Yükleniyor...

Adıge Cumhuriyeti

2020
Temel Göstergeler
Resmi Adı Adıge Cumhuriyeti
Yönetim Biçimi Rusya Federasyonu içinde Güney Federal Bölgesi’ne bağlı özerk cumhuriyet
Özerklik Tarihi 3 Temmuz 1991
Başkent Maykop (140.000)
Yüzölçümü 7.600 km2
Nüfusu 455.000 (2019)
Nüfusun Etnik Dağılımı %61 Rus, %25 Çerkes, %14 diğer
İklimi Ilıman iklim hâkimdir.
Coğrafi Konumu Rusya’nın Güney Federal Bölgesi içerisindeki Adıge, Karadeniz’in kuzeydoğusu ve Kafkasya Dağları’nın kuzeybatısında yer alır.
Komşuları Krasnodar Krayı tarafından çevrilidir.
Dil Rusça, Çerkesçe
Din (Yaklaşık veriler) %40 Hristiyan, %25 Müslüman, %35 dinsiz ve diğer
Ortalama Yaşam Süresi 73,5 yıl
Para Birimi Rus Rublesi
Gayrisafi Bölgesel Gelir (GRP) 1,8 milyar dolar (2018)
Kişi Başı Ortalama Milli Gelir 3.790 dolar (2018 IMF)
İşsizlik Oranı %8,2 (2019)
Yoksulluk Oranı %13


Tarihî Arka Plan

Kuzey Kafkasya, Müslüman ve Hristiyan dünyanın buluştuğu ve Avrupa ile Asya’nın birbirinden ayrıldığı bir bölge olması sebebiyle jeopolitik olarak önemli bir konuma sahiptir; dolayısıyla bölge her zaman büyük devletlerin çıkarlarının çatıştığı bir coğrafya olagelmiştir.

16 ve 17. yüzyıllarda Kuzey Kafkasya, bu bölgede hâkimiyet kazanmaya çalışan Osmanlı ile İran Safavi Devleti arasında devam eden mücadeleye sahne olmuştur. Yine 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Kuzey Kafkasya siyasi arenasına dâhil olan bir başka güç ise Rusya’dır. Çarlık Rusya ordusunda general olan ve aynı zamanda Kafkas Savaşı adlı kitabın yazarı olan Vasiliy Potto’ya göre, IV. İvan’dan başlayarak hemen hemen bütün Rus çarları, Kafkasya üzerinde hâkimiyet kurmaya çalışmıştır; hatta “Kafkasya hâkimiyeti fikri, Rus tarihinde kalıtsal hâle gelmiştir.” Bununla birlikte, Rusya’nın Kuzey Kafkasya’ya yönelik dış politikasının temel amacı, 16. yüzyıl sonlarına doğru zaten yeterince zayıflamış olan İran ile askerî-politik bir ittifak kurarak Osmanlı’nın bu bölgedeki varlığına karşı koymak şeklinde gelişmiştir.

Rusya’nın Kuzey Kafkasya’yı istila etmesi kolay olmamış, bu süreç birkaç yüzyıla yayılmıştır. Bu istilaya karşı koymak için İmam Mansur, Gazi Muhammed, Hamzat Bek, Şeyh Şamil gibi liderler önderliğinde birçok defa bir araya gelen Kuzey Kafkasya halkları, 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar Rus istilalarına direnmiştir. 19. yüzyılla birlikte başlayıp yüzyılın ikinci yarısında (1864) sona eren Kafkas Savaşı neticesinde, yüz binlerce insan Osmanlı’ya sürgün edilmiş ve bölgede asırlar boyu devam eden siyasi, etnik, dinî ve kültürel düzen yıkılmıştır. Kafkas Savaşı’ndan sonra birkaç ayaklanma başlatılmışsa da bunlar Rusya tarafından kanlı bir şekilde bastırılmış ve 19. yüzyılın ikinci yarısında, Kuzey Kafkasya tümüyle Rusya’nın idari ve askerî hâkimiyetine girmiştir.

