Yükleniyor...

Afganistan

Afganistan

Afganistan

Temel Göstergeler
Resmi Adı Afganistan İslam Cumhuriyeti
Yönetim Biçimi Başkanlık tipi demokrasi
Bağımsızlık Tarihi 8 Ağustos 1919 (İngiltere’den)
Başkent Kâbil (4.6 milyon)
Yüzölçümü 652.230 km2
Nüfusu 36.5 milyon (2018)
Nüfusun Etnik Dağılımı Peştunlar, Tacikler, Hazaralar, Özbekler, Türkmenler
İklimi Ülkenin genelinde kışlar sert ve soğuk, yazlar sıcak ve kuraktır
Coğrafi Konumu Güney Asya’da yer alan ve denize sınırı olmayan ülke, Pakistan’ın kuzeybatısı ve İran’ın doğusunda yer alır.
Komşuları Pakistan (2.670 km), Tacikistan (1.357 km), İran (921 km), Türkmenistan (804), Özbekistan (144 km),Çin (91 km)
Dil Darice, Peştuca, Özbekçe, Türkmence, İngilizce
Din %99.5 Müslümanlık, %0.5 diğerleri
Ortalama Yaşam Süresi 51 yıl
Okuma-Yazma Oranı %38.2
Para Birimi Afgani
Millî Gelir 20.8 milyar dolar (2017 IMF)
Kişi Başı Ortalama Milli Gelir 588 dolar (2017 IMF)
İşsizlik Oranı %23.9 (2017)
Enflasyon Oranı %5 (2017)
Reel Büyüme Hızı %2.5 (2017)
Yoksulluk Oranı %35.8
İhracat Ürünleri Meyve ve kuruyemiş, halı, deri, yün, pamuk, tohumlar, taş kömürü, reçine, dökme veya hurda demir, sabun taşı
İthalat Ürünleri Gıda ürünleri, buğday, pirinç, makineler, tekstil ürünleri, petrol ürünleri, motorlu taşıtlar, zırhlı savaş taşıtları, palm yağı, ilaç, çimento
Başlıca Ticaret Ortakları Hindistan, Pakistan, Çin, İran, Kazakistan, Özbekistan, Malezya, ABD, Türkiye, Rusya

Ülke Tarihi

Afganistan coğrafyası tarih boyunca pek çok devlet ve milletin hâkimiyet kurmak istediği bir bölge olmuştur. Bu bakımdan Afganistan’ın bilinen tarihinin bir istilalar tarihi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. M.Ö. 5. yüzyılda Persler tarafından işgal edilen bölge, daha sonra M.Ö. 4. yüzyılda Büyük İskender tarafından alınmıştır. İskender İmparatorluğu’nun yıkılması üzerine bölge Yunan (Baktriana), Hint (Çandragupta) ve Türk (İskitler, Kuşanlar, Akhunlar) kökenli devletlerin hâkimiyeti altına girmiştir.

7. yüzyılda İslam orduları Afgan topraklarına ulaşmış, halkın hızlı bir şekilde İslamiyeti benimsemesine karşın burada bir devlet yönetimi teşekkül etmemiş, bölge uzunca bir süre bölgesel yönetimler tarafından idare edilmiştir. 9. yüzyılın ikinci yarısında kısa bir süre Sâmâniler’in hâkimiyeti altında kalan Afganistan topraklarında, yüzyılın sonlarına doğru kurulan Gazneliler Devleti ile birlikte Türk hâkimiyeti başlamıştır. Daha sonra bölgede Selçuklular, Gurlular, Harizmşahlar hüküm sürmüş, 13. yüzyılın başlarındaki Moğol istilası ile birlikte 150 yıl kadar sürecek olan Moğol hâkimiyeti dönemi başlamıştır.

