Zeytin Ağaçları Altında

Zeytin Ağaçları Altında

24 Nisan 2014

“Coğrafya kaderdir.”

İbn Haldun

Dünyanın gözü önünde yok olmaya yüz tutmuş bir ülkenin, Suriye’nin insanlarını görmek, hikâyelerini, sıkıntılarını dinlemek, kaybolan hayatlarına gözümüz ve gönlümüzle şahitlik etmek için yola çıkıyoruz. Suriye’nin hayat damarlarından biri olan Reyhanlı’daki Cilvegözü Sınır Kapısı’ndan güneye doğru, kamplara giden yol boyunca verimli olduğu her halinden belli kırmızı topraklar, kayalardan arınmamış tepeler, tepelere inci gibi dizilmiş zeytin ağaçları bulunuyor. Yol kenarlarında bazı yerleşim yerleri bulunsa da her birinde ayrı bir terk edilmişlik görüntüsü mevcut. Yer yer bulunan dükkânlar ise derme çatma. Sınırdan uzaklaştıkça başka bir ülkeye geçiş yaptığınızı rahatlıkla hissedebiliyorsunuz. Tozlu yollar, yorulmuş insanlar. Baharın geldiği yeşil ağaçlardan, sarı ve pembe çiçeklerden anlaşılıyor. Yeşillikler arasında görülen tek beyazlık ise çadırlar. Çadırlar zeytin ağaçlarının altındaki gölgelere sığınırcasına dizilmiş.

Sınıra yakın kurulan Hibetullah, Şüheda ve Atme çadır kentleri yaklaşık 40.000 kişiye ev sahipliği yapıyor. Bunlardan yaklaşık 10.000 kişinin kaldığı Şüheda Kampı bir tepenin yamacında. Tepeye çıkıp bakıldığında Türkiye dağları rahatlıkla görülebiliyor. Çadırlar birbirlerine en fazla birer metre arayla kurulmuş. Olabildiğince kalabalık. Buradaki günlük su ihtiyacı ancak gezici tanklarla karşılanabiliyor. Su tankı küçük sokakta yavaşça dolaşırken kadınlar da su kaplarını getirip sırayla sularını alıyorlar. Bulabildikleri malzemelerle kendilerine oyun üreten çocuklar ise her yerde. Kimisi tozlu yollarda bilye oynuyor, kimisi küçük kardeşini kucağında dolaştırıyor. Kimisi de su tankının etrafında koşturuyor.

zeytin-agaclari-altinda-okulKamptaki çocukların eğitimi için hizmet veren bir okul da var burada. İnsanların kaldığı çadırlardan daha büyük bir çadırdan oluşan, sınıfların bez örtülerle ayrıldığı bir okul. Okulun birkaç öğretmeninden biri olan Nida öğretmen de bu kampta kalıyor. Güzel sanatlar mezunu Nida öğretmen, daha önce Şam’da öğretmenlik yapıyormuş. Olaylar başladığında Filistinlilerin yoğun olarak kaldığı Yermük Kampı’ndan buraya gelmiş. Çoğu yetim olmak üzere 35-40 öğrencisi var. Çocukların savaştan dolayı bozulan psikolojisini düzeltmek için resim dersine ağırlık vermeye çalışıyor. Resim malzemesi bulmakta zorlandıklarından kullanılan kırtasiye araçları birkaç kalem, kâğıt, boya, su şişesi, düğme ve yumurta kartonundan oluşuyor. Beyaz bir tahtası bulunan sınıfta öğrenciler resimlerini sırayla tahtaya çiziyor. Kendilerini ziyarete gelenlere ürkek gözlerle bakan çocukların çizimleri yine de hayat ve umut dolu.

Saldırılarda ailesinden dokuz kişiyi kaybeden 58 yaşındaki Ahmed Abdulkerim Berekât da oğlu ve kız kardeşi ile birlikte bu kampta yaşıyor. Eşi, gelini, çocukları ve torunları evlerine düşen bir varil bombası nedeniyle şehit olmuş. Kız kardeşi yaralanmış, bunun sonucunda bacağı kesilmiş. Oğlu ise o sıralar hapishanede olduğu için bombardımandan kurtulmuş. İşkence altında geçen yedi ayın ardından serbest bırakılmış. Geldikleri Hama bölgesindeki köyde kimse kalmamış, köy tamamen boşalmış. Vefat eden aile fertlerini köye defnedip oradan ayrılmak zorunda kalmış. Yaşadıklarını bir çırpıda yutkunarak anlatırken sık sık çadırın duvarına astığı aile fotoğrafına bakışı ise hüzün dolu.Yanında oturan oğlu da anlatılanları sessizce, gözü kapalı dinliyor ve başıyla onaylıyor. İnsanlar hikâyelerini anlatabildikleri için rahatlıyor burada.