Beyaz ve Kızıl orduların arasında geçen Rus İç Savaşı’ndan (1917-1922) sonra ortaya çıkan kolektifleştirme ve komünist rejim dayatmaları sırasında ise; ulusal aydınların, Müslüman din adamlarının ve varlıklı ailelerin kitlesel imhası başlatılmıştır. Sovyetler Birliği yönetiminin izlediği bu politika, Kuzey Kafkasya’da önce örgütlü ayaklanmalara, daha sonra ise 2. Dünya Savaşı’na kadar mücadelesini sürdürecek olan partizan grupların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Erkek nüfusun neredeyse tamamının cephede bulunduğu 2. Dünya Savaşı yıllarında, çoğunlukla kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan Çeçen-İnguş ve Karaçay-Balkar halkları, Orta Asya’ya sürgün edilmiştir. Stalin’in ölümünden sonra Sovyetler Birliği’nde devlet baskıları azalamaya başlamış ve Nikita Kruşçev’in iktidarda bulunduğu 1957 yılından sonra da söz konusu halkların ana vatanlarına dönmelerine izin verilmiştir.

Entelektüelleri, ilim ve din adamlarını yok eden Sovyet yönetimi, Kafkasya insanını Rus öğretmenler aracığıyla sıradan bir Sovyet vatandaşına dönüştürmeyi planlamıştır. Nitekim 1960’lara gelindiğinde, bu planın başarıya ulaştığı düşünülmüş ve tüm bölge halklarının Sovyet ideallerine sadık birer yurttaş olduğu varsayılmaya başlanmıştır; ancak durumun hiç de göründüğü gibi olmadığı 1980’lerde anlaşılmıştır. Bu tarihlerde Glasnost (açıklık) ve Perestroika (yeniden yapılandırma) politikaları ile Sovyet yönetiminin azınlıktaki halklara uyguladığı baskıların ve sansürün hafiflemesi, hatta bazı üye devletlerin Sovyetler Birliği’nden ayrılmak üzere harekete geçmesi üzerine, Kuzey Kafkasya halkları arasında da ulusal hareketler ortaya çıkmıştır.

Sovyet döneminde, genellikle iktidarda etnik Rus yöneticilerin olduğu Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinde, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra yapılan ilk gerçek ve rekabetçi seçimlerde, iktidara yerli ulusal hareketlerin temsilcileri gelmiştir. 1990’ların başında, bu cumhuriyetlerde iktidara gelen liderleri iki kategoride değerlendirmek mümkündür. Birinci kategoride, Sovyet ordusunda görev almakla birlikte ulusal hareketlere dâhil olup siyasete girenler gelmektedir. Çeçenistan’da Cahar Dudayev ve İnguşetya’da Ruslan Auşev bu grup içinde sayılabilir. İkinci gruptakiler ise; yeni dönemde de iktidarda kalmayı başaran ulusal nomenklaturanın temsilcileridir. Bunlar arasında Dağıstan’daki Yüksek Konsey Prezidyumu Başkanı Magomedali Magomedov, Kabardey-Balkarya’daki Yüksek Konsey Prezidyumu Başkanı Valeriy Kokov, Kuzey Osetya’daki Komünist Parti Bölge Komitesi Birinci Sekreteri Aleksandr Galazov gibi isimler dikkat çekmektedir.