Afganistan 16. yüzyılın ilk yarısından itibaren yine bir Türk devleti olan Babür İmparatorluğu’nun hâkimiyeti altına girmiştir. Babürlüler sınırlarını Hindistan içlerine kadar ilerletmiş ve giderek devletin ağırlık merkezi Hindistan’a kaymış, bunun üzerine Batı Afganistan coğrafyasında İran ile Babür Devleti arasında kalan bölgede yerli kabileler önce iki devletten birinin yanında yer alarak imtiyaz kazanmış, daha sonra giderek daha bağımsız hareket etmeye başlamıştır. Bu süreç Afganistan’da millî bir devlet fikrini de beslemiş ve nihayet 1747 yılında Ahmed Şah önderliğindeDürrani Hanedanı olarak bilinen bağımsız bir devlet kurulmuştur. Ancak 18. yüzyılın sonları ve 19. yüzyılın başlarındaDürrani Hanedanı’nda taht mücadeleleri baş göstermiş, nihayet 1826 yılında Dost Muhammed Han tarafından siyasi birlik sağlanarak Barakzay Hanedanı kurulmuştur.

18. yüzyıldan itibaren Afganistan, Ruslarla İngilizler arasında çok uzun sürecek bir mücadeleye konu olmuştur. 1839 yılında gerçekleşen ilk İngiliz işgali kısa sürede bertaraf edildiyse de, 1878-1880 yılları arasında ikinci işgal gerçekleşmiştir.1893 yılında İngilizlerle imzalanan antlaşma ile belirlenen “Durant Hattı”, Güney Afganistan ile Hindistan (bugün Pakistan) sınırını belirlemiş, fakat belirlenen sınır sebebiyle pek çok Afgan ülke sınırlarının dışında kalmış, bu da Afganistan için kalıcı bir sınır sorununun başlangıcı olmuştur.

1919 başlarında, babası Habibullah Han’ın yerine geçen Emanullah Han, Afganistan’ın bağımsız bir devlet olarak tanınması için uluslararası bir çaba içerisine girmiş, bu durum İngiltere ile kısa süreli bir savaşa neden olduysa da, Afganistan 8 Ağustos 1919’da imzalanan Ravalpindi Antlaşması ile bağımsızlığını ilan etmiştir. Emanullah Han’ın bağımsızlık sonrası süreçte ülke içerisinde gerçekleştirdiği reformlar halk tarafından tepki ile karşılanmış ve bu tepkilerin isyana dönüşmesi sebebiyle Emanullah Han 1929 yılında ülkesini terk etmek zorunda kalmıştır.Emanullah Han ülkeyi terk ederken yerini kardeşiİnayetullah Han’a bırakmışsa da, isyanlara liderlik eden Habibullah Kalakani’nin kendisine gönderdiği mektuptan sonra tahttan feragat ederek o da ülkeyi terk etmiştir. Bunun üzerine iktidara Habibullah Kalakani gelmişse de, iktidarı yalnızca 10 ay kadar sürmüş ve Muhammed Nadir Şah’ın ordusuna karşı verdiği mücadeleyi kaybederek idam edilmiştir. Yönetime gelen Nadir Şah, dört yıl süren iktidarında dengeli bir politika izlemiş ve halkın taleplerini dikkate alarak reformları yeniden düzenlemiştir. Nadir Şah’ın ölümü üzerine henüz 19 yaşında tahta çıkan oğlu Zahir Şah, 40 yıl süren iktidarı boyunca tarafsız bir dış politika yürütmeye gayret etmiştir. Bu dönemde Türkiye, İran ve Irak ile Sadabad Paktı imzalanmış, 2. Dünya Savaşı’nda da aynı anlayış sürdürülmüştür. 1947 yılında Pakistan’ın bağımsızlığını ilan etmesi üzerine, 1893 yılında imzalanan Durant Hattı sebebiyle ülke toprakları dışında kalan kesimler üzerinde hak iddia edilmiş, bu durum Pakistan ile kronikleşen sınır sorunlarını beraberinde getirmiştir. Pakistan’ın İngiltere’den destek görmesi, bu süreçte Afganistan’ı Sovyetler Birliği’ne yaklaştırırken, Zahir Şah’ın ülkede artan Sovyet etkisini dengelemek için attığı adımlar, 1973 yılında kayınbiraderi olan Davud Han tarafından devrilmesine neden olmuştur. Barakzay Hanedanı’nın 1826 yılında Dost Muhammed Han’la başlayan ve 1829 yılında 10 ay süren Habibullah Kalakani yönetimi dışında yaklaşık 150 yıl süren varlığı da böylece sona ermiştir.

