Yükleniyor...

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi

Temel Göstergeler
Resmi Adı Kıbrıs Cumhuriyeti (Türkiye Cumhuriyeti Devletince “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi)
Yönetim Biçimi Parlamenter Demokrasi
Bağımsızlık Tarihi 16 Ağustos 1960 (İngiltere’den)
Başkent Nikosi / Lefkoşa
Yüzölçümü 5.896 km2
Nüfusu 1.2 milyon (2018)
Nüfusun Etnik Dağılımı %97 Rum, %3 Türk vd.
İklimi Ilıman Akdeniz iklimi hakim olup, yazlar sıcak ve kurak, kışlar serin geçmektedir.
Coğrafi Konumu GKRY, Akdeniz’de Türkiye’nin güneyinde yer alan Kıbrıs adasının güney kesimindedir.
Komşuları KKTC
Dil Yunanca, Türkçe, İngilizce
Din %94 Hristiyan, %3 Müslüman, %3 diğer
Ortalama Yaşam Süresi 79 yıl (2018)
Okuma-Yazma Oranı %99.1 (2015)
Para Birimi Avro
Millî Gelir 23.963 milyar dolar (2018 IMF)
Kişi Başı Ortalama Milli Gelir 25.380 dolar (2017 IMF)
İşsizlik Oranı %11.1 (2017)
Enflasyon Oranı %0.7 (2017)
Reel Büyüme Hızı %3.9 (2017)
Yoksulluk Oranı Bilinmiyor
İhracat Ürünleri Narenciye, patates, ilaç, hazır giyim, çimento
İthalat Ürünleri Petrol yağ ve gazları, temel tüketim maddeleri, makine ve aksamı, binek otomobil ve motorlu taşıtlar
Başlıca Ticaret Ortakları Yunanistan, İtalya, Çin, Güney Kore, Almanya, Hollanda, Libya, Norveç, İngiltere, İsrail

Ülke Tarihi  

Kıbrıs’ın bilinen ilk yerleşimcilerinin M.Ö. 7-10 binli yıllarda Anadolu ve Suriye topraklarından adaya geldikleri tahmin edilmektedir. Asur, Pers, Mısır ve Büyük İskender’le birlikte Helen hakimiyeti altına giren ada, M.Ö. 58’de Roma İmparatorluğu’nun topraklarına dahil edilmiş, 395 yılında devletin ikiye bölünmesi ile birlikte Bizans İmparatorluğu sınırları içerisinde kalmıştır. Hz. Osman’ın hilafeti döneminden başlayarak Emevi ve Abbasi dönemlerinde İslam ordularının uzun süre fethetmek için çaba sarf ettiği Kıbrıs, kısmî başarılara karşın tam bir İslam beldesi haline dönüştürülememiş, ancak Müslümanlar farklı tarihlerde peyderpey adaya yerleşmiş, Bizans da Müslüman akınları karşısında kimi zaman vergi ödemeyi kabul etmiştir.

1191 yılında Haçlı seferinin başında bulunan İngiltere Kralı I. Richard tarafından ele geçirilen Kıbrıs, tarihte “Arslan Yürekli” olarak bilinen I. Richard tarafından Tapınak Şövalyeleri’ne satılmış, ancak adanın bir yıl sonra Richard’a iade edilmesi üzerine, Kral bu kez de adayı eski Kudüs Kralı Guy de Lusignan’a satmıştır. Böylece adada ismi Kudüs Krallığı olan ve 1489’a kadar varlığını sürdürecek olan “Luzinyanlar” dönemi başlamıştır. Bu dönemde ada ekonomik ve kültürel açıdan büyük bir atılım göstermiştir.