Kuzey Kafkasya kendine yön ararken, aynı sıralarda Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Moskova’da (Ekim 1993’te) Devlet Başkanı Boris Yeltsin ve parlamento arasında silahlı bir çatışmaya dönüşecek olan şiddetli bir güç mücadelesi başlamıştır; dolayısıyla da Rusya’nın politik gündeminde böyle bir mesele varken, Kuzey Kafkasya’daki gelişmeler Moskova’nın dikkatini çok fazla çekmemiştir. Bölgede, Sovyet sonrası dönemde Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinin çoğunun bağımsızlık yerine genişletilmiş özerklik talep etmesi, önemli bir ayrışmaya sebep olmuş ancak bu durum Moskova tarafından bir sorun olarak görülmemiştir. Zira 1990’ların başında, bizzat Yeltsin, “Alabildiğiniz kadar bağımsızlığı alınız” demiştir. Ne var ki Çeçenistan’ın özerklik değil tam bağımsızlık arayışında olması, Moskova’yı fazlasıyla rahatsız etmiş ve 1994’te Rusya-Çeçenistan Savaşı başlamıştır. O zamana kadar genellikle Rusya’nın ikincil gündem maddelerinden olan tüm Kuzey Kafkasya bölgesi, bir anda ülkenin en önemli meselesi hâline dönüşmüştür. 1999 yılında İkinci Çeçenistan-Rusya Savaşı başladığında, çatışmanın etkileri bölgesel sınırları aşmış ve süreç, bütün Rusya’nın etkilendiği bir gerilim yumağına dönüşmüştür.

2000 yılında iktidara gelen Vladimir Putin’in Rusya’yı hızla “üniterleştirme”sinin Kuzey Kafkasya üzerindeki en büyük etkisi ise, özerk cumhuriyetlerin cumhurbaşkanlarının doğrudan halk tarafından seçilmesi uygulamasının kaldırılması olmuştur. Sonrasında bölgede askerî varlığını ve siyasi ağırlığını yeniden hissettiren Moskova yönetimi, 2009 yılında Çeçen savaşının resmen bittiği tarihe kadar, tüm bölgede kontrolü ele almıştır. Putin’in Nisan 2013’te, Rusya’ya bağlı özerk cumhuriyetlerin parlamentolarına doğrudan seçimleri kaldırma hakkı veren yasayı imzalaması sonucunda, Kuzey Kafkasya’daki yedi cumhuriyetten altısı bu uygulamaya geçmiştir. Günümüzde bölgede sadece Çeçenistan’da cumhurbaşkanı doğrudan halk tarafından seçilmektedir.

Yeltsin döneminde Kremlin’in Kuzey Kafkasya’daki sorunlara yaklaşımının temelinde, burada yükselen bağımsızlık taleplerinin domino etkisi yaratarak Rusya’nın da Sovyetler Birliği ile aynı kaderi paylaşacağı korkusu yer alırken, Putin’in iktidara gelmesiyle Rusya’nın Kuzey Kafkasya politikasında hızlı bir değişim yaşanmıştır. Putin’in Kuzey Kafkasya politikası iki bileşenden oluşmaktadır: Güvenlik sorununu çözmek (ayrılıkçı grupları yok etmek) ve Moskova’dan Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerine doğru sübvansiyon akışını sağlayarak buradaki yerli elit sınıfı kontrol altında tutmak.

Siyasi ve Etnik Yapı

Adıge Cumhuriyeti (Adıgey) Kafkasya’nın batısındadır. Rusya Federasyonu’nun Güney Federal Bölgesi’nde yer alan cumhuriyet, Krasnodar Krayı toprakları ile çevrilidir. Başkenti Maykop şehri olan Adıge’nin yüzölçümü 7.600 kilometrekare, nüfusu ise 455.000’dir; nüfusunun %53’ü kırsal kesimde, %47’si ise şehirlerde ikamet etmektedir.

Günümüz Rusya’sında tamamen başka bir federe birimin toprakları ile çevrili tek cumhuriyet olan Adıge, özerk cumhuriyet olarak 1991’de resmen ayrılmadan önce Krasnodar Krayı’nda özerk bir bölgeydi.

1930’larda, özerk bölge (oblast) henüz yeni kurulduğunda, nüfusunun çoğunluğu Çerkeslerden (Adıge) oluşan bu cumhuriyette yaşayanlar genel olarak 19. yüzyılda, Kafkas Savaşı sonunda, Çarlık rejimi tarafından dağlık bölgelerden çıkarılarak buraya yerleştirilmiştir. Bazıları ise, 1960’larda Krasnodar Barajı’nın kurulması sonucu yaklaşık 20 Adıge köyünün sular altında kalmasıyla ikinci defa göç etmek zorunda kalmıştır. Günümüzde barajın kıyısında bulunan söz konu köylerin girişinde, iki zorunlu göçün tarihlerinin yazıldığı hatıra tabelalar yer almaktadır.

