Yükleniyor...

Avusturya

2020
Temel Göstergeler
Resmi Adı Avusturya Cumhuriyeti
Yönetim Biçimi Federal parlamenter cumhuriyet
Bağımsızlık Tarihi 12 Kasım 1918 (Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun dağılmasıyla) /27 Nisan 1945 (İkinci cumhuriyetin ilanı)
Başkent Viyana (2,6 milyon)
Yüzölçümü 83.871 km2
Nüfusu 8,8 milyon (2019)
Nüfusun Etnik Dağılımı %81 Avusturyalı, %3 Türk, %2,5 Alman, %2 Bosna-Hersekli, %1,5 Sırp, %1 Romanyalı, %9 diğer
İklimi Karasal iklim
Coğrafi Konumu Bir Orta Avrupa ülkesi olan Avusturya’nın doğusunda Slovakya ve Macaristan, batısında İsviçre, kuzeyinde Almanya ve Çek Cumhuriyeti, güneyinde İtalya ve Slovenya yer almaktadır.
Komşuları Almanya (801 km), İtalya (404 km), Çek Cumhuriyeti (402 km), Macaristan (321 km), Slovenya (299 km), İsviçre (158 km), Slovakya (105 km), Lihtenştayn (34 km)
Dil Almanca
Din %78 Hristiyan, %12 dinsiz, %4,5 Müslüman, %2 bilinmeyen, %3,5 diğer
Ortalama Yaşam Süresi 81,7 yıl (2018)
Okuma-Yazma Oranı %99 (2018)
Para Birimi Avro
Millî Gelir 447,718 milyar dolar (2018 IMF)
Kişi Başı Ortalama Milli Gelir 51.509 (2018 IMF)
İşsizlik Oranı %5,5 (2017)
Enflasyon Oranı %2,2 (2017)
Reel Büyüme Hızı %2,7 (2018)
Yoksulluk Oranı %3 (2017)
İhracat Ürünleri Telefon, tıbbi ilaç, motorlu taşıtlar için yedek parça, otomobil, su, motor, plastik eşya, mobilya aksamı, elektrik transformatörleri, ağaç
İthalat Ürünleri Binek otomobiller, telefon cihazları, motorlu taşıtlar için yedek parça, petrol yağları, ilaç, bilgisayar, motor, altın, izole tel ve kablolar
Başlıca Ticaret Ortakları Almanya, ABD, İtalya, İsviçre, Slovakya, Fransa, Çek Cumhuriyeti, Hollanda, Çin, Macaristan

Ülke Tarihi

Bugünkü Avusturya topraklarının bilinen en eski yerleşimcileri Kelt kabileleridir. MÖ 1. yüzyılda Roma İmparatorluğu’nun hâkimiyeti altına giren bölge, Roma İmparatorluğu’nun dağılmasından sonra Bavyeralılar, Avarlar ve Slavlar tarafından işgal edilmiştir. Frank Kralı Şarlman tarafından 8. yüzyılın sonlarında ele geçirilen Avusturya, 976 yılında Doğu Frank İmparatorluğu’nun bir sınır kontluğu olarak konumlandırılmış ve ülkenin bugünkü isminin kökeni olan “Ostarrichi” ilk kez bu tarihte kullanılmıştır. 1156 yılında Roma Germen İmparatorluğu içinde bir dükalık seviyesine yükseltilmiş ve bu statüsü 1246 yılına kadar devam etmiştir.

