birleşti ve “Yemen Cumhuriyeti” isminde yeni bir devlet kuruldu. Sonrasında yeni ülkede 1993 seçimleri yapıldı ve bu tarih Islah Partisinin en etkin olarak gözlemlendiği tarih oldu, değil mi?

93 seçimleri bence Yemen seçimleri arasında en demokratik olanı. Bu seçimde İhvan’a bağlı Islah Partisi üçüncğ parti çıktı, Ali Abdullah Salih’in partisi de birinci çıktı. Ali Abdullah Salih’in partisi olan “Kongre Partisi” ilk olarak siyasal parti sistemi yokken “Kongre (Halk) Topluluğu” adıyla kuruldu (1979-1990). Halka yönelik yapılan anketler sonucunda halkın İslam Şeriat’ı istediği sonucu çıkınca Ali Abdullah Salih de devlet eliyle Müslüman Kardeşler’e özel okullar kurma yetkisi, serbestliği verdi. Bu okullar sayesinde Zeydi bölgelerde bile Ehl-i Sünnet liderleri çıktı. Es-Sahve (1985) bu dönemdeki tek gazeteydi ve Müslüman Kardeşler çıkarıyordu. Müslüman Kardeşler ve Ali Abdullah Salih arasında gizli bir koalisyon vardı. 90’lı yıllara gelindiğinde Ali Abdullah Salih büyüyen oğlunu kendisinden sonra başa geçirmek ve yönetimi kendi ailesinin tekeline almak için Müslüman Kardeşler’den kurtulmanın yollarını aramaya başladı. Müslüman Kardeşlere karşı olan kişileri Kongre Partisi’ne almaya başladı ve 1990 yılında Müslüman Kardeşler, Islah Partisini kurdu.

Mısır’daki İhvan-ı Müslimin her dönemde (Abdunnasır, Sedat, Mübarek Dönemleri) baskıyla karşılaştı, özellikle de siyasi olarak güçlendikleri dönemlerde; Yemen’de de Islah Partisi için böyle bir durumdan söz edebilir miyiz? Islah Partisine uygulanan herhangi bir yaptırım oldu mu veya parti dönem dönem baskı ile karşılaştı mı?

1994’te Sosyalist Parti, Güney Yemen olarak tekrar ayrılmak için savaş ilan etti. Bu savaşta Ali Abdullah Salih’in yanında duran, birlik yanlısı Islah Partisiydi. Hatta 1994 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçiminde Islah Partisi, Ali Abdullah Salih’i destekledi. Ama Sosyalist Parti’den kurtulduktan sonra Ali Abdullah Salih için en güçlü rakip bu kez Islah Partisi oldu ve yıllarca birçok devlet kurumuna yerleşmiş bir yapıydılar. Ali Abdullah Salih, devlet kurumlarından onları uzaklaştırmak için Amerika ve Ürdün’ün desteğiyle yeni bir istihbarat örgütü kurdu ve yeğenini bunun başına geçirdi. Müslüman Kardeşlere yakın General Ali Muhsin komutasındaki devlet ordusunu saf dışı bırakmak için “Cumhurbaşkanlık Savunma Ordusu” adıyla yeni bir ordu kurdu ve başına kendi oğlunu getirdi. Eski orduyu tamamen zayıflattı, en yeni silahları yeni kurduğu ordu için temin etti. Islah Partisiyle bağı olan kim varsa bir bahane bulunarak devlet yönetiminden alındı.

Arap baharı kapsamında; 2010 yılında Tunus’ta ilk gösterilerin başlamasının ardından 11 Şubat 2011 yılında da Yemen halkı sokaklara çıktı. Sürecin başında ilk beklenti ve sokağa çıkarken halkta hâkim olan duygular ne yöndeydi? Ve Islah Partisi süreçte ne zamandan itibaren etkin bir rol oynamaya başladı?