İdari bölünme sorunu, Sovyet döneminin başlarında, esas olarak Lenin’in tezi olan “Sınırlar meselesi 10. sıradaki meseledir.” söylemine göre şekillenmiştir. Dolayısıyla 1962’de ağırlıklı olarak Rus nüfusun yaşadığı Maykop ve Giagan bölgeleri Adıge Özerk Oblastı’na dâhil edildiğinde, bu kararı alanlar, bu durumun 1990 ve 2000’lerde ne kadar büyük siyasi etkileri olacağını muhtemelen tahmin edememiştir. Bu kararın en önemli sonucu, bölgede her zaman çoğunlukta olan Çerkes halkın bir anda Rus nüfus karşısında azınlık konumuna düşmesidir. Sovyetler Birliği yönetiminin ulusal bölgelere Rusları yerleştirme politikası, Adıge’nin demografik yapısını tamamen değiştirmiştir. Örneğin, 1930’larda Çerkesler bölge nüfusunun yaklaşık %50’sini, Ruslar ise %25’ini oluştururken, Sovyetlerin son döneminde (1980’ler) durum tersine dönmüş ve nüfusun sadece %20’sini Çerkesler, %70’ini ise Ruslar oluşturmuştur. Günümüzde de Adıge nüfusunun %61’i Rus, %25’i Çerkes’tir.

Sovyet sonrası dönemde Rusya’ya bağlı özerk cumhuriyetlerin hepsinde yaşanan siyasi gelişmelerin ortak bir noktası vardır. Buna göre; Sovyetler Birliği’nin son yıllarında söz konusu federe birimleri yöneten bürokratlar, parti ideolojisi yerine etnik ideolojiyi meşrulaştırarak kendi konumlarını korumaya çalışmıştır; ancak 1990’lı yıllarda Adıge yönetimi bu politikayı daha dikkatli yürütmüştür. Bu bağlamda, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından önce Adıge’de güç kazanan Cumhurbaşkanı Aslan Kerimov, her ne kadar “Çerkes sorununa” önem vermişse de bölgede takip edilen etnik temelli politikayla ilgili açıklamalarında her zaman halklar arasındaki eşitlik teziyle sınırlı kalmayı tercih etmiştir.

Bununla birlikte 1990’lar Adıge’sinde yaşanan ulusal canlanma çok seçicidir. Kerimov yönetimi bir taraftan uluslararası Çerkes STK’ların liderleriyle düzenli olarak bir araya gelirken, diğer taraftan Çerkes diasporasının önemli temsilcilerinden neredeyse hiç kimsenin Adıge’ye girmesine izin vermemiştir.

Kafkas Savaşı’ndan sonra Çerkes nüfusunun dörtte üçü Kuzey Kafkasya’dan Osmanlı Devleti’ne sürgün edilmiştir. Bunun bir sonucu olarak Türkiye ve bazı Arap ülkelerinde güçlü bir Çerkes diasporası ortaya çıkmıştır. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonraki ilk yıllarda, diasporadaki birçok iş adamı tarihî vatanlarıyla iş birliği yapmanın yollarını aramaya başlamış ancak onların bu çabaları karşılık bulmamış ve sadece birkaç küçük işletmenin açılmasıyla sınırlı kalmıştır. Bunun en temel nedeni ise, Sovyetlerden kalma yerel elit sınıfın güçlü biçimde varlığını devam ettiriyor olması ve sonradan gelen Çerkesleri kendine rakip görmesidir.

1999’da savaş yaşayan Kosova’dan yüzlerce Çerkes ailesinin Adıge’ye yeniden yerleşmesi gibi sembolik gelişmeler de genel tabloyu değiştirmemiştir. Bu bağlamda, yaklaşık bir buçuk asırdır vatan hasreti ile yaşayan Çerkes diasporası tarafından büyük sevinçle karşılanan 1990’lardaki tarihî vatana geri dönüş, üzerinden 10 yıldan daha az bir zaman geçtikten sonra birçok soruna yol açmıştır. En büyük engel ise, Adıge’de iktidarda bulunan Sovyetlerden kalma yönetici sınıftır.