zeytin-agaclari-altinda-oyunAtme köyünün yakınlarındaki Atme Kampı ise Hibetullah ve Şüheda kamplarına göre Türkiye sınırına daha yakın bir konumda bulunuyor. Burası da zeytin ağaçları altında bir yer. Karşı tepede dalgalanan Türk bayrağı rahatlıkla görülebiliyor. Sınırı ayıran tellerin hemen yanından geçen bozuk, taşlı bir yol ile kampa ulaşım sağlanıyor. Yol kenarına kurulan küçük çadır dükkânlar kampa özgü küçük bir çarşı oluşturmuş. Kullanılmış kıyafetlerin yanı sıra küflenmiş ve kurumuş ekmekler de satılıyor. Ziyaret ettiğimiz önceki kamplara göre daha eski olduğundan birkaç tane tuğla ev de yapılabilmiş. Işığı bulunmayan mescit de tuğladan. Uzaktan düzenli gözüken kamp, büyük bir köyü andırıyor. Öyle ki bazı yerlere kurulan tandır ile ekmek yapan kadınları, küçük bostanlarda çalışan yaşlıları, güvercin uçuran gençleri görebiliyorsunuz. Çadırların oluşturduğu sokak aralarında dolaşan çocuklar ise buldukları boş mermi kovanları ile oynuyor. Her yerde olduğu gibi buranın da en büyük problemi kış mevsiminde soğuk ve çamur, yaz mevsiminde sıcak ve salgın hastalıklar. Birkaç defa ilaçlama yapılsa da çadırların yanı başından akıp giden atık sular hastalıklara sebep olacak kadar açıkta. Çadırların yanından geçmemesi için atık suların geçtiği küçük su kanalları oluşturulmuş. Göçebe hayatından da öte imkânsızlıklar içinde olan bu yerde yaşamak çok zor. Buna rağmen tevekkül dolu gözler sakince bekliyor.

İçinde sağlık ocağı, mutfak, okul, banyolar ve tuvaletleri olan Ummah Kampı daha güneyde bulunuyor. Çadır kentte hayatlarını devam ettiren 104 aile çatışmaların çok şiddetli olduğu Humus ve İdlib’den göç ederek buraya gelmiş. Yaklaşık bir yıldır insanların barındığı bu kampa akşam 5-11 saatleri arasında jeneratör ile elektrik verilebiliyor. Sağlık ocağındaki ilaçlar da ancak bu saatlerde soğutulabiliyor. Günlük ekmeğin Reyhanlı’dan geldiği kampta yemekler mutfak olarak kullanılan bir çadırda yapılıyor. Kadınlar sıra ile yemeklerini alıp, kapları başlarının üstünde taşıyarak çadırlarına dönüyor. Menü ise gayet sade: haşlanmış patates, ekmek ve su. Yemekler her gün farklı olsa da öğünler genelde tek çeşit. Ellerinde pek oyuncak olmayan çocuklar kendilerine göre oyunlar üretiyor. Bazen sınırlı sayıdaki bilyeler oyun aracı oluyor bazen de tek kale maç için patlak bir top. Sadece tavuklardan oluşan küçük bir hayvanat bahçesi bile yapılmış.

zeytin-agaclari-altinda-selmaDört kardeşi olan 10 yaşındaki Selma da bu kampta yaşıyor. Kardeşleri arasında en büyük o olduğu için yemekleri de her gün o alıyor. Halidiye bölgesinden gelen Selma’nın evi bombardıman sonucu yıkılmış. Kamptaki okula da devam eden Selma’nın ödevi Kur’an’daki kısa sureleri sıra ile ezberlemek. Kadir suresini eksiksiz, sakin ve duru bir sesle okuyor. Başından geçenleri, okul haricinde neler yaptığını, kardeşleri ile oynadıkları oyunları, kelimeleri incitmeden anlatırken gülüşündeki gamze hiç eksik olmuyor. Uyku saati ise elektrik kesildiğinde geliyor. Memleketini çok özleyen Selma’nın “Buradan memnun musun?” sorusuna cevabı ise “Elhamdülillahi Rabbilalemin.”

Yaşadıkları yerlerden ayrılmak zorunda kalan mültecilerin her birinin ayrı hikâyesi var. Yapılan her yardım, paylaşılan her ekmek ve kıyafet Suriye ve Suriyeliler için hayati bir önem taşıyor. Bombalardan, silahlardan bunalmış halkın tek isteği ise -artık kaldıysa- evlerine geri dönmek.

Diğerleri