Yükleniyor...

Çin

Çin

Çin

Temel Göstergeler
Resmi Adı Çin Halk Cumhuriyeti
Yönetim Biçimi Tek Parti Tipi Sosyalist Cumhuriyet
Bağımsızlık Tarihi 1 Ekim 1949 (Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşu
Başkent Pekin (22 milyon)
Yüzölçümü 9.596.960 km2
Nüfusu 1.396 milyar (2018)
Nüfusun Etnik Dağılımı 56 farklı etnik unsurun yaşadığı Çin’de nüfusun yaklaşık %92’sini Han Çinlileri oluşturmaktadır. Diğer başlıca etnik gruplar Uygur Türkleri, Zhuanglar, Mançular, Huiler, Miaolar, Tujialar, Yiler, Moğollar ve Tibetlilerdir.
İklimi Çok geniş bir coğrafyaya yayılan ülke topraklarında son derece çeşitli iklim tipleri görülmektedir. Bu çeşitlilik güney kesimlerde görülen tropikal iklimden kuzeyde subarktik iklime kadar uzanır.
Coğrafi Konumu Doğu Asya’da yer alan Çin’in kuzeyinde Moğolistan ve Rusya, doğusunda Rusya, Kore Körfezi, Sarı Deniz ve Doğu Çin Denizi, güneyinde Güney Çin Denizi, Vietnam, Laos, Myanmar, Bhutan ve Nepal, batısında ise Hindistan, Pakistan, Afganistan, Tacikistan, Kırgızistan ve Kazakistan yer alır.
Komşuları Moğolistan (4630 km), Rusya (4179 km), Hindistan (2659 km), Myanmar (2129 km), Kazakistan (1765 km), Nepal (1389 km), Kuzey Kore (1352 km), Vietnam (1297 km), Kırgızistan (1063 km), Tacikistan (477 km), Bhutan (477 km), Laos (475 km), Pakistan (438 km), Afganistan (91 km).
Dil Çince ve diğer etnik unsurlara ait diller
Din %74 Geleneksel Çin halk inançları, Taoizm, Konfüçyanizm, Çin Budizmi ve dinsizler, %18 Budist, %5 Hristiyan, %2 Müslüman, %1 diğer
Ortalama Yaşam Süresi 75.8 yıl (2018)
Okuma-Yazma Oranı %96.4 (2015)
Para Birimi Yuan
Millî Gelir 13.457 trilyon dolar (2018 IMF)
Kişi Başı Ortalama Milli Gelir 8.643 dolar (2017 IMF)
İşsizlik Oranı %3.9 (2017)
Enflasyon Oranı %1.6 (2017)
Reel Büyüme Hızı %6.9 (2017)
Yoksulluk Oranı %3.3 (2016)
İhracat Ürünleri Bilgisayar, telefon ve diğer elektrikli cihazlar, elektronik entegre devreler, mobilya, tekstil, karayolu taşıtları yedek parçaları
İthalat Ürünleri Elektronik entegre devreler, ham petrol, demir, binek otomobil, telefon cihazları, soya fasulyesi
Başlıca Ticaret Ortakları ABD, Japonya, Güney Kore, Vietnam, Almanya, Avustralya, Hindistan, Brezilya