Kerimov iktidarı 2000’lerin başına kadar istikrarlı bir şekilde sürmüştür. O dönemde Adıge’de halk arasında “Eskiden komünizmi inşa ediyorduk, şimdi ise koşhablizmi” deyişi yaygınlaşmıştır (Kerimov, Adıge’nin Koşhabl bölgesindendir). Boris Yeltsin’in istifasından sonra Rusya genelinde meydana gelen değişimler, başlangıçta Adıge yönetimini pek fazla etkilememiştir. En büyük yenilik, bölgesel mevzuatı federal yasalara uyumlu hâle getirme kampanyası kapsamında, Adıge’de geçerli olan çift meclisli parlamento ve cumhurbaşkanı adaylarının her iki resmî dili (Rusça ve Adıgece) bilme zorunluluğunu öngören tartışmalı yerel yasaların yürürlükten kaldırılması olmuştur. Ancak söz konusu yenilikler genel anlamda Adıge yönetimindeki elit sınıfın konumunu fazla etkilememiştir. Çünkü Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte ülkenin karşı karşıya kaldığı siyasi ve ekonomik krizi atlatmaya çalışan ve aynı zamanda Çeçenistan’daki savaşla meşgul olan federal merkez (Moskova), Kuzey Kafkasya’nın diğer bölgelerinde çatışmalara sebep olabilecek her türlü uygulamadan uzak durmaya çalışmıştır.

Bununla birlikte, 2000’lerin başı Adıge siyasetinde önemli değişikliklerin yaşandığı bir dönem olmuştur. 2002’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, Adıge kökenli olup Sibirya’da büyük bir altın madeni işletmesinin sahibi olan Hazret Sovmen, beklenmedik bir şekilde cumhurbaşkanlığına adaylığını koyuştur. Ancak Sovmen’in Sovyetlerden kalma Adıge yönetiminin güvenini kazanması, birçok nedenden dolayı neredeyse imkânsızdı. Birincisi, Sovmen’in biyografisi mevcut bürokrat sınıfınkinden çok farklıydı. Zira o, kariyerini Komünist Parti’de değil, Sibirya’nın altın madenlerinde yapmıştı. Sovmen’i “yabancı” kılan ikinci neden ise etnik aidiyeti ile ilgiliydi. Sovmen, Çerkes alt etnik gruplarından biri olmasına rağmen, Adıge’deki nüfusun çok küçük bir bölümünü oluşturan Şapsuglardan idi. Bütün bunlara rağmen, Ocak 2002’de yapılan seçimde Sovmen oyların %69’unu alarak Adıge’nin yeni cumhurbaşkanı olmayı başarmıştır. İlk turda mevcut cumhurbaşkanı Kerimov da dâhil olmak üzere tüm rakiplerini kolayca geçmesi, aslında halkın Sovyetlerden miras kalan elit sınıftan ne kadar yorulduğunun ve değişim arayışında olduğunun en açık göstergesidir.

Bu noktada belirtilmesi gereken bir diğer husus, birçok bölge uzmanının Adıge siyasi hayatındaki bu değişikliklerin Moskova’nın isteği dışında ortaya çıktığı tezlerine rağmen, Kremlin’in Adıge gibi çok hassas dengelerin geçerli olduğu bir federe biriminde yaşanan yönetim değişikliğini dikkate almayacağının düşünülemez olduğu gerçeğidir. Ayrıca söz konusu değişimin o dönemde (Putin yönetiminin ilk yılları) Rusya genelinde yaşanan gelişmeler çerçevesinde okuması gerektiği de unutulmamalıdır.