1282 yılında başlayan Habsburg hâkimiyeti, Avusturya’nın çeşitli devlet yapılanmaları içerisinde modern döneme kadar devam edecek olan uzun bir süreci kapsamaktadır. 1452 yılına kadar Roma Germen İmparatorluğu içinde bir dükalık olarak yer alan Avusturya, bu tarihten itibaren arşidüklüğe yükseltilmiştir. 15. yüzyılda Avrupa’nın en önemli devletlerinden biri hâline gelen Roma Germen İmparatorluğu, 16. yüzyılın başlarından itibaren Avrupa’da Osmanlı Devleti ile karşı karşıya gelmiş ve Avusturya Arşidüklüğü bu süreçte Osmanlı ile doğrudan mücadele etmiştir. 1526 yılında gerçekleşen Mohaç Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin elde ettiği zafer, iki ülke arasındaki mücadelenin başlangıcını teşkil etmektedir. 1529 ve 1683 yıllarında gerçekleştirilen ve neticelendirilemeyen Viyana kuşatmaları iki devlet arasındaki askerî mücadelenin dönüm noktaları olmuştur. İkinci Viyana Kuşatması sonrasında başlayan ve Avrupa’da “Büyük Türk Savaşları” olarak isimlendirilen savaşlar, 1699’da Karlofça Anlaşması ile; 1716-1718 yıllarında gerçekleştirilen ikinci savaş da Pasarofça Anlaşması ile neticelendirilmiş ve Osmanlı Devleti büyük toprak kayıplarıyla geri çekilerek Avusturya için bir tehlike olma vasfını yitirmiştir. Osmanlı Devleti karşısında alınan başarılı sonuçların ardından Macaristan’ı topraklarına katan Avusturya, takip eden süreçte Rusya’nın hızlı bir şekilde güçlenmesi sebebiyle Avrupa’da ve özellikle Balkanlar’da daha fazla ilerleyememiştir.

Fransız İhtilali sonrasında patlak veren Napolyon Savaşları’na Avusturya da katılmış, 1804 yılında I. Franz Avusturya İmparatorluğu’nu ilan etmiş ve 1806 yılında Roma Germen İmparatorluğu tacını terk etmiştir. 1867 yılında Macaristan’la birleşilmiş ve böylece yeni bir devlet olarak Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ortaya çıkmıştır. Almanya ve Osmanlı Devleti ile birlikte Birinci Dünya Savaşı’na aynı safta giren imparatorluk, savaş sonrasında parçalanmıştır. 1918 yılı Ekim ayında önce Çekler, ardından Macarlar ve nihayet daha sonra Yugoslavya’yı oluşturacak olan Sırp-Hırvat-Sloven ittifakı bağımsızlığını ilan etmiş, Avusturya Almanları da 30 Ekim 1918’de Avusturya Cumhuriyeti’ni kurmuştur.

1933 yılında Hitler’in iktidara gelmesinin ardından Almanya’nın Avusturya üzerindeki etkisi giderek artmaya, Nazi faaliyetleri yaygınlaşmaya başlamıştır. Hitler’in Avusturya’ya siyasi baskı ve ültimatomlarla başladığı müdahaleler 12 Mart 1938’de Almanya’nın Avusturya’yı ilhak ederek bir eyalet hâline getirdiğini ilan etmesiyle sonuçlanmıştır. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Almanya hâkimiyeti altında kalan Avusturya, savaş sonunda yeniden bağımsızlığına kavuşmuş ve 27 Nisan 1945’te bir kez daha cumhuriyet ilan edilmiştir. Ülke, bağımsızlığın ardından 1955 yılına kadar ABD, İngiltere, Fransa ve Sovyetler Birliği’nin kontrolü altında kalmış ve bu tarihte Müttefik Devletler’in çekilmesinden sonra günümüze kadar devam eden siyasi süreç başlamıştır.

Siyasi Yapı

Avusturya, federal parlamenter sistemle yönetilen bir cumhuriyettir. Ülke idari olarak Burgenland, Karnten, Aşağı Avusturya, Yukarı Avusturya, Salzburg, Steiermark, Tirol, Vorarlberg ve Viyana olmak üzere dokuz eyaletten oluşmaktadır.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun dağılmasıyla 1918’de kurulan Birinci Cumhuriyet, İkinci Dünya Savaşı sırasında 1938 yılındaki Alman işgali ile son bulmuş, savaş sonrasında 1945 yılında İkinci Cumhuriyet ilan edilmiş ve 1955 yılına kadar ülke ABD, İngiltere, Fransa ve SSCB tarafından yönetilmiştir. 27 Temmuz 1955 tarihinde imzalanan anlaşma ile Avusturya yeniden tam bağımsızlığına kavuşmuştur.

Devlet yönetiminin başında bulunan federal cumhurbaşkanı, altı yılda bir gerçekleştirilen seçimlerle belirlenmektedir. 2016 yılı Nisan ayında yapılan son seçimlerin ilk turunda %21 oyla ikinci sırada yer alan Alexander Van Der Ballen, mayıs ayındaki ikinci tur seçimlerinin iptal edilmesi üzerine aralık ayında yeniden yapılan ikinci turda %53 oy alarak cumhurbaşkanı seçilmiştir. Bir sonraki seçimlerin 2022 yılında gerçekleştirilmesi planlanmaktadır.