Davud Han, iktidarı döneminde ülkenin hızlı bir şekilde Sovyet etkisi altına girdiğini görerek çeşitli önlemler almışsa da başarılı olamamış ve 1978 yılında o da bir darbe ile başkanlıktan indirilerek öldürülmüştür.

Ülkede yaşanan siyasi kaos ve Sovyetler Birliği’nin devlet yönetimine direkt etkisi, 1979’da başlayan ve ülkeye büyük zarar veren bir işgal sürecinin hazırlayıcısı olmuştur. 10 yıl süren Rus işgali sırasında çoğunluğu sivil 1 milyondan fazla insan hayatını kaybetmiş, 5 milyon kişi ise mülteci durumuna düşmüştür. İşgal süreci ülkeyi harap ederken, ülke içerisindeki dengeleri de alt üst etmiş, savaş esnasında ülkesi için mücadele eden farklı gruplar, işgalin bitmesinin ardından birbirleriyle mücadele eder hale gelmişlerdir ki, bu da ülkede bir iç savaş sürecini doğurmuştur. Öte yandan ülkede yaşanan siyasî kaos, Taliban’ın doğuşunu hazırlamış, ilerleyen yıllarda başta El-Kaide olmak üzere ülkede konum alan yapılanmalar, 11 Eylül olayları sonrasında gerçekleşen ABD işgali için de gerekçe oluşturmuştur. Bugün hala tam olarak sonlandırılmayan ABD işgali, bir kez daha yüzbinlerce insanın ölümüne milyonlarca insanın mülteci konumuna düşmesine yol açmıştır. İşgal sırasında kurulan geçici hükümetin başına geçen Hamid Karzai, 2004 ve 2009 yıllarında yapılan seçimleri de kazanarak iktidarını 2014 yılına kadar sürdürmüştür. 2014 yılında yapılan seçimleri kazanan Eşref Gani halen görevdedir.

Siyasî Yapı

Stratejik konumu sebebiyle “Asya’nın Kalbi” olarak nitelendirilen Afganistan, tarih boyunca pek çok büyük devletin hâkimiyeti kurmak istediği bir ülke olmuş, uzun ve yıpratıcı işgal ve savaşlar sebebiyle Afganistan’da sağlıklı bir siyasî yapının tesis edilmesi mümkün olmamıştır. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde İngiltere’ye karşı girişilen bağımsızlık mücadelesi, yakın geçmişte ise önce Sovyetler Birliği, ardından ABD işgalleri sebebiyle ülkede büyük bir siyasi boşluk doğmuştur. Bu durum Afganistan’ı küresel müdahalelere, taşeron terör yapılanmalarına ve afyon yetiştiriciliği gibi uygulamalara açık hale getirmiştir. Son yıllarda ülke bir toparlanma sürecine girdiyse de, bu genel tablonun henüz değiştiği söylenemez.

1973 yılında kansız bir darbe ile monarşiden cumhuriyete geçilen ülke devlet başkanlığı ile yönetilmektedir. Ülkede 250 sandalyeli halk meclisi ve 102 sandalyeli senato olmak üzere iki yasama organı bulunmaktadır. İdarî bakımdan 34 vilayete ayrılmış olan ülkede, vilayet yönetiminin başında bulunan valiler merkezî hükümete bağlıdır.

Ekonomik Durum

Geride bıraktığımız 40 yıllık süre zarfı içerisinde toprakları önce Sovyetler Birliği, ardından ABD tarafından işgal edilen, uzun yıllar devam eden savaşların yanı sıra, siyasî kaos, iç çatışmalar ve uluslararası terör yapılanmalarıyla da karşı karşıya kalan Afganistan, yaşadığı bu zorlu süreçler sebebiyle bugün dünyanın en kötü ekonomilerinden birine sahiptir. Kişi başı ortalama gelirin 1.000 doların altında olduğu ülkede, yoksulluk ve işsizlik oranları %30’lara ulaşmıştır.

11 Eylül olayları sonrasında Ekim 2001’de başlayan ve bugün halen tam olarak sonlandırılmamış ABD işgali sebebiyle ülke ekonomik olarak dış yardımlara bağımlı haldedir. İşgal süreci alt ve üstyapının tahrip edilmesi, güvenlik zafiyetleri, temiz su kaynaklarına ulaşım sıkıntısı, sağlık ve eğitim olanaklarının zayıflaması gibi pek çok sorunu beraberinde getirmiştir. Bu nedenle ülkenin ekonomik olarak kendi ayakları üzerinde durabilmesinin uzun yıllar alacağı söylenebilir.