Adıge halkının Sovmen’den iki beklentisi vardı: İlki, cumhuriyete gelen sıcak paranın artması; ikincisi ise iş dünyasında yer alan ancak siyasi pozisyonlarını şahsi servetlerini arttıracak bir yer olarak görmeyen yetkin bir yönetici sınıfın oluşturulması. Birinci beklentiyi kolaylıkla yerine getiren Sovmen, ikinci beklenti noktasında büyük engellerle karşılaşmıştır. Sovmen göreve gelir gelmez ilk işi, Sibirya’daki meslektaşlarından ve hâlihazırda Adıge’de bulunan ve önceki hükümetle anlaşamayan birkaç Çerkes iş adamından oluşan bir ekip kurmak olmuştur. Fakat çok kısa bir süre sonra, 2006’daki istifasına kadar, kendi ekibi içindeki çatışmalarla mücadele etmek zorunda kalmıştır.

İktidarının son yıllarında Sovmen’in karşılaştığı en büyük sorun, Adıge’deki etnik gruplar arasında artmaya başlayan gerginliktir. Bunun arkasında yatan asıl neden ise, o günlerde cumhuriyetin gündemine gelen Adıge’nin Krasnodar Krayı ile birleştirilmesi fikridir. Bu tartışma, bir buçuk asırdır kendi kimliğini korumaya çalışan Çerkes halk arasında büyük tepki uyandırmıştır. Açılan protesto bayrağı altında; Çerkes aktivistler, sanatçılar ve siyasetçilerden oluşan çeşitli gruplar bir araya gelmiştir. Çerkes toplumunda başlayan bu hareketlilik karşısında, Adıge Slavları Birliği çatısı altında toplanan Rus STK’ları, Sovmen’i istifaya çağırmış ve Krasnodar Krayı ile birleşme fikrini desteklemişlerdir.

Bölgedeki iki halkı karşı karşıya getiren bu tartışmalardan kârlı çıkan taraf yine de Sovmen olmuştur; çünkü böylece, federal yetkililerle ve cumhuriyetteki bazı milletvekilleriyle ilişkilerinin bozulduğu bir dönemde, Çerkes halkın desteğini arkasına almıştır. Öte yandan cumhuriyette ortaya çıkan toplumsal gerginlikler, Kremlin’in Sovmen’e olan güvenini tamamen sarsmıştır.

Adıge’yi Krasnodar Krayı ile birleştirme fikrinin bölgede daha önce görülmeyen bir gerginliğe yol açması üzerine, Moskova bu fikri savunmaktan vazgeçmiş, ancak Sovmen üzerindeki baskısını arttırarak 2006’da istifa etmesini sağlamıştır. Sovmen’in istifasının ardından federal merkez Adıge’nin yeni cumhurbaşkanı olarak Aslan Thakuşinov’u atamıştır. Kısa süre sonra da eski yönetimden kalan ve aynı zamanda yeni cumhurbaşkanının muhalifi olarak bilinen bürokratlar görevlerinden ayrılmaya başlamıştır. Thakuşinov’un iktidara gelmesiyle birlikte, Sovyet döneminde Komünist Parti’de görev alanlar da dâhil olmak üzere, 1990’lar boyunca Kerimov’un ekibinde yer alan kişiler siyasete geri dönmüştür. Sonuç olarak, Sovmen döneminde yavaş yavaş hissedilen demokratik yaklaşımdan hiçbir iz kalmamıştır.

Thakuşinov iktidarda bulunduğu sürece, bölgedeki halklar arasında gerginliğe sebep olacak her türlü uygulamadan uzak durmaya çalışmıştır. Buna paralel olarak, etnisite konusunun bölge siyaseti üzerindeki etkisi de giderek zayıflamaya başlamıştır. 2016’da Thakuşinov’un istifası yaklaşırken, daha önce başbakanlık ve parlamento başkanlığı görevlerinde bulunan ve aynı zamanda Thakuşinov’un akrabası olan Murat Kumpilov’un federal merkez tarafından Adıge Cumhurbaşkanlığı görevine getirileceğine ilişkin haberler yayılmıştır. Bunun üzerine muhalefet, bazı yerel Çerkes STK’ları harekete geçirerek Kumpilov’un iktidara gelmesini engelleme girişimlerinde bulunmuş ancak bunda başarılı olamamıştır. Kumpilov Ocak 2017’de Adıge’nin yeni cumhurbaşkanı olarak atanmıştır.