Ülke Tarihi  

Çin coğrafyasındaki insan yaşamına ait izler yüzbinlerce yıl öncesine kadar gitse de, Çin tarihine ve bugün Çinli olarak tanımladığımız millete ait tarihî kayıtlar M.Ö. 2 binli yıllara dayanmaktadır. Bugünkü Çin’in doğu kesiminde ortaya çıkan ve bölgedeki ilk hanedanlık olan Xia Hanedanı’nın M.Ö. 21. Yüzyılda kurulduğu tahmin edilmektedir. Yaklaşık beş asır boyunca varlığını sürdüren Xia Hanedanı’nın ardından, M.Ö. 15. yüzyılın ortalarında kurulan Shang Hanedanı M.Ö. 11. yüzyıla kadar hakimiyetini sürdürmüş olup, yazılı ilk Çince kaynaklar bu devre aittir. M.Ö. 11. yüzyılda Shang Hanedanı’nı ortadan kaldıran Zhou Hanedanı, M.Ö. 770’li yıllara kadar bölgeyi elinde tutmuş, fakat daha sonra ortaya çıkan siyasî istikrarsızlıklar devletin otoritesini kaybetmesine ve ortaya çıkan 170 kadar devletin birbirleriyle savaştığı yaklaşık 300 yıl devam edecek olan “İlkbahar ve Sonbahar Dönemi”nin başlamasına neden olmuştur. Bu dönemin ardından, Zhou Hanedanı’nın, ya da İlkbahar ve Sonbahar Dönemi’nden itibaren kabul edilen adıyla Doğu Zhou Hanedanı’nın tarih sahnesinden silinişine kadar devam edecek olan “Savaşan Devletler Dönemi” yaşanmıştır. M.Ö. 470’li yıllardan M.Ö. 221’e kadar süren bu dönemde, İlkbahar ve Sonbahar Dönemi’ndeki 170 kadar devletin sayısı 7’ye düşmüştür. Savaşan devletlerden Qin Hanedanı, diğer hanedanlıklara üstünlük kurarak tüm Çin’i hakimiyeti altına almayı başarmıştır. Qin Hanedanı, Çin tarihindeki ilk merkezî ve birleşik devlet yapısı olarak kabul edilmektedir. Yalnızca 15 yıl süren bu dönemine ardından Han Hanedanı hakimiyeti ele geçirmiştir. M.Ö. 206-M.S. 220 yılları arasında devam eden bu dönem, Çin tarihinde belirleyici bir yere sahip olmuştur. Nitekim Çin ulusu kendisini o döneme atıfla Han Ulusu olarak tanımlamaktadır.

Han Hanedanı’nın parçalanmasından sonra iktidar mücadelesi ile geçen “Üç İmparatorluk” (220-310) ve “Altı Sülale” (316-589) dönemleri yaşanmış, bu iki dönemin ardından Sui Hanedanı Çin’de yeniden birliği sağlamayı başarmışsa da, bu devlet de 618’de yıkılmıştır. Bu tarihten itibaren Çin’de hüküm süren Tang Hanedanı (618-907) ve Song Hanedanı (960-1279) dönemleri Çin tarihi açısından parlak geçmiş, bu dönemlerde ülke kültür-sanat, ilim, düşünce, ticaret ve sosyal hayatta önemli mesafeler kat edilmiştir. Song Hanedanı döneminde ülke nüfusunun 100 milyonun üzerine çıktığı bilinmektedir.

13. yüzyılın ikinci yarısında Moğollar Çin’i ele geçirmiş, Song Hanedanı’na son veren Kubilay Han, Çin’de Yuan Hanedanı’nı kurmuş ve böylece Moğollar Çin’de hakimiyet kuran ilk yabancı unsur olmuştur. Yaklaşık bir asır devam eden Moğol hakimiyeti (1271-1368), yönetime karşı girişilen isyanlarla sona erdirilmiş ve 1368’de kurulan Ming Hanedanı Çin tarihinin en önemli devlet tecrübelerinden biri olarak 1644 yılına kadar varlığını sürdürmüştür. Ming Hanedanı’ndan sonra hakimiyet Mançular tarafından kurulan Çing Hanedanı’na geçmiştir. 1912 yılına kadar varlığını sürdüren bu son imparatorluğun özellikle son dönemleri büyük kıtlıklar, iç huzursuzluklar, Batılı emperyal güçlerin kimi bölgeleri sömürgeleştirme çabalarına karşı verilen mücadeleler ve Japonya ile yapılan savaşlarla geçmiştir.