İlk başta sokaklara çıkanlar üniversite öğrencileriydi; Taiz ve San’a bölgelerinde. Taiz, Yemen’de en eğitimli şehir olarak bilinir. Taiz bölgesinde bir çadır kuruldu. 11 Şubat’tan önce Islah Partisi henüz mensuplarını sokaklara davet etmemişti, çünkü Ali Abdullah Salih’le diyalog kurmaya çalışıyordu, hükümeti kendiliğinden bırakması ve olayların büyümemesi için. Fakat Ali Abdullah Salih onlarla olumlu konuşsa da sonradan sözünde durmuyordu. San’a Üniversitesi önündeki meydanda bir hafta boyunca sadece 5000 kişi vardı. Islah Partisi karar alınca devrime destek vermek için yaklaşık beş saat içerisinde 50.000’den fazla kişi sokaklara çıktı. Gösterilerde dini bir söylem yoktu, genel prensiplerden bahsediliyordu; “eşitlik”, “özgürlük” gibi. Tevekkül Karman da Sosyalist bir kadınla birlikte sokaklara ilk çıkanlardan biriydi.

Fakat asıl Arap Baharı’nın başlangıcı Tunus’taki olay değildir. Arap ülkelerinin bir değişime ihtiyaç duyduğunu hissettiren olay, Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “one minute” çıkışı ve Türkiye’nin ekonomik kalkınmasıdır. Türkiye Arap ülkelerine örnek oldu.  2011’de Islah Partisi, Türkiye ile ilişkiler geliştirdi.  Hatta ben Yemen’de “Yemen-Türkiye Kalkınma Vakfı” oluşturdum bu amaçla. Bir yılda 11 kere Türkiye’ye geldim, amacımız buradaki STK’ların ve diğer kuruluşların nasıl işlediğini gözlemlemekti.

Sonraki yıllarda ülkeyi iç savaşa sürükleyecek olan Husiler Arap baharı sürecinde nasıl bir yol izledi ve ülkede ideolojik ve mezhepsel olarak farklı kimliklere sahip kesimler arasındaki iletişim ne yöndeydi?

Husiler’den önce Zeydiler için Muhammed Ezzen eliyle “Mü’min Gençler” adında bir grup kuruldu. Bir seçim yapıldı ve Bedrettin Husi seçilerek Muhammed Ezzen uzaklaştırıldı. İlk başta Ali Abdullah Salih bundan razıydı. Fakat sonra bu grup İran’dan destek almaya başladı ve Yemen’in bazı bölgelerinde devletin sözünden çok bunların sözüne itibar edilmeye başlandı. Artık iktidarı tehdit etmeye başladılar. Sonrasında Ali Abdullah Salih bir yandan Suudi Arabistan’ın desteğini almak için Husilerle savaştı, bir yandan da eski orduyu zayıflatmak için Husiler’i destekledi. El-Cezire’de eski Cumhurbaşkanı yardımcısı, yeni Cumhurbaşkanı Mansur Hadi yakın bir zamanda şöyle bir açıklama yaptı; “Ben; Ali Abdullah Salih’in 10 tır resmi orduya 12 tır Husilere silah gönderdiğini hatırlıyorum.” Amacı hem Husileri zayıflatmak hem de eski ordu güçlerini tamamen yok etmekti. Husiler ve resmi devlet arasında belli aralıklarla 6 çatışma olayı yaşandı. Husiler, Arap Baharı’nın ilk günlerinde bize katıldılar Ali Abdullah Salih karşıtı olarak ama baştan beri ayrılıkçı söylemleri vardı. Hiçbir parti kendisine ait bir slogan simge kullanmamış, herkes Yemen bayrağı taşımışken Husiler; kendi sloganlarını, sembollerini kullandılar.

Suikasta uğrayan Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in tedavi için Suudi Arabistan’a gitmesinden bir süre sonra görevini yardımcısı Abdurrabbu Mansur Hadi’ye bıraktı. Bu durum halktaki beklentiyi ne oranda karşıladı?

O günlerde herkes Hadi’nin gerçekçi bir rolü olmadığını biliyordu. Çünkü hiçbir zaman Hadi, Ali Abdullah Salih’in sözünden çıkmıyordu. İktidarı asıl yöneten “Cumhurbaşkanlığı Savunma Ordusu” Başkanı, Ali Abdullah Salih’in oğlu, Ahmet idi. Ali Abdullah Salih ve Suudi Arabistan Kralı Abdullah, Islah Partisine siyasi bir çözüm için baskı yapıyordu. Eğer bir savaş olursa Salih yanlısı güçler çok fazla kişiyi öldürebilirdi.