Yasama organı 183 sandalyeli ulusal meclis ve 61 sandalyeli federal konseyden oluşan parlamentodur. Federal konseydeki sandalye sayısı eyaletlerin nüfuslarına göre değişiklik gösterebilmektedir. Yürütme organının başında federal başbakan (şansölye) bulunmakta ve kurduğu hükümet cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak göreve başlamaktadır. Cumhurbaşkanı hükümeti kurması için genellikle parlamento seçimlerinde en fazla oy alan partinin liderini görevlendirmektedir. 2017 yılında gerçekleştirilen erken seçimleri Sebastian Kurz liderliğindeki ÖVP, aldığı %31,6’lık oy oranıyla birinci sırada tamamlamış, seçim sonrasında ÖVP-FPÖ koalisyonu kurulmuştur. Ancak FPÖ liderinin karıştığı video skandalının ardından koalisyon hükümetinin dağılması üzerine ÖVP, hükümeti tek başına sürdürmüş, Mayıs 2019’da ana muhalefet partisi SPÖ’nün gensorusunda güvenoyu alamayarak düşmüştür. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Van Der Bellen, Anayasa Mahkemesi Başkanı Brigitte Bierlein’i şansölye olarak görevlendirmiştir. Eylül 2019’da bir kez daha erken seçimlerin yapıldığı Avusturya’da Sebastian Kurz liderliğindeki ÖVP %37,5’lik oy oranı ile seçimlerden güçlenerek çıkmıştır.

Ekonomik Durum

20. yüzyılın ortalarında Avrupa’nın en yoksul ülkelerinden biri olan Avusturya, 1950’li ve 1960’lı yıllarda sanayileşerek hızlı bir büyüme sürecine girmiş ve o dönemden itibaren sürekli olarak gelişmiştir. Günümüzde Avusturya, nitelikli iş gücü, sağlam altyapısı, dışa açık ekonomi politikaları, yüksek refah seviyesi, düşük yoksulluk ve işsizlik oranları ile dünyanın en güçlü ekonomilerinden biridir. 50.000 doların üzerindeki kişi başı ortalama yıllık gelirle bu alanda ilk 10’u zorlayan Avusturya, gelir dağılımı eşitsizliğinin de en düşük olduğu ülkelerden biridir.

Ülke ekonomisi çeşitlilik açısından zengin olmakla birlikte, hizmet sektörü istihdamın ve GSYİH’nin %70’ten fazlasını karşılamaktadır. Ülkede özellikle telekomünikasyon, turizm, inşaat gibi sahalar öne çıkmaktadır. Ülke topraklarının yaklaşık yarısı ormanlarla kaplıdır. Zengin orman, dağ ve göl varlıkları, Avusturya’nın önemli bir turizm ülkesi olmasını sağlamaktadır.

Uzun yıllar ekonomiyi ayakta tutan sanayi sektörü, %25’in üzerindeki payı ile hâlen hayatiyetini korumaktadır. Kereste, maden, makine, kimya, gıda, kâğıt, elektronik, otomotiv ve yedek parça öne çıkan sanayi kollarıdır. Avusturya, doğal kaynaklar açısından zengin bir ülke sayılmasa da grafit üretiminde dünyada ilk sırada, manyezit ve volfram üretiminde de üst sıralarda yer almaktadır. Tarım sektörünün ekonomideki payı çok yüksek değildir, ancak sektör gelişmişlik, verimlilik ve organiklik açısından oldukça başarılıdır. Tarım alanında yetiştirilen başlıca ürünler; tahıl, patates, meyve ve şaraptır. Ayrıca hayvancılık ve ormancılık da oldukça yaygındır.

Dış ticaret hacmi giderek yükselen ve yeni dış pazarlara açılma gayreti içinde olan Avusturya için bu durum kaçınılmazdır. Zira iç pazarın görece küçük olması şirketlerin zorunlu olarak dış pazarlara açılmasını gerektirmektedir. Dış ticaret hacmi 2018 yılında 184,7 milyar doları ihracat, 193,3 milyar doları ithalat olmak üzere toplamda 378 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Avusturya’nın dış ticaretteki en önemli partneri, ihracatın %30’unu, ithalatın %40’tan fazlasını tek başına karşılayan Almanya’dır.