1489 yılında Venedik hakimiyeti altına giren Kıbrıs, ada halkı açısından sıkıntılı geçen yaklaşık bir asırlık dönemin ardından 1571’de Yavuz Sultan Selim tarafından fethedilerek Osmanlı topraklarına dahil edilmiştir. Doğu Akdeniz ve çevresinin tamamen hakimiyet altına alınması adanın stratejik önemini daha da arttırmış, özellikle korsanlık faaliyetleri Kıbrıs’ın fethini zorunlu kılmıştır. Fetih, Akdeniz’deki Türk hakimiyetini perçinlemiş olması bakımından büyük öneme sahiptir. Osmanlı hakimiyeti döneminde Kıbrıs’ta hayat yeniden canlanmış, Venedik döneminde kapatılan Ortodoks kiliseleri tekrar ibadete açılarak Hristiyan tebanın inanç özgürlüğü temin edilmiştir. Öte yandan başta Karaman olmak üzere Ürgüp, Beyşehir, Niğde, Aksaray gibi Orta Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden getirilen yerleşimcilerle adadaki Müslüman nüfus yeniden arttırılmıştır. Adanın dört bir yanında tesis edilen kütüphane, han, hamam, cami, köprü, çeşme gibi vakıf eserleriyle bölge mamur hale getirilmiştir.

Osmanlı Devleti’nin 93 Harbi olarak bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi’nden mağlubiyetle ayrılması ve imzalanan Ayestefanos Antlaşması’nın ağır şartları Avrupa devletlerini harekete geçirmiş, bir süredir Hindistan deniz ticaretini kontrol altına almak için Kıbrıs’a göz diken İngiltere de bu durumu fırsat bilerek, Anadolu’da olası bir Rus tehlikesine karşı Osmanlı’ya yardım etme sözüyle Kıbrıs’ta askerî üs kurmayı teklif etmiştir. İçinde bulunduğu zor şartlar altında bu teklifi kabul etmek durumunda kalan Osmanlı, 4 Haziran ve 1 Temmuz’da imzalanan ve 15 Temmuz 1878’de yürürlüğe giren antlaşmalarla, egemenlik hakları saklı kalmak ve her yıl belirli miktarda ödeme almak kaydıyla Kıbrıs’ın idaresini fiilî olarak İngiltere’ye terk etmiştir.

İngiliz yönetiminin başlangıcından itibaren uygulamada pek çok problem ortaya çıkmış, İngiltere sözleşmelere aykırı adımlar atarak vakıf ve padişah mallarına el koymaya, Müslüman halka baskı uygulamaya başlamış, bu durum Rumları da cesaretlendirerek Müslümanların mallarına el koymaya teşvik etmiştir. Birinci Dünya Savaşı İngiltere’nin aradığı fırsatı vermiş ve böylece 1914 yılında İngiltere Kıbrıs’ı ilhak ettiğini ilan etmiştir. 1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması’yla birlikte Türkiye İngiltere’nin ilhakını tanımayı kabul etmiştir.

1925 yılında İngiltere Kıbrıs’ı kraliyete bağlı bir koloni statüsüne sokmuş, 1931 yılında ise Rumlar adanın Yunanistan’a bağlanması için isyan hareketi başlatmıştır. 1950 yılında Psikopos Makarios önderliğinde bir plebisit gerçekleştirilmiş, Yunanistan ve adadaki Rumlar, İngiltere ve Türkiye tarafından tanınmayan bu plebisitin sonuçlarına dayanarak BM’ye müracaat ederek selfdeterminasyon hakkı talep etmişlerdir. Buna mukabil Türkiye de benzer bir taleple BM’ye müracaat etmiş, ancak BM bu hakkın her iki taraf için söz konusu olabileceğine kanaat getirmiştir. Bu süreç, Kıbrıs Rumlarının Yunanistan’a bağlanma yani Enosis hedefine ulaşmak için EOKA adlı terör örgütünün kurulmasına zemin hazırlamıştır. 7 Mart 1953’te Yunanistan hükümet üyeleri, Makarios ve EOKA kumandanı Albay Grivas EOKA andı içmiş, bu tarihten itibaren Rum tarafı Kıbrıslı Türklere karşı büyük bir şiddet hareketi başlatmıştır. Özellikle 1955 yılından itibaren yüzlerce Türk öldürülmüş, Türklere ait mallar yağmalanmış, 6 bin kişi mülteci konumuna düşmüştür. Halkın can ve mal güvenliğinin kalmadığı böyle bir ortamda 1958 yılında Türk Mukavemet Teşkilatı kurulmuştur. Adadaki sürecin giderek çıkmaza girmesi üzerine İngiltere 1959 Şubatına taraflarla İsviçre ve İngiltere’de görüşmeler düzenlemiş ve her görüşmeler neticesinde 19 Şubat 1959 tarihinde her iki tarafın eşit statüye sahip olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulması kabul edilmiştir. 16 Ağustos 1960 tarihinde her iki taraf da adaya çıkarak bağımsız devleti başlatmıştır. Antlaşma esasında cumhurbaşkanının Rum, yardımcısının Türk olması, hükümet, meclis ve kamu görevlerinde de kontenjanların Rum tarafı lehine %70’e %30’luk bir paylaşımla dağıtılması kabul edilmişse de, ilerleyen aşamalarda Makarios liderliğindeki Rum tarafı bu uygulamanın tatbik edilmesine imkan tanımamıştır. Bunda gelinen noktanın Enosis için bir adım olarak görülmesi etkili olmuştur.