Ali Abdullah Salih’e yönelik saldırıyı kimin yaptığı tespit edilemedi. Ama korumalarının kullanıldığı düşünülüyor çünkü olaydan sonra 13 koruma idam edildi.

Yemen’deki devrimin başarısızlığında en temel aktör Suudi Arabistan olmuştur. Herkes barış istiyordu, Suudi Arabistan da bu durumu kullanarak Hadi’nin gelmesini sağladı ama onun Ali Abdullah Salih’ten bir farkı yoktu.

2013 yılında BM ve Körfez İşbirliği Teşkilatının desteğiyle Ulusal Diyalog Konferansı çalışmalarına başladı. Uluslararası arenadan alınan destekle yola çıkılan bu çalışmalarda hangi aktörler temsil edilmiş ve ne gibi kararlar alınmıştır?

Bu, bütün siyasi partilerden, sivil toplum kuruluşlarından, kadınlardan katılımın olduğu en ümit verici gelişmeydi. Husiler halen elinde silah bulundurmalarına ve siyasi bir parti olmamalarına rağmen 35 temsilciyle katıldılar toplantılara. Mansur Hadi’nin, Husileri kabul etmek istemediğini ama Amerika’nın baskısıyla kabul etmek zorunda kaldığı söyleniyor. Savunma, kalkınma gibi birçok konuda ön komisyonlar kurularak bir anayasa hazırlandı. Bu anayasanın en önemli kararı Yemen’in artık bir merkezi yönetimden değil altı bölgeye ayrılmış federasyondan oluşacağı kararıydı. Husiler bu süreçte de şiddet faaliyetlerine devam ettiler ve başkent San’a’ya kadar geldiler.

Hadi’nin özel kalemi yeni anayasayı cumhurbaşkanına götürmek için yola çıkmıştı. Yoldayken anayasa tasarısı ile birlikte Husiler tarafından kaçırıldı. Eğer seçim olursa Islah Partisinin seçileceği bilindiği için, Batı ülkeleri Husileri destekliyordu. Husiler; orduyu, devlet kurumlarını işgal etti. Ali Abdullah Salih bu işgaller sırasında Husilere destek oldu zaten sonrasında onlarla açıktan anlaşma da yaptı. Tabi Husilere İran’ın da çok ciddi desteği var ama Ali Abdullah Salih ve İran’ın Husilerle işbirliği sebebi farklı.

Ulusal Diyalog Konferansında bir uzlaşma sağlanmış olmasına rağmen, Husiler süreçten çekildiklerini duyurarak parlamentoyu feshettiler. Sonrasında bu süreç 2015 yılında Suudi Arabistan önderliğindeki birçok ülkenin katılımıyla gerçekleşen askeri bir müdahaleyle sonuçlandı. Ülkede barışa dair ciddi adımlar atılmışken Husiler’in sürecin yönünü tamamıyla değiştirmesindeki sebepler nelerdir?

Aslında asıl mesele Husiler değil, Ali Abdullah Salih’tir. Ali Abdullah Salih, Husileri kullanıyor. Ali Abdullah Salih’in en büyük amacı anayasanın yürürlüğe girmemesiydi. Çünkü anayasa kabul edilirse elindeki her şeyi kaybedebilir, hatta mahkemeye çıkartılabilirdi. Kaybetmekten korktuğu iki şey; ordu ve ekonomik güç idi. Birleşmiş Milletlerin tespitine göre Ali Abdullah Salih’in elinde 63 milyar dolar var. Savaşı devam ettirmek için bütün varlığını dağıtıyor. Eğer Yemen’e adaletli bir sistem gelirse Ali abdullah Salih’in yaptıkları ortaya çıkabilir. Husilerin korktuğu şey de adaletli bir rejim sağlandığı taktir de Islah Partisi’nin seçilme ihtimali ve bu durumun kendileri için yok olmak anlamına geldiğine inanmaları.