Türkiye ile İlişkiler

Türkiye ile Avusturya arasındaki ilişkilerin kökeni 15. yüzyıla kadar dayanmaktadır. Osmanlı Devleti’nin Avrupa kıtasındaki ilerleyişi iki devleti karşı karşıya getirmiş, 1529 ve 1683 yıllarındaki başarısız iki Viyana kuşatması ilişkilerin seyrindeki önemli dönüm noktaları olmuştur. 1781-1791 yılları arasındaki Osmanlı-Avusturya Savaşı iki ülke arasındaki son savaş olmuş, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu müttefik olarak savaşa girmiş, Galiçya Cephesi’nde iki ordu birlikte savaşmıştır.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında yeni kurulan devletler arasında 1924 yılında imzalanan dostluk anlaşması, bugüne kadar gelen süreçte ilişkilerin seyrini belirlemiştir. Geride kalan yaklaşık bir asırlık zaman diliminde iki devlet, ilişkilerini barış temelinde sürdürmüşse de ilişkilerin tarihî seyri içerisinde oluşan yargı ve kanaatler, bu sürece de rengini vermiştir. Avrupa’da Türklere yönelik olumsuz tavrın en net görülebileceği ülkelerden biri olan Avusturya ile Türkiye arasındaki ilişkiler inişli çıkışı bir seyir izlemektedir.

Türkiye’nin Viyana Büyükelçiliği dışında Viyana, Bregenz ve Salzburg’da birer başkonsolosluğu, yine Viyana’da AGİT ve Birleşmiş Milletler daimi temsilcilikleri bulunmaktadır. Avusturya’nınsa Ankara Büyükelçiliği dışında İstanbul’da bir başkonsolosluğu ve 10 ayrı şehrimizde fahri konsolosluğu bulunmaktadır.

İki ülke arasındaki ticari ilişkiler son yıllarda dengeli bir seyir takip etmektedir. Karşılıklı ticaret hacmi son 10 yıldır 2,5 ila 3 milyar dolar bandında gerçekleşmekte olup 2018 yılında 1,16 milyar doları Türkiye’den Avusturya’ya ihracat, 1,49 milyar doları ithalat olmak üzere toplamda 2,65 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Türkiye’den Avusturya’ya ihraç edilen başlıca ürünler; binek otomobiller, manyezit, tekstil ürünleri, konserveler, kara yolu taşıtları için yedek parçalar, motorlu taşıtlar, alüminyum ve plastik eşyadır. Avusturya’dan ithal edilen başlıca ürünlerse; suni devamsız lifler, aşı ve ilaçlar, canlı büyükbaş hayvan, çelik mamulleri, sanayi makineleri, su ve meşrubattır. İki ülke arasında çifte vergilendirmeyi önleme, yatırımların karşılıklı teşviki, turizm, kara yolu taşımacılığı, ekonomik iş birliği gibi çeşitli alanlarda imzalanan anlaşmalar, ticari ilişkilerin sağlam bir altyapıya sahip olduğunu göstermektedir.

Avusturya’da yaşayan 300.000 soydaşımız, Türkiye ile Avusturya arasındaki ilişkilerin önemli bir ayağını teşkil etmektedir. Büyük bir bölümü 1960’lı yıllardan itibaren göçmen işçi olarak Avusturya’ya giden Türkler, geride kalan yarım yüzyıllık sürecin ardından bugün Avusturya’da üçüncü nesle ulaşan, eğitim düzeyi ve sosyoekonomik pozisyonu giderek yükselen önemli bir diaspora olarak öne çıkmaktadır.