Makarios’un anayasasının uygulanamaz olduğu ve değişikliğe ihtiyaç duyduğu tezini savunarak ortaya attığı fikirler Türkleri adada azınlık konumuna düşürmeyi ve eşit kurucu ortaklık statüsünü ortadan kaldırmayı amaçlamıştır. 30 Kasım 1963’te sunulan teklif garantör ülkelerden Türkiye tarafından 6 Aralık 1963 tarihinde reddedilirken, diğer garantör devletler Yunanistan ve İngiltere olumsuz bir cevap vermeyerek Rum tarafını cesaretlendirmiştir. Böylece Aralık 1963’te yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği ya da yaralandığı, yaklaşık 30 bin kişinin mülteci durumuna düştüğü, 100’den fazla köyün tahrip edildiği Rum katliamları gerçekleştirildi. Uluslararası kamuoyunun seyirci kaldığı bu katliamlar “Türkler isyan etti” yalanı ile meşrulaştırılmaya çalışılmış, katliam esnasında Rum tarafının kontrolünde olan iletişim kanalları da kesilerek Türkiye’ye karşı bir karartma uygulanmıştır. “Kanlı noel” olaylarıyla adada işlerin iyice çığırından çıkması üzerine İngiltere 30 Aralık 1963’te Lefkoşe’de “Yeşilhat”a girmiş ve böylece adanın kontrolü defakto olarak ikiye ayrılmıştır.

Ancak bu tarihten sonra da Rum tarafının uluslararası hukuku hiçe sayan girişimleri hız kesmemiş, Türklere yönelik terör faaliyetleri devam etmiştir. Yeşilhattı geçerek Türk tarafını taciz eden, cinayet ve yağma faaliyetlerini sürdüren Rumlara karşı, Türkiye’nin müdahil olma talepleri ise BM ve ABD tarafından sürekli reddedilmiştir. 1968’de Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta başlatılan görüşmelerden de netice alınamamış, bu süreçte Makarios Enosis’i uzun erimli bir proje olarak uygulama yoluna gitmiştir. Yunanistan tarafı bu karardan memnun olmamış ve ülke içindeki prestijini korumak için Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını bir an önce gerçekleştirme düşüncesini sürdürmüş, bu da Makarios yönetimi ile Yunanistan’ın arasının açılmasına neden olmuştur. 15 Temmuz 1974’te gerçekleştirilen darbe sonrasında Makarios ABD’ye kaçmış, onun yerine göreve gelen Nikos Sampson ise aynı gün Yunanistan’a ilhak anlamına gelen Kıbrıs Helen Cumhuriyeti’ni ilan etmiştir. Makarios’un 19 Temmuz’da BM’de gerçekleştirdiği konuşmada Kıbrıs’ın Yunanistan tarafından işgal edildiği, Türklerin can ve mal güvenliğinin bulunmadığı yönündeki konuşmasının ardından Türkiye, İngiltere’ye garantör ülke olarak Kıbrıs’a birlikte müdahale etmeyi teklif etmiş fakat İngiltere’nin bunu kabul etmemesi üzerine 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Türk Barış Harekatı başlatılmıştır. 22 Temmuz’da ateşkes ilan edilmiş, Sampson iktidardan uzaklaştırılmış, ancak Rum tarafı bu karara uymayarak Türk köylerine saldırmaya devam etmiştir. 25 Temmuz’da Cenevre’de toplanan garantör devletlerin 30 Temmuz’da imzaladığı protokole göre güvenli bölge oluşturulması, işgal altındaki Türk köylerinin derhal boşaltılması, esirlerin mübadele edilmesi veya serbest bırakılması ve barışın sağlanabilmesi için görüşmelerin sürdürülmesi kararlaştırılmıştır. Aynı zamanda adada Rum toplumu ve Türk toplumu olmak üzere iki otonom yönetimin varlığı da kabul edilmiştir. Yunanistan daha sonra Atina Yüksek Mahkemesi’nin 21 Mart 1979’da aldığı kararla Türkiye’nin gerçekleştirdiği barış harekatının yasal olduğunu kabul etmiştir.

Cenevre Antlaşması Yunan tarafını tatmin etmemiş, 8 Ağustos’taki ikinci toplantıdan da istenen neticenin alınamaması üzerine 14-16 Ağustos 1974’te İkinci Kıbrıs Türk Barış Harekatı gerçekleştirilerek KKTC’nin bugünkü sınırları çizilmiştir. Rum Kesimi’nde kalan Limasol, Larnaka, Baf şehirlerinde ise Türkler büyük katliamlara maruz bırakılmıştır. 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti ilan edilmiş, adanın iki bölgeden oluşan federatif bir yapıya kavuşacağı ve Rum tarafıyla birleşileceği varsayımıyla hareket edilmiştir. Bu doğrultuda yeni devletin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın önce 1977’de Makarios, ardından 1979’da Kiprianu ile gerçekleştirdiği görüşmelerde bu yönde ilkesel olarak mutabık kalınmasına karşın, Rum tarafı kendilerinin tek hakim olduğu bir yönetim modelinde diretmeye devam etmiş ve verilen sözler yerine getirilmemiştir. Adada iki toplumlu federatif bir yapının mümkün olmadığını gören Türk yönetimi 15 Kasım 1983 tarihinde Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını ilan etmiştir. Rum ve Yunan taraflarının BM’deki girişimleri ile BMGK’da KKTC’nin bağımsızlığının tanınmasını engelleyecek bir karar çıkartılmış, böylece Bangladeş, Pakistan gibi pek çok Müslüman devletin KKTC’yi resmen tanımasının önüne geçilmiştir.

BM ilkeleri ve 1960 kararlarına bağlı kalacağını açıklayan KKTC, Rum kesimi ile müzakere kapılarını her zaman açık tutmuş, ancak Rum kesiminin üniter devlet anlayışındaki ısrarcı tutumu Kıbrıs sorununun günümüze kadar ulaşmasına sebep olmuştur. Öte yandan GKRY, 1990 yılında AB’ye üyelik başvurusunda bulunmuş, bu yapılırken 1960 kararları hiçe sayılmış ve adanın KKTC’yi de kapsayacak şekilde tamamı için müracaatta bulunulmuştur. Zira 1960 Cenevre Antlaşması’nda, Türkiye ve Yunanistan’ın birlikte üye olmadıkları bir platforma Kıbrıs Cumhuriyeti’nin üye olmasının mümkün olmadığı kabul edilmiştir. Ancak AB’nin bu müracaatı kabul ermesi ve ardından 2004 yılında Kıbrıs’ı birliğe dahil etmesi uluslararası hukuk tarihine kara bir leke olarak geçmiştir.

İki taraf arasındaki müzakereler 2000’li yıllarda da devam etmiş, özellikle 2002 yılında dönemin BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın taraflarla gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından hazırladığı “Annan Planı” 2004 yılında her iki tarafta da referanduma sunulmuş, 24 Nisan 2004’teki referandumda KKTC’de %64.9’luk bir “Evet” oranı yakalanırken, GKRY’de bu oran %24.1’de kalmıştır.  Öte yandan Eylül 2008-Ocak 2010 tarihleri arasında dönemin devlet başkanları Dimitris Hristofyas ve Mehmet Ali Talat arasında yaklaşık 60 görüşme gerçekleştirilmiş ve taraflar arasında olumlu mesajlar verilmiştir. Kıbrıs Sorunu’nun önümüzdeki süreçte her iki taraf için taşıdığı önemin yan sıra Türkiye-Yunanistan ilişkileri açısından da en önemli kırılma noktalarından ve küresel siyasetin önemli gündem maddelerinden biri olacağı muhakkaktır.

Siyasî Yapı

1960 yılında bağımsızlığını ilan eden GKRY, Türkiye ile Yunanistan arasındaki en önemli sorun alanlarından birini teşkil etmektedir. Halihazırda 1974 yılında gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekatı ve takip eden süreçte adanın Türkiye’nin kontrolü altında kalan kuzey kesiminde KKTC’nin bağımsızlığı ilan edilmişse de, diplomatik olarak yalnızca birkaç devlet KKTC’yi tanımıştır. Uluslararası statüde halen Türkiye’nin adanın kuzeyinde “işgalci” pozisyonda olduğu savunulmaktadır. Buna karşın GKRY, Türkiye tarafından tanınmasa da dünya devletlerinin büyük çoğunluğu tarafından tanınmaktadır. Nitekim bağımsızlık ilanından kısa bir süre sonra BM’ye üye olan GKRY, 2004 yılında da Avrupa Birliği’ne dahil olmuştur.

Başkanlık sistemi ile yönetilen GKRY’de devlet başkanı beş yılda bir gerçekleştirilen seçimlerle belirlenmektedir. 2013 yılında göreve gelen Nicos Anastasiadis 2018’deki seçimlerden de zaferle ayrılmıştır ve halen görevini sürdürmektedir. Ülkede bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 2023 yılında gerçekleştirilmesi planlanmaktadır. Yasama organı 80 sandalyeli temsilciler meclisi olup, son seçimler 2016 yılında gerçekleştirilmiştir. Yürütme organı ise başında cumhurbaşkanının bulunduğu kabinedir. Başta cumhurbaşkanı yardımcılığı olmak üzere kabinede ve temsilciler meclisinde Türkler için ayrılmış kontenjanlar olup, devam etmekte olan Kıbrıs sorunu sebebiyle bu durum kağıt üzerinde kalmakta ve Rum yöneticilerce doldurulmaktadır. Yalnızca cumhurbaşkanlığı yardımcılığı makamı boş bırakılmıştır.

Ekonomik Durum

GKRY, 2010’lu yılların ilk yarısında ülkeyi büyük bir açmaza sürükleyen ekonomik krizin etkilerini halen atabilmiş değildir. AB ve IMF tarafından planlanan kurtarma paketleri ile ekonominin yeniden rayına sokulması amaçlanmıştır ve bu doğrultuda politikalar uygulanmaya devam etmektedir. Böylece 2012-14 arasında eksi yönde seyreden büyüme rakamları, 2015-18 yılları arasında %1-2 gibi düşük yüzdeyle pozitif bir seyir yakalamayı başarmıştır. Kişi başı millî gelir bakımından dünyada 32. sırada yer alan GKRY, içinde bulunduğu kriz ortamını aşması durumunda orta ve uzun vadede ekonomik potansiyeli bulunan ülkelerden biri kabul edilmektedir.

Öte yandan Akdeniz’de varlığı tespit edilen zengin hidrokarbon rezervleri, GKRY’nin uzun vadeli ekonomik hedeflerinin temel kaynağını oluşturmaktadır. Son yıllarda başta İsrail olmak üzere Mısır ve Lübnan’la sürdürülen faaliyetler, Türkiye Cumhuriyeti, adaya ait zenginliklerde Rum ve Türk taraflarının payı olduğu yönündeki 1959 tarihli Zürih-Londra Antlaşması uyarınca bu faaliyetlere karşı çıkmakta ve KKTC açıklarında petrol aranması için Türk Petrolleri Anonim Ortaklığı’na yetki vererek sürece müdahil olmaktadır.

GKRY ekonomisi büyük oranda hizmet sektörüne endeksli olup en önemli gelir kaynağı turizmdir. İstihdamın e gelirlerin %80’den fazlası hizmet sektöründen elde edilmektedir. Tarım faaliyetleri yok denecek kadar az olup, yetiştirilen başlıca ürünler turunçgiller, üzüm, zeytin, arpa ve sebze-meyvedir. Sanayi sektörü ise gelirlerin %10-15’ini karşılamaktadır. Başlıca sanayi alanları gıda işleme, petrokimya, tekstil ve gemidir.

GKRY’nin dış ticaret hacmi son yıllarda 10 milyar dolar aralığında seyretmekte olup, 2017 yılında 2.8 milyar doları ihracat, 7.9 milyar doları ithalat olmak üzere toplamda 10.7 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Başlıca ihracat ürünleri narenciye, ilaç, patates, hazır giyim ve inşaat malzemeleri; başlıca ithalat ürünleri ise petrol yağ ve gazları, temel tüketim maddeleri, makine ve aksamı, binek otomobil ve motorlu taşıtlardır. GKRY’nin dış ticaretteki en önemli partnerleri başta Yunanistan olmak üzere İtalya, Çin, Güney Kore, Almanya, Hollanda, Libya, Norveç, İngiltere ve İsrail’dir.

Türkiye ile İlişkiler

Türkiye Cumhuriyeti GKRY’yi resmî olarak tanımadığından, ülkemizle GKRY arasında resmî anlamda siyasî, ticarî, bürokratik bir ilişki söz konusu değildir. Ancak Türkiye’nin komşusu Yunanistan’la ilişkilerinin ana gündem maddelerinden birini Kıbrıs Sorunu oluşturmaktadır. Bu bakımdan Türkiye Kıbrıs konusundaki ilişkilerini Yunanistan üzerinden sürdürmektedir. Öte yandan KKTC tarafı da uzun vadeli siyasetinde Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politika önceliklerine uygun şekilde hareket etmektedir.

Müslümanların Durumu

Kıbrıslı Müslüman Türk nüfus büyük oranda 1974 Kıbrıs Türk Barış Harekatı’nın ardından gerçekleştirilen mübadele ile bugünkü KKTC sınırları içerisinde kalan bölgelere nakledilmiştir. Ancak yine de çok az sayıda da olsa, birkaç yüz kişinin, yaşamakta olduğu köy-kasabayı terk etmeyerek Rum Kesimi’nde kalmayı tercih ettiği bilinmektedir. Bu sayı özellikle 2000’li yıllarda gerçekleşen ilticalarla biraz daha artmış ve birkaç bini bulmuştur. Öte yandan GKRY’nin 2004’te AB’ye dahil olmasının ardından buradan kimlik ve pasaport alan KKTC’lilerin sayısı 100 bini aşmıştır. Ancak bu kesim yine KKTC’de yaşamaya devam etmekte ve GKRY’deki siyasî seçimlerde oy kullanma hakkına pek rağbet etmemektedir.

Öte yandan iki kesimin ayrılmasının ardından GKRY tarafında kalan ve Türk-İslam kültürü açısından büyük önem taşıyan bazı yapılar bulunmaktadır. Bunların başında Larnaka’da bulunan Hala Sultan Tekkesi’dir. Muaviye dönemin Kıbrıs’a düzenlenen sefer sırasında vefat eden Hz. Peygamber’in halası ve süt annesi Ümmü Haram’ın vefat ettiği noktada yaptırılan tekkeye, Osmanlı devrinde büyük önem atfedilmiştir. Tekke ve cami halen halka ve ibadete açık olup, Rum tarafında kaldığından hak ettiği ilgiyi görememektedir.
 

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi İle İlgili Çalışmalar.