2015 yılında Suudi Arabistan’ın öncülüğünde Mısır, Ürdün, Fas gibi ülkelerin katılımıyla gerçekleşen “Kararlılık Fırtınası” -sonrasında ismi “Umudun Dönüşü” olarak değiştirilen- müdahalesinin Yemen’e etkileri neler oldu?

Husiler ilk başta Cumhurbaşkanı Hadi’yi Sana’da ev hapsine aldılar. Sonrasında Hadi’ye imzalaması için  ordu ve devlette önemli değişiklikleri içeren bir isim listesi getirdiler o da kabul etmedi. İstifa ettiğini duyurdu, yaklaşık 12 ay tutuklu kaldıktan sonra kurtuldu ve Aden’e geçti. Husiler bu sefer Ali Abdullah Salih’le birlikte hareket ederek Hadi’yi uçakla vurmaya başladılar. Dünya’nın tüm ülkeleri tarafından Yemen’in Cumhurbaşkanı olarak görülen Hadi Suudi Arabistan’dan yardım istedi. Suudi Arabistan’ın müdahalesiyle Yemen’de ümitler tekrar canlandı.

Husilerin gideceğine dair bir inanç ve halkın özgürlükten yana ümidi kalmamıştı. Bütün devlet, ordu onların elindeydi ve halkın yapabileceği hiçbir şey yoktu. Husiler’in San’a’ya girdikten sonra yaptıkları şeylerden ilki İran’la her gün iki uçak seferi koymak oldu. Böyle bir ihtiyaç yoktu, anlaşıldı ki sivil uçakla silah taşınıyor. Yemen’in kuzeyi (Sa’da), Husilerin yaşadığı bölgeden 6000 öğrenci önce Lübnan’a oradan da Hizbullah vasıtasıyla Tahran’a gidiyordu. Husilerin liderlerinden Abdulmelik, babası ve abisi de bir süre İran’da kalmışlardı. Ayrıca İran silah eğitimi de veriyordu. Hadi döneminde (2013) Yemen’e giden silah yüklü büyük bir gemi ele geçirildi. Cumhurbaşkanının ifadesiyle eğer içindeki bütün silahlar kullanılırsa Yemen’deki herkesin öldürecek kadar silahın bulunduğu geminin daha sonra İran’a ait olduğu ortaya çıktı.

Şu an Yemen’de Husiler coğrafyanın ne kadarında hâkimiyet kurmuş durumda?

Yemen’de nüfusun %80’inin yaşadığı bölge coğrafyanın %20’sine karşılık geliyor. Mesela Hadramut toprak parçasının %70’ini temsil ediyor fakat burada yaşayan nüfus ise toplam nüfusun %10’u. Husilerin elinde olan bölge coğrafya olarak çok geniş değil ama halkın en kalabalık olduğu önemli bölgeler onların elinde, buralarda yaşayan toplam nüfus %80.

Yemen’de Zeydiler %35-40’lık bir oranı temsil ediyorlar. Husiler de bu grubun içinden %2’lik bir kesim civarında. Husiler’in bu denli azınlıktayken bu kadar geniş bir coğrafyaya yayılmasında hangi unsurlar destekçi olmuştur? Mesela Zeydilerin Husiler dışındaki kısmından destek görüyorlar mı yoksa daha çok dış destekten mi bahsetmeliyiz?

Hani bir adamın oğlu hata yapar da adam der ya “Neden bunu yaptın ama neyse sen benim oğlumsun.” Zeydilerin Husilere tepkisi de bu şekilde. Zeydiler taban olarak çok mezhepsel bir tutum sergilemese de böyle bir durum var. Aynı bazı Sünni kesimlerde olduğu gibi. Bazı Sünniler de el-Kaide’nin yaptıklarını çok onaylamasa da ılımlı bir tavır sergiliyor. Bir de oradaki aşiretler devletten de bir şey görmedikleri için Husilere ses çıkarılmıyor.