1912 yılında cumhuriyet idaresine geçen Çin’de, Sun Yat Sen’in liderliğinde kurulan hükümetle, komünist kanat arasında başlayan mücadele, Sun Yat Sen’in ölümünden sonra yerine geçen Çan Kay Şek liderliğinde devam etmiştir. 1920’li yıllarından sonra Marksist görüşleri ile öne çıkan Mao Zedong, 1935 yılında Komünist Parti’nin başına geçmişse de, 1937’de başlayan Japon işgali, ülkedeki iki kanadı Japonlara karşı birlikte hareket etmeye zorlamıştır. 2. Dünya Savaşı’nda milyonlarca insanını kaybeden ve ekonomisi büyük oranda tahrip olan Çin, buna karşın savaştan galip ayrılan tarafta yer almıştır. Savaş sonrasında taraflar arasındaki çatışmalar yeniden başlamış ve milyonlarca insanın hayatını kaybettiği Çin İç Savaşı’nın ardından 1 Ekim 1949’da Mao Zedong liderliğinde Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşu ilan edilmiştir. Milliyetçi kanat ise bugün bağımsızlık sorunu halen devam eden Tayvan’a çekilerek burada bir yönetim kurmuştur. Mao Zedong 1975’teki ölümüne kadar devlet yönetiminin başında kalmayı başarmış, uyguladığı politikalarla modern dönemin en etkili figürlerinden biri olarak öne çıkmıştır. Ancak ölümünden sonra ülkede Maoist politikalardan vazgeçilmiş ve ABD ile yarışacak agresif kapitalist bir model özellikle 90’lardan sonra tüm dünyada etkin olacak şekilde uygulanmaya başlamıştır. Bugün 1.5 milyarlık nüfusu ve son çeyrek yüzyılda uyguladığı ekonomi politikalarıyla Çin, dünyanın en güçlü devletlerinden biri konumundadır.

Siyasî Yapı

Çin Halk Cumhuriyeti, devletin ilan edildiği 1 Ekim 1949 tarihinden bu yana tek parti rejimi ile idare edilmektedir. Devlet yönetimi ve genel politikalar 1921 yılından bu yana faaliyette olan Çin Komünist Partisi (ÇKP) tarafından belirlenmektedir. Partinin genel sekreteri aynı zamanda devlet başkanı olarak görev yapmaktadır.

Mevcut anayasa 1982 yılında kabul edilmiş olup, anayasaya göre devletin yönetsel organları ulusal halk kongresi (meclis), devlet başkanlığı, devlet konseyi (hükümet), askerî komisyon, yüksek mahkeme ve başsavcılıktır. Meclis üyeleri ÇKP tarafından belirlenmekte olup, milletvekili seçimi yapılmamaktadır. Yaklaşık 3 bin üyesi bulunan kongrenin, her yıl Mart ayında toplanarak hükümetin programını ve yasaları onaylamak gibi sembolik görevleri bulunmaktadır. Devlet yönetiminde asıl yetkili organ ise ÇKP Merkez Komitesi’ne bağlı Politbüro Daimi Komitesi’dir. 7 Üyesi bulunan ve hükümetin de üzerinde bulunan politbüroya devlet başkanı başkanlık etmektedir. Başbakanın da üyeleri arasında bulunduğu politbüroda tüm üyeler devlet lideri kabul edilmektedir. Yürütme organı olarak görev yapan ve başbakanın başkanlık ettiği devlet konseyi (hükümet), 25 bakan, 4 başbakan yardımcısı ve 4 üye bulunmaktadır.

Çin idarî açıdan 23’ü eyalet, 5’i özerk bölge ve 4’ü de belediye olmak üzere toplamda 32 bölgeye ayrılmıştır.  Söz konusu bölgelerin hepsi eyalet statüsünde olup, Tayvan ülkenin 23. Eyaleti olarak kabul edilmektedir. Ayrıca anakarada yer almayan Hong Kong ve Macau bölgeleri özel idari bölgelerdir.

Ekonomik Durum

Çin 15 trilyon dolara yaklaşan millî geliri ile ABD ile birlikte dünyanın en büyük ekonomisi ve en büyük ticaret ülkesi konumundadır. 1980’li yıllardan bu yana ülke ekonomisi her yıl düzenli olarak %10 civarında büyümektedir. Gerçek büyüme oranlarının bunun çok daha üzerinde olduğu yönünde bir görüş de bulunmaktadır. Daha önce kıyı bölgelerinde öne çıkan ekonomik kalkınma, 1980’lerden itibaren uygulanan “Açık Kapı Politikası” ile birlikte, ülkenin pek çok kesimini kapsayacak şekilde yaygınlaşmıştır. Böylece siyasal düzlemdeki sosyalist yaklaşımın pratik karşılığı bulunmamakta ve ülke kapitalist bir ekonomi anlayışını benimsemektedir. Ancak ekonomik alandaki bu kalkınma sürecine karşın, özellikle Doğu Türkistan gibi farklı etnik unsurların yoğun yaşadığı bölgelerde yoksulluk ve işsizlik oranları yüksek, yatırım ve kalkınma projeleri sınırlıdır. Ülke genelinde kişi başına düşen yıllık ortalama gelir dünya ortalamasının altındadır.