Avusturya’da son yıllarda İslam karşıtlığı ve ırkçılık, politik ve toplumsal düzlemde giderek yaygınlaşmaktadır. Bu durumun etkileri hem ülkede yaşayan 300.000 soydaşımıza yönelik ayrımcı politikalar olarak görülmekte hem de Avusturya’nın Türkiye’nin iç siyasetine müdahil olma çabalarını da beraberinde getirmektedir. Son yıllarda Türkiye’de gerçekleştirilen seçim ve referandum süreçlerinde Avusturya medya ve siyasetinin takındığı tavır, bu durumu açıkça göstermektedir. 2016 yılında Viyana Havalimanı’nda elektronik panolarda “Türkiye tatili ile sadece Erdoğan’ı destekliyorsunuz”, “Türkiye’de 15 yaşın altındaki çocuklarla cinsel ilişkiye izin verildiğini biliyor musunuz?” gibi ilanlar, iki ülke arasında diplomatik krize yol açmış, Dışişleri Bakanlığı Viyana Büyükelçisini geri çekme kararı almıştır. 2018 yılında Avusturya Türk İslam Birliği’ne (ATİB) bağlı yedi caminin kapatılması, burada görev yapan 60 kadar din görevlisinin aileleriyle birlikte sınır dışı edilmesi kararı da iki ülke ilişkilerini zedeleyen ve gerilimi arttıran bir adım olmuştur.

Müslümanların Durumu

İslamiyet’in Avusturya coğrafyasıyla ilk temasının 10. yüzyılın başlarında Asya’dan göç eden Müslüman kavimler aracılığıyla kurulduğu tahmin edilmekteyse de bu temas esaslı bir ilişkiye dönüşmemiştir. Osmanlı Devleti’nin sınırlarını Balkanlar ve Avrupa ortalarına kadar genişletmesiyle birlikte Habsburg Hanedanı ile Osmanlı ilişkileri hız kazanmış, iki devlet 16 ve 17. yüzyıllarda sık sık karşı karşıya gelmiştir.

1878’de Berlin Kongresi sonrasında Bosna-Hersek’in Avusturya-Macaristan İmparatorluğu sınırlarına dâhil olması, devletin Müslümanlarla ilişkisi bakımından bir dönüm noktası teşkil etmiştir. 1912 yılında düzenlenen yasa ile ülkede İslamiyet resmen tanınmışsa da, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun dağılması sebebiyle bu durum geçerliliğini yitirmiştir. Ülke Müslümanlarının girişimleri sonucunda 1979’da İslamiyet yeniden resmî olarak tanınmıştır.

Ülkede Müslüman nüfusu, İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan iş gücü ihtiyacı sebebiyle 1960’ların başlarından itibaren başta Türkiye olmak üzere çeşitli ülkelerden gelen göçmen işçilerle birlikte hızla artmaya başlamıştır. Günümüzde Avusturya’da nüfusun %8’ine tekabül eden 700.000’in üzerinde Müslüman’ın yaşadığı tahmin edilmektedir. Bu yüksek oranla İslamiyet, Hristiyanlığın ardından ülkedeki ikinci yaygın din konumundadır. Ülkedeki Müslümanların yaklaşık yarısını Türkler oluşturmaktadır. Öne çıkan diğer unsurlar Boşnaklar, Kosovalılar, Afganlar ve Araplardır.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan İslam Kültür Derneği, İkinci Dünya Savaşı sürecinde kapatılmış, savaş sonrasında kurulan Avusturya İslam Cemiyeti de 1962 yılında kapanmıştır. 1960’larda ülkede Müslüman nüfusun artmasıyla birlikte Müslümanlar tarafından açılan ibadethane, eğitim kurumu, vakıf-dernek ve işletmelerin sayısı da hızla artmaya başlamıştır. Günümüzde ülke Müslümanları IGGÖ (Islamische Glaubensgemeinschaft in Österreich) adlı kurum tarafından temsil edilmektedir. Ayrıca ATİB ve Avusturya İslam Federasyonu (AİF) gibi çatı kuruluşlar, Avusturya Müslümanlarına yönelik faaliyet yürütmektedir.

Avusturya devletinin son yıllarda İslam’a ve Müslümanlara yönelik tutumu oldukça katıdır. Çifte standart içeren uygulamalar, suçlayıcı ve ön yargılı tutumlar, İslam’ın kutsal değerlerini ve Müslümanları tahkir etmeyi amaçlayan girişimler, 11 Eylül sonrası süreçte ve özellikle DEAŞ’la birlikte oluşturulan algıyla tırmanışa geçmiştir. Camilerin kapatılması, İslami eğitim veren kurumlara yönelik baskılar, Türk imamların sınır dışı edilmesi gibi siyasi kararlar, ülkede İslam düşmanlığını tetikleyici ve Müslümanlara yönelik sözlü ve fiziksel şiddet eylemlerini tetikleyici bir misyon üstlenmektedir.
 

Diğerleri