Amerika, Ulusal Diyalog Sürecine ve Suudi Arabistan öncülüğündeki hava harekâtı operasyonuna destek verdi. ABD’nin süreçteki politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Amerika çatışmanın devam etmesine izin veriyor. Bir yandan Suudi Arabistan’a harekât için izin veriyor öte yandan Husileri tamamen yok etmemesi için baskı yapıyor. En son diyalog koalisyonu Kuveyt’te toplandı. Bu koalisyona meşru hükümet adına temsilci olarak katılan biri bana Amerikan temsilcisinin kendisine “Husiler aleyhine çıkarılan BM kararını çok kullanmayın.” dediğini söyledi. John Kerry de bir açıklamasında Husilerden “azınlık” olarak bahsetmişti. Sanki onlar ayrı bir ırk, ayrı bir dinmiş gibi! Husiler bile kendilerini böyle tanımlamıyorlar.

Amerika, bölgeye aktardığı silah akışından sağladığı geliri devam ettirmek istiyor ve tek siyasal iktidar alternatifi Islah Partisi olduğu için kaosun devam etmesini istiyor. Islah Partisi, iktidara gelmesiyle bölgede yaygınlaşacak ve Amerika bölgedeki gücünü kaybedecek. Ayrıca Amerika meşru hükümet güçlerinin San’a’ya girmemesini istiyor.

Yemen’deki mevcut savaş mezhepsel bir savaş olarak mı yoksa ülke dışındaki aktörlerin güç mücadelesi olarak mı değerlendirilmeli ve siz Yemen’de nasıl bir gelecek öngörüyorsunuz?

Savaş mezhepsel değil, böyle olmasına çalışanlar var. Tamamen siyasi bir savaş. Husiler İran’dan destek aldığı için, yaşananlar mezhepsel bir durum olarak yansıtılıyor fakat gerçek böyle değil. Gerçekte Caferiler ve Zeydiler çok farklı. Fakat gelecekte bu durum değişebilir. Çünkü İran’a çok küçük yaşlarda öğrenciler gönderiliyor. Bu çocuklar, altı sene kaldıktan sonra radikalleşmiş Caferiler olarak geri dönüyorlar.

Zeydi bölgelerdeki insanlar da onlardan bıktı, ülkeyi mahvettikleri için. Kendi inançlarına uygun bir üniversite kuruyorlar şimdi. Eğer savaş biter de bir seçim olursa benim kanaatimce Husiler bir parti kursa da oy alamazlar. Bu sebeple savaşla hüküm sürmeye çalışıyorlar.

Yemen’in toplum yapısına dair

Biraz da Yemen’in toplum yapısından bahsedelim. İlk olarak Yemen’de okuma yazma oranının çok düşük olduğu biliniyor. Bunun sebebi nedir?

En büyük sebep Ali Abdullah Salih’in uzun iktidarı boyunca bu yönde politikalar geliştirmemiş olması. Geliştirmedi ve bunu kasten yapıyordu; çünkü cahil bir halkı daha kolay yöneteceğine inanıyordu.

Yemen toplumunda geçmişten bu yana kadınların rolü ne olmuştur? Kadınların eğitime katılım oranı nedir? Arap baharı sürecinde kadınlar nasıl bir rol oynadı?

Arap Baharı sürecinde kadınların devrime katılım oranının en yüksek olduğu ülke belki de Yemen’dir. Hatta Tevekkül Karman’a da bu sebeple Nobel Barış Ödülü verilmişti. Yemen’de bir zorlama olmaksızın İslami geleneklere göre bir yaşam sürdürülmektedir. Kadınlar uzun yıllardan beri az da olsa parlamentoda temsil ediliyorlar. Eğitimde, sağlıkta kadınlar oldukça faal durumda. Bu durum şehir merkezleri için geçerli tabi, kırsal kesimlerdeki kadınlarda okuma yazma bilmeyenlerin oranı %60’ları, %70’leri buluyor.

Yemen’de ekonomik gelişmişlik oranı nedir? Mevcut iç savaşın ekonomiye yansımaları neler olmuştur?

Yemen’e hemen hemen bütün gıdalar ithalat yoluyla geliyor. Elektrik yok ama halk güneş enerjisinden yararlanarak geliştirdiği sistemi kullanıyor. Sıhhatli bir su yok, suyu herkes kendi bir şekilde temin ediyor. Husilerin eylemlerinden bu yana hiçbir proje hayata geçirilemedi, sadece petrol satılıyor ve maaşlar veriliyor. En son merkez bankası bünyesinde hiç para kalmadığını duyurularak San’a’dan Aden’e geçti. Şu an bir dolar 300 riyale kadar ulaştı Yemen’de. Ülke ekonomik bakımdan çökmüş durumda.