Afganistan ekonomisi, ülkedeki ekilebilir alanların son derece sınırlı olmasına rağmen büyük oranda tarıma ve hayvancılığa dayalıdır. İstihdamın önemli bir bölümünü karşılayan tarım alanında buğday, üzüm, hurma, fındık, kabuklu yemişler ve pamuğun yanı sıra çeşitli sebze ve meyveler yetiştirilmektedir. Öte yandan Afganistan’da çok yüksek miktarda afyon üretildiği bilinmektedir. Hayvancılığın da yaygın olduğu ülkede yün, deri ve deriden mamül ürünler, hayvan postu, el yapımı halı ve kilim, sabun, ayakkabı, küçük ölçekli tekstil ürünleri ve mobilya üretimi de gerçekleştirilmektedir.

İçinde bulunduğu olumsuz ekonomik koşullara karşın, Afganistan doğal kaynakları bakımından oldukça zengindir. Ülkede petrol, doğalgaz, kömür, bakır, demir, altın, tuz, kireç taşı ve mermerin yanı sıra, kimya ve gübre sanayiinde kullanılan pek çok maden bulunmaktadır.

Uzun yıllardır devam eden savaş nedeniyle ülkede sağlıklı bir dış ticaret ortamı bulunmamaktadır. Bu sebeple dış ticaret rakamları ülke potansiyelini yansıtmamaktadır. Her yıl büyük oranda dış ticaret açığı veren Afganistan’da 2017 yılı dış ticaret hacmi 8.4 milyar dolar olarak gerçekleşmiş, bunun 7.6 milyar dolarını ithalat kalemleri oluşturmuştur. Başlıca ithalat kalemleri gıda ürünleri, makineler, binek araçları, buğday, petrol yağları, palm yağı, pirinç, ilaç ve çimento; başlıca ihracat kalemleri ise meyve ve sebzeler, deri, yün, halı ve pamuktur. Ülkenin son derece sınırlı olan ihracatının neredeyse tamamı Hindistan ve Pakistan’a yapılmakta, ithalat ise büyük oranda Çin, İran, Pakistan, ABD ve Kazakistan üzerinden sürdürülmektedir. Önümüzdeki yıllarda dış ticarette yeni aktörlerin de yer alması beklenmektedir.

Türkiye ile İlişkiler

Türkiye ile Afganistan arasında, her iki devletin kurulduğu 20. yüzyılın ilk çeyreğinden bu yana güçlü ve sağlam ilişkiler bulunmaktadır. Hatta ilk resmî ilişkiler 1921 yılında TBMM ile Afganistan devleti arasında imzalanan Türkiye-Afganistan İttifak Muahedenamesiyle tesis edilmiştir. Yine Kabil’de açılan ilk diplomatik yapı Türkiye’nin Kabil Büyükelçiliği olmuş, Afganistan da TBMM’yi tanıyan ikinci ülke olarak kayıtlara geçmiştir. İki ülke arasında ortak inanç, kültür ve tarih bağlarının da etkisiyle kurulan bu yakın ilişki, küresel aktörlerin Afganistan üzerinde yıllardır devam eden acımasız politikalarına rağmen güçlü bir şekilde devam etmektedir.

Gerek iki devletin bağımsızlıklarını kazandıkları ilk dönemlerde, gerek 80’li yıllardaki Sovyet işgalinde ve gerek11 Eylül olayları sonrasında gerçekleşen ABD işgalinde, Afgan halkının yaşadığı zorluklarda en önemli destekçisi Türk halkı ve devleti olmuştur. Sadece 2004 yılından bu yana sürdürülen kalkınma programı kapsamında Afganistan’a verilen destek, 1000 projede toplam 1 milyar doları aşmıştır ki bu Türkiye’nin bir ülkeye yönelik en büyük dış yardımlarından biridir. Öte yandan bağımsız sivil toplum kuruluşları da Afganistan’a yönelik acil yardım, insanî yardım ve kalkınma projeleri yürütmektedir.