Çin’i son çeyrek yüzyılda dünyanın en önemli ekonomik aktörüne dönüştüren başlıca alanlar; bankacılık, sanayi, enerji, internet, uzay teknolojileri, elektronik, tüketim, e-ticaret, madencilik, perakende, telekomünikasyon ve turizmdir.

Çin, sanayi sektöründe dünya lideridir. Madencilik, maden işleme, demir-çelik, alüminyum, kömür, makine, tekstil, mobilya, elektronik, petro-kimya, gübre, otomotiv, gemi, uçak, gıda ve daha birçok alanda son derece güçlü ve gelişmiş sanayi ağlarına sahip olan ülkede sanayi gelirleri toplam gelirin %40’ını karşılamaktadır.

Ülkede tarım sektörü de son derece gelişmiş olup, brüt değerler açısından Çin bu alanda da dünya lideridir. Başta pirinç olmak üzere, patates, buğday, mısır, tütün, yerfıstığı ve çay üretimi oldukça yüksektir.

Ülke 4 trilyon doları aşan yıllık dış ticaret hacmiyle, dünyanın en büyük ticaret ülkesi konumundadır. Son olarak 2017 yılında 1.840 trilyon doları ithalat, 2.271 trilyon doları ihracat olmak üzere toplam dış ticaret hacmi 4.112 trilyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Çin, son yıllarda ortalama 500 milyar dolar dış ticaret fazlası vermekte, bu bakımdan dış ticaret açığı çok yüksek olan ABD’den ayrılmaktadır. Başlıca ihracat kalemleri, bilgisayarlar, telefon ve diğer elektrikli cihazlar, elektronik entegre devreler, mobilya, tekstil ürünleri ve karayolu taşıtları için yedek parçalardır. Başlıca ithalat kalemleri ise elektronik entegre devreler, ham petrol, demir cevheri, binek otomobiller, telefon cihazları ve soya fasulyesidir. Çin’in en önemli ticaret partneri, aynı zamanda en büyük rakibi olan ABD’dir. Onlarca ülke ile çok güçlü ekonomik ilişkileri olan Çin Halk Cumhuriyeti’nin diğer başat ticaret ortakları ise Japonya, Güney Kore, Vietnam, Almanya, Avustralya, Hindistan, Brezilya ve Rusya’dır. Ayrıca Hong Kong, Tayvan ve Makau da Çin dış ticareti açısından hayati öneme sahiptir.

Yeraltı ve yerüstü kaynaklar bakımından dünyanın en önemli ülkelerinden biri olan Çin, demir, fosfat, tungsten, molibden ve titanyum başta olmak üzere 17 maden ve mineral rezervi bakımından dünyada ilk sırada gelmektedir. Sahip olduğu zengin su kaynakları sayesinde hidroelektrik enerji açısından da dünyada ilk sırada gelen Çin, kalitesi düşük olmakla birlikte kömür rezervinde de ilk sırada yer almaktadır.

Her geçen yıl artan ve yaşlanan nüfus, ülke ekonomisinin uzun vadede en önemli sorun alanlarından biri olarak görülmektedir. Önümüzdeki on yılda işgücüne 70 milyon kişinin dahil olacağı tahmin edilmekte, bu da sürekli yeni istihdam alanlarının oluşturulması ve yüksek büyüme oranlarının korunmasını zorunlu kılmaktadır. Öte yandan nüfusu kontrolü amacıyla uzun yıllar zorunlu tutulan tek çocuk politikası, yaşlı nüfus oranında tehlikeli bir artışa yol açmış, bu nedenle 2016 yılında bu politikadan vazgeçilmiştir.

Ülke ekonomisi açısından bir diğer önemli sorun alanıysa çalışma hayatıdır. Yüksek nüfus ve sürekli büyüme zarureti sebebiyle emek yoğun alanlarda son derece düşük ücretli istihdam yaygındır. Ülkede bir milyara yaklaşan iş gücünün çok önemli bir kısmı için çalışma koşulları da son derece olumsuzdur.