Yemen’de İnsani Yardım

Türkiye’de ne kadar Yemenli mülteci bulunuyor ve bunlar hangi iş kollarında yoğunluk gösteriyor?

Türkiye Yemenliler için biraz uzak. Vize uygulamasının da etkisiyle çok fazla gelen olmadı. Türkiye’de yaklaşık 5.000 Yemenli bulunuyor, bunların 1.500’ü öğrenci. İş adamları, siyasetçiler, işçiler var. Türkiye’de Yemenliler tarafından orta seviyede 25 şirket-ofis kuruldu. Bir tane Yemen okulu oluşturuldu.

Türkiye’deki Yemenliler genellikle hangi alanlarda problem yaşıyor ve yardıma ihtiyaç duyuyorlar?

Önceden oturma izninin verilmesiyle ilgili problemler yaşanıyordu ama bu büyük oranda çözüldü. Şu an en büyük problem; eğitim, sağlık, çalışma izninin çıkmaması. Yemenliler mülteci olarak kabul edilmedikleri için hizmetlerin çoğundan yararlanamıyor. Mesela ben doktorum, üstelik de Türkiye’de okudum ama burada çalışamıyorum. Geçen sene 100 civarında Yemenli ailenin çocukları okula gidemedi. Biz başvuruda bulunduk ama Suriyeli mültecilerin yoğunluğu ve 15 Temmuz darbe girişimi sebebiyle bir sonuç alamadık.

Yemenliler Türkiye dışında hangi ülkelerde mültecileri olarak yoğun şekilde bulunuyor?

Suudi Arabistan ve Malezya.

30 Ağustos 2016’da BM İnsani Yardım Koordinatörü’nün yaptığı açıklamaya göre Yemen iç savaşında 10.000 kişi hayatını kaybetmiş ve 200.000 kişi iç savaştan kaçarak ülkesini terk etmek zorunda kalmış. Yemen’de ciddi gıda, sağlık yardımlarına ihtiyaç var. Siz bu konuda ne dersiniz? Yemen’in insani yardım ihtiyacı ne orandadır? Bu ihtiyacın ne kadarı karşılanabiliyor ve yardımların ulaşması noktasında sıkıntı yaşanıyor mu?

Gerçek rakamlar daha fazla. Savaş olmadan önce zaten insanların durumları çok kötüydü, savaştan sonra durum daha da kötü bir hâl aldı. Husiler direniş gösteren bölgeleri (Taiz, El-Beyda) kuşatıyor ve giriş çıkışlara izin vermiyor. Suudi Arabistan da Husilerin bulunduğu bölgelere aynı şekilde ambargo uyguluyor. Hava alanları ve limanlar sıkı kontrol altında. Meşru güçlerin kontrolünde olan bölgelerden bile 15.000 kişi Cibuti’ye geçti, orada kamplarda yaşıyorlar.

Son olarak; biliyorsunuz, Türkiye’de 15 Temmuz’da bir darbe girişimi yaşandı ve bu girişim püskürtüldü. Bölgeyi ve Türkiye’yi tanıyan biri olarak bu darbe girişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yemen’in başkenti San’a Husilerin eline geçtiğinde; Türkiye’de 15 Temmuz akşamı yaşadığım endişeyi yaşamamıştım. 15 Temmuz benim için daha korkunç bir olaydır. Biz o gece son ümidimizi de kaybediyoruz diye düşündük. Her ülkeden her mazlum için Türkiye son kale durumunda. Türkiye’de ne kadar sorun yaşanırsa yaşansın özgürlükler var. İnsan burada kendi ülkesinde yaşıyormuş gibi hissediyor. O akşam Yemen’de Husiler ve Ali Abdullah Salih taraftarları Türkiye’de darbe oldu diyerek, kutlamalar yaptılar. Oysa Husiler bile Türkiye’de rahatça faaliyette bulunabiliyor. Korkulan olmadı ve Türk halkı büyük bir direniş gösterdi.