ABD işgalinden bu yana devam eden yakın süreçte Türkiye, Afganistan’daki varlığını güçlü biçimde sürdürmektedir. Bu noktada Türkiye’nin temel yaklaşımı, Afganistan’ın toprak bütünlüğünün korunması, güvenlik ve istikrarın sağlanması, halk desteğini alan güçlü bir siyasî yapının teşekkülü ve terör yapılanmalarının temizlenerek halkın huzurunun temin edilmesidir.

İki ülke arasındaki ticarî ilişkiler, Afganistan’ın içinde bulunduğu olumsuz koşullar sebebiyle istenen seviyede değildir. Ancak ülkede güvenlik ve siyasî istikrarın sağlanması halinde Türkiye’nin Afganistan’ın en önemli ticaret ortaklarından biri olması sürpriz olmayacaktır. Son beş yılda 150 ila 250 milyon dolar civarında seyreden yıllık toplam ticaret hacminin çok büyük bir bölümü Türkiye’den Afganistan’a ihracat şeklinde gerçekleşmektedir. 2017 yılı rakamlarına bakıldığında toplam ticaret hacmi 181 milyon dolar olup bunun 172 milyon doları Türkiye’den Afganistan’a ihracattır. Türkiye’nin Afganistan’a ihraç ettiği başlıca ürünler, dokunmuş halılar, yer kaplamaları, ilaç, elektrik transformatörleri, kablo, tel ve temizlik kağıtları, Afganistan’dan ithal ettiği ürünlerse hayvan post ve derileri, sakatat, yağlı tohum, meyveler ve kabuklu yemiştir.

Öte yandan Afganistan’da 100’ü Türk firması bulunmakta bunların büyük çoğunluğu inşaat sektöründe faaliyet göstermektedir. Türk firmaları 2003-2016 döneminde gerçekleştirdiği projelerin sayısı 600’ü, finansal büyüklüğü 6 milyar doları aşmıştır. İnşaat sektörü dışında Türk firmalarının başlıca faaliyet alanları enerji, sağlık, lojistik ve madenciliktir.

Müslümanların Durumu

Afganistan coğrafyası, İslamiyet’le henüz hicrî 1. yüzyılda tanışmış ve Hz. Osman’ın halifeliği döneminden başlayarak bu bölge hızlı bir şekilde Müslümanlaşmıştır. O tarihten itibaren Afganistan bölgesi Müslüman kimliğini bugüne kadar muhafaza etmiştir. Afgan coğrafyası da Moğol istilaları, Sovyet, İngiliz ve ABD işgal dönemleri dışında tarihinin önemli bir bölümünü Müslüman yönetimler altında geçirmiştir.Günümüzde farklı etnik gruplardan oluşsa da,40 milyona yaklaşan Afganistan nüfusunun neredeyse tamamı Müslümandır. Büyük çoğunluğu Hanefî mezhebine mensup olmakla birlikte %10 civarında bir Şiî nüfus da bulunmaktadır.

Tarihi boyunca işgal ve istilalara maruz kalmış olan Afganistan, jeopolitik önemi ve zengin doğal kaynakları sebebiyle modern dönemde de bu özelliğini sürdürmüştür. Uzun süren Sovyet ve ABD işgalleri ülkeyi harap ederken, Müslüman halkı da felakete sürüklemiştir. Açlık ve yoksullukla karşı karşıya olan halk can güvenliğini temin edemediği işgal ve iç savaş yıllarında eğitim, sağlık, ticaret gibi temel ihtiyaçlarını da karşılayamamıştır. Bu da halkı pek çok bakımdan olması gereken seviyenin gerisinde bırakmıştır. Öte yandan bu süreçlerde oluşan siyasî kaos ve boşluk, uluslararası terör yapılanmalarının ülkede konuşlanmasına imkan tanımış, bu da mutedil dinî yaşantının halk içerisinde yaygın bir şekilde yaşanmasını zorlaştırmıştır. Bugün Afganistan’da Müslüman halkın en önemli ihtiyacı, dış müdahalelerden ve taşeron terör yapılarından uzak bir toparlanma sürecidir. Halkın yeniden yaygın ve yeterli eğitim imkanlarına erişmesi, ülkede gelecek nesiller açısından hayatî önem taşımaktadır.