Ekonomik Yapı

İşsizlik oranının %8 olduğu Adıge, Rusya’daki federe birimler arasında 71. sırada yer almaktadır. Kişi başına düşen ortalama gelire göre 36. sıradaki cumhuriyetin nüfusunun %13’ü yoksulluk sınırı altında yaşamaktadır.

Dağlık güney bölümü dışında, toprağının tamamına yakını tarıma elverişli olan Adıge’nin eşsiz doğası, bölgeyi bir turizm merkezi hâline getirme potansiyeline de sahiptir. Sanayi ise ağırlıklı olarak Rusların yaşadığı 150.000 nüfuslu Maykop şehri ve Adıge’nin batısındaki Krasnodar Krayı sınırına yakın ve nüfusun çoğunluğunu Çerkeslerin oluşturduğu bölgelerde yoğunlaşmaktadır.

Tüm siyasi değişimlere rağmen sosyoekonomik açıdan bölünme süreci devam eden Adıge, birbirine çok az benzeyen ve aralarında çok az temasın olduğu iki bölgeden oluşmaktadır. Bu yerler; tarım alanları ve Krasnodar şehri yakınındaki bölgedir. Başkent Maykop’un nüfusu son 10 yıldır sürekli azalırken Adıge sınırları içinde yer almakla birlikte Krasnodar yakınında bulunan bölgenin nüfusu giderek artmaktadır. Bu durumun bir sonucu olarak da Maykop yavaş yavaş memurlar kenti hâline gelmeye başlamıştır.

Bu noktada, Adıge’de devam eden taşralaşma sürecinin federal merkezin uyguladığı politikanın bir sonucu olarak ortaya çıktığı da belirtilmelidir. Adıge’yi Krasnodar Krayı’na bağlama planını sürekli canlı tutan Kremlin, bölgenin ekonomik anlamda gelişmesini desteklemeyerek, çok daha gelişmiş durumdaki Krasnodar Krayı’na bağlanmasını sağlamaya çalışmaktadır.

Dinî Yapı ve Müslümanların Durumu

Kuzey Kafkasya halklarının İslamlaşması 7. yüzyılda Arap fetihleri ile başlamıştır. Aslında İslam’ın bütün bölgeye yayılması yaklaşık olarak 1.000 yıl sürmüştür. İlk aşamada, güney Dağıstan’a ulaşan İslam, buradan da bölgenin batısına doğru yayılmıştır. 15. yüzyıla gelindiğinde Kuzey Kafkasya’nın doğusu tamamen İslamlaşmıştır. Ancak günümüzde bölgede yaşayan Müslüman halkların (özellikle Kuzey Kafkasya’nın batısındaki halkların) İslam öncesi inançlarından vazgeçmesi (17-19. yüzyıl arasında) uzun zaman almıştır. Arap davetçi ve fetihçiler üzerinden Dağıstan’a ulaşan İslam, Kuzey Kafkasya’nın doğu bölgelerinde yerli davetçiler eliyle, batısında ise daha çok Osmanlı Devleti’nin etkisiyle yayılmıştır. Bugün genel olarak Kuzey Kafkasya’nın batısında Hanefi, doğusunda ise Şafi mezheplerinin yaygın olmasının sebebi, bu tarihsel olgu ile ilgilidir.

Çarlık Rusya döneminden itibaren uygulanan politikalarla bölgenin demografik yapısı değiştirildiğinden, günümüzde Adıge Cumhuriyeti’nde nüfusun yalnızca dörtte birini Adıgeler (Çerkesler) oluşturmaktadır. Bu nedenle bölgedeki Müslüman oranı da takriben bu civarlardadır. Hristiyan nüfusun yaklaşık %40’lar civarında olduğu Adıge’de, deist ve ateistlerin oranı da %30-35 civarındadır.
 

Diğerleri