Türkiye ile İlişkiler

Türkiye ve Çin arasındaki ilişkiler, dünya tarihinin en köklü devletlerarası ilişkilerinden biri olmakla birlikte, modern dönemde Türkiye Cumhuriyeti ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki siyasî ilişkilerin başlangıcı 1971 yılına dayanmaktadır. Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşanan sorunlara karşın, iki ülke arasındaki ilişkiler her geçen yıl güçlenerek sürmektedir. 2010 yılında iki ülke arasındaki ilişkiler “Stratejik İşbirliği” seviyesine yükseltilmiştir. O tarihten bu yana devlet başkanlığı ve bakanlıklar düzeyinde hız kazanan karşılıklı ziyaretler ve bu ziyaretler esnasında imzalanan antlaşmalar, işbirliğinin seyrine olumlu katkı sağlamıştır. Bu kapsamda 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül 2009’da, R. Tayyip Erdoğan 2012’de Başbakan, 2015, 2016 ve 2017’de Cumhurbaşkanı unvanıyla Çin’i ziyaret etmiş, Xi Jinping ise  2012 yılında ÇHC Devlet Başkan Yardımcısı, 2015’te ÇHC Devlet Başkanı unvanıyla ülkemizi ziyaret etmiştir.

Türkiye ile Çin arasındaki ticarî ilişkiler son derece güçlüdür ve her geçen yıl daha da güçlenmektedir. Özellikle Türkiye dış ticareti açısından Çin son derece kritik bir konumda bulunmaktadır. Öyle ki Çin, Almanya ve Rusya ile birlikte Türkiye’nin en önemli ticarî ortaklarından biri konumundadır. Toplam dış ticaret hacminin ilk kez 1 milyar doları aştığı 2000 yılından bugüne, ticaret hacmi 20 kattan fazla büyümüştür. Son olarak 2018 yılında 2.9 milyar doları ihracat, 20.7 milyar doları ithalat olmak üzere dış ticaret hacmimiz toplamda 23.6 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Çin’e ihraç ettiğimiz başlıca ürünler mermer, krom, borat, kıymetli metal cevherleri, bakır, demir, yün ve yapağı, tıbbî cihaz, nikel, merkezî ısıtma kazanları, soya yağı, kağıt ve karton, kabuklu meyveler ve dokunmuş halıdır. Çin’den ithal edilen başlıca ürünlerse, telefon cihazları, otomatik bilgi işlem makineleri, sentetik iplikler, karayolu taşıtları için yedek parça, transformatörler, bebek araçları ve bisikletler, monitör, tv ve alıcı cihazları, hava veya vakum pompaları, diyodlar, jeneratörler, klima, aydınlatma cihazları, elektrik devreleri ve plastik eşyadır.

İki ülke arasında son yıllarda siyasî düzlemde gelişen ilişkiler, iki ülke toplumu ve kültürleri arasında da belirli düzeyde bir yakınlaşmayı beraberinde getirmiştir. 2018 yılının Çin’de Türkiye Turizm Yılı olarak ilan edilmesi, son yıllarda Türkiyeli turistin Çin’e olan ilgisinin artması, bu gelişimin bir göstergesidir.

Ancak siyasî, ticarî ve kültürel alanda yaşanan bu olumlu süreçle birlikte Doğu Türkistan meselesi Türkiye açısından önemli bir sorun alanı olarak varlığını muhafaza etmektedir. Siyasî düzeyde iki ülke ilişkilerini zedeleyecek bir seviyede olmasa da, gerek devlet yönetimi nezdinde Türkiye, gerekse Türk halkı, Doğu Türkistan’da uzun yıllardır devam eden asimilasyon ve soykırım politikalarından büyük rahatsızlık duymaktadır. Türk toplumu özellikle sivil toplum alanında ortaya koyduğu duruş ve çalışmalarla Doğu Türkistanlı kardeşlerinin yanında olduğunu her zaman açık biçimde göstermekte, Doğu Türkistan’da yaşanan sürecin dünya kamuoyunda güçlü biçimde dillendirilmesi ve çözüme kavuşturulması için büyük gayret sarf etmektedir. Gerek resmî gerek sivil alanda Doğu Türkistan sorununa yönelik olarak yürütülen çalışmaların, bir diğer alandaki yöntem, söylem ve süreçleri yok saymadan, kararlılıkla ve birbirini tamamlayacak şekilde sürdürülmesi, en az bu alana olan duyarlılığın kendisi kadar hayatî bir önem taşımaktadır.

Müslümanların Durumu

İslamiyet’in Çin coğrafyası ile ilk temasının ne zaman gerçekleştiği hakkında pek çok farlı görüş bulunmaktaysa da, bu görüşlerin hemen tamamına göre bu ilişki henüz 7. Yüzyılda başlamıştır. Zaten daha önceki dönemlerden beri Araplarla Çinliler arasında devam edegelen ilişkiler de bu süreci hızlandırmıştır. İki taraf arasındaki ilk resmî teması, Hz. Osman’ın hilafeti döneminde Çin’e gönderilen elçi vesilesi ile 651 yılında gerçekleştiği kabul edilmektedir. Takip eden ilk yüzyıllarda Çin ile Arap ve Fars Müslümanlar arasındaki ilişkiler, özellikle deniz ticareti ve İpek Yolu üzerinden kesintisiz biçimde sürmüştür. Ancak 751 yılında gerçekleştirilen Talas Savaşı iki taraf arasındaki ilişkiler üzerinde etkili olmuştur. Tarihte Çin ile Müslümanlar arasındaki tek savaş olarak kabul edilen bu muharebe, Çin’in Orta Asya’daki ilerleyişini durdurması bakımından büyük önem taşımaktadır.

İslamiyet bu dönemden itibaren Çin coğrafyasında hep var olagelmiş, özellikle Moğol hakimiyeti zamanında (13-14. Yüzyıllar) İslamiyet iç bölgelerde geniş kitleler tarafından kabul edilmiş, Orta Asya’dan getirilen Türk ve İranlı unsurlarsa Moğol yönetimi ile aslî unsur olan Çinliler arasında tampon görevi görmüşlerdir. Moğol hakimiyetinin ardından kurulan Ming Hanedanı döneminde de 17. Yüzyılın ortalarına kadar Müslümanlar Çin topraklarında önemli vazifelerde bulunmuş ve varlıklarını sürdürmüşlerdir.

Çing Hanedanı devrinde Doğu Türkistan bölgesinin hakimiyet altına alınmak istenmesi üzerine girişilen işgal hareketi ile bölgenin bir kısmını ilhak edilmiş, bir kısmında da yönetim ele alınmıştır. Özellikle 19. Yüzyılda gerçekleşen pek çok isyan hareketi ise kanlı bir şekilde bastırılmış, bu süreçlerde on binlerce Müslüman katledilmiştir. Çin’in Doğu Türkistan’a yönelik bu politikası 20. Yüzyılda cumhuriyet rejimine geçilmesinden sonra da devam etmiş ve etmektedir. Günümüzde Doğu Türkistan coğrafyasının büyük bölümü halen Çin Halk Cumhuriyeti’nin sınırları içerisinde yer almakta ve Sincan-Uygur Özerk Bölgesi olarak isimlendirilmektedir. 1.66 milyon km2’lik bölgenin demografik yapısı, Çin’in iskan politikalarıyla değiştirilmiş ve Türkler bölgede azınlık konumuna düşürülmeye çalışılmıştır. Günümüzde 24 milyon civarındaki nüfusun yarısından fazlasının Uygur Türkü olduğu tahmin edilmektedir. Öte yandan başta Türkiye, ABD ve çevre ülkeler olmak üzere dünyanın dört bir yanına göç etmek zorunda kalanlarla birlikte Uygur Türklerinin toplam nüfusunun 20 milyonu aştığı tahmin edilmektedir. Bu konudaki resmî rakamlar yanıltıcı olduğundan kesin bir sayı vermek mümkün gözükmemektedir.

Sahip olduğu zengin yeraltı ve yerüstü kaynakları ile Çin için büyük önem arz eden Doğu Türkistan’da halk, uzun yıllardır devam etmekte olan Çin zulmü sebebiyle bugün oldukça zor durumdadır. Keyfi gözaltı ve hapis cezaları, inanç ve ibadet hayatına yönelik kısıtlamalar, zorunlu kürtaj uygulamaları, taciz ve tecavüz vakaları, eğitim ve ticaret hayatında çıkartılan zorluklar, gündelik yaşamı zorlaştıran bürokratik kararlar, mala el koyma gibi sayısız yöntemle insan hakları ve uluslararası hukuk ve insan haklarına aykırı politikalar kesintisiz biçimde devam etmektedir.