Yükleniyor...
İsrail’de Radikalleşen Toplum

İsrail’de Radikalleşen Toplum

15 Ocak 2014

Yahudi radikalizminin oluşum sürecini anlayabilmek için özellikle tek tanrılı bir dinin hahamlar elinde yozlaştırılması ve radikal yorumlarla içeriğinin değiştirilmesi sürecini ortaya koymak gerekir. Yahudiliğin bugün sahip olduğu toplumsal etkinin oluşum sürecine bakıldığında dört önemli evreden geçerek bugünlere geldiği anlaşılmaktadır.

Bunlardan ilki MÖ 587 yılında Birinci Mabed’in yıkılması sonrasında parçalanan antik Yahudi krallıklarının oluştuğu dönem ki, bu dönem Yahudilerin içinde bulundukları toplumlardan etnik ayrışma ve monoistik içe kapanmada başlangıç evresini oluşturur. Kutsal kitabın kaleme alındığı bu dönem (Biblical Period), din adamları eliyle kutsal dinin yozlaştırılmasının başlangıcıdır.

Babil dönüşüyle başlayan ve İkinci Mabed (Second Temple) dönemi olarak isimlendirilen ikinci evre ise Filistin ve Mezopotamya merkezli olmak üzere iki ayrı otonom Yahudi toplumunun oluşmasıydı ve MS 200’e kadar sürdü. Burada iki önemli özellik vardı: Bunlardan ilki Yahudi dışa kapanmacılığının (exclusivizm) oluşumu, ikincisi de katı dinî uygulamalara dayalı kuralların hâkim imparatorların denetiminde hahamlar tarafından halka, uymaları gereken tartışılmaz kutsal emirler diye, empoze edilmesiydi.

Klasik dönem denilebilecek üçüncü dönemi oluşturan Ortaçağ Yahudiliği ise, bugün bile etkileri süren bir değişikliğe maruz kaldı. Bu dönemde hahamlar, özellikle hâkim devletlerle iyi geçinme adına söz konusu güçlerin en sadık destekçileri oldu. Bu sadakat süreci, dinin yorumlarını da etkilemiş ve bireysel dinî uygulamalarda alabildiğine katı ve içine kapanık bir koruma anlayışı benimsenirken, hâkim sultalara itaat o derece abartılmıştı. Özellikle Roma döneminde dinî konularda tüm Yahudilerin kırbaçlama, zorla vergi toplama ya da dinî cezalar için maddi bedel koyma gibi yetkileri bulunan din adamlarına boyun eğmek zorunda olduğu bir sistem kuruldu. Bu din adamları Roma devlet hiyerarşisi içinde oldukça yüksek resmî bir rütbeyi temsil etmekteydi.

Bu özerklik, Yahudi köktenciliğinin yükselişinde büyük katkı sağladı. Bu üçüncü dönem boyunca oluşturulan sayısız literatürün ana teması din olmakla birlikte, en ciddi yenilik Kabala denilen Yahudi mistizminin oluşumudur. İşte bu mistik anlayış hemen hiç değişikliğe uğramadan Yahudi inancı haline dönüşmüştür. Yahudi köktenciliğinin ürettiklerinin ötesinde bu dönemde ortaya konulan geniş çaplı dinî literatürün, ortak Yahudi dini ve İbrani dili üzerine dayanan güçlü bir Yahudi birliği duygusu yaratmış olduğu gerçeği dikkat çekmektedir.

Son dönem de Modern Dönem olarak isimlendireceğimiz dönem ki, bu da Siyonizmin oluştuğu süreci ifade eder. Bu dönem, değişik ülkelerdeki Yahudi toplulukları içinde farklı zamanlarda başlamıştır. Modernitenin ve laik anlayışın kendini dayattığı bu dönemde Yahudi köktenciliği, bir anlamda modernitenin Yahudiler üzerindeki etkilerine tepki olarak güçlenmiştir.

Geleneğin ağırlığı

Bu tarihî süreç içinde Yahudiler genellikle yönetici elitler tarafından değil ama içinde bulundukları halk kitleleri tarafından (sosyal ve dinî gerekçelerle) dışlanmışlar ve bu dışlanmışlık onların “diğerleri” konusundaki algılarının oluşumunda önemli rol oynamıştır. Tarih boyunca ayrımcı uygulamaların mağduru olan Yahudi cemaatleri, kendi kutsal metinlerinde yer alan ve Yahudiler dışındaki tüm insanları ikinci sınıf gören anlayışı sorgulama gereği dahi duymamışlardır. Örneğin Yahudi yasalarında Yahudi birini öldürmekle Yahudi olmayan birini öldürmenin cezaları aynı olmadığı gibi, ölmek üzere olan birinin kurtarılması konusunda da farklı uygulamalar söz konusudur. Hatta Yahudi olmayan biri ağır yaralı ise ve günlerden Cumartesi ise, Cumartesi yasağına uymak, o kişiyi kurtarmak için ambulans çağırmaktan çok daha sevap olarak kabul edilmektedir. Hatta zina gibi kimi suçlar bile Yahudi radikal yorumlarında Yahudi olmayan insanları aşağılayıcı şekilde yer alır. Örneğin; Yahudi bir adam ile Yahudi olmayan bir kadın arasındaki cinsel ilişkiyi “insanla hayvan arasındaki ilişki” günahı olarak yorumlayan Talmud kitabı, tecavüze uğramış olsa bile Yahudi olmayan kişinin cezalandırılmasını öngörür. Halacha’ya göre (Yahudi dinî yasaları), Yahudiler, kendilerinden olmayan kişileri emri altında Yahudiler olacak şekilde üst makamlara (onbaşı olmak dahil) atamamalıdır. Yahudi olmayan kişiler doğuştan yalancı kabul edildikleri için, herhangi bir Yahudi-Haham mahkemesinde şahitlik yapmaları kesinlikle kabul edilmez.

Talmud, Yahudi olmayan birine hediye verilmesini kesinlikle yasaklamıştır. Yahudi birine faizsiz borç vermek erdemli bir davranış olarak övülürken, Yahudi olmayan birinden faiz almak dinî bir zorunluluktur. Tarih boyunca büyük tefecilerin hep Yahudi cemaati içinden çıkmış olması ekonomik bir akıl ustalığından ziyade, dinî boyutlar taşımasından da kaynaklanmaktadır.

Tarihî süreç içinde oluşmuş olan yasaların tümü, İsrail topraklarında (Eretz Yisra’el) yaşayan Yahudilerin üstünlüğünü pekiştirmek üzerine dizayn edilmiştir.

Talmud literatüründe yoğun biçimde tartışılmış olan İsrail sınırları içinde yaşayan ve Yahudi olmayan insanlara ilişkin Halacha, onlara her türlü taşınmaz mal satışını yasaklamıştır. Kiralanması konusunda ise ağır koşullar getirilmiştir. Bunlar arasında kiralanacak yerin yerleşim yeri olarak kullanılmaması ve yan yana bitişik olan üçten fazla evin Yahudi olmayan kişilerce kiralanmamış olması gibi şartlar gerekmektedir. Hatta bu kural, 1979 yılında imzalanmış olan Camp David Anlaşması’nı tartışmak üzere Hahamlar tarafından düzenlenmiş olan bir toplantıda Menahem Begin’in Filistinlilere teklif etmiş olduğu “otonomi” Halacha’ya göre aykırı bulunmuştur. Filistin topraklarında görev yapan Yahudi askerlere “eğitim konferansları” veren hahamlardan biri, Yahudi kutsal kitabının Midianites soykırımını teşvik eden ayetleri (Numbers, 31: 13-20), bugün İsrail’in birçok “kutsal soykırımı”nı haklı göstermek için kullanmaktadırlar.

Günlük sabah dualarının ilk bölümünde her dindar Yahudi kendilerini Yahudi olarak yarattığı için şükranlarını sunduktan sonra dualarını şöyle bitirirler: “Bizleri, diğer toprakların milletleri gibi yapmadığı için… onları anlamsız şeylere boyun eğip kendilerine yardımcı olmayan bir tanrıya dua ettirdiği için… Tanrı’yı övmek boynumuzun borcudur.” Yine haftanın normal günlerinde “on sekiz şükran duası” içinde en önemli bölümler Yahudi olmayanların lanetlenmesine ayrılan kısımlardır.

Talmud şöyle bir kural koymuştur: Yahudilere ait olmayan bir yerleşim yerinden geçen dindar bir Yahudi, orayı yerle bir etmesi için Tanrı’ya dua etmeli, şayet orası enkaz halinde ise, Tanrı’ya intikamından dolayı teşekkür etmeli. (Tractate, Berakhot, s. 58b)

Klasik Yahudilik anlayışının Yahudi olmayan insanlar karşısında bu düşmanca ve öfkeyi besleyen tutumu, hem kendi takipçisi Ortodoks Yahudileri hem de devamı olan Siyonistleri güçlü biçimde etkilemiştir. 1967 yılından itibaren İsrail’in politikaları ne kadar Yahudileşti ise, birçokları, İsrail’de pek çok hükümet krizine çoğu zaman önemsiz görülen dinî gerekçelerin neden olduğunu görmezden gelmektedir.

1974 yılında dönemin Savunma Bakanı Moshe Dayan, Batı Şeria’nın güney bölgelerini giderek güçlenen Fetih yerine Ürdün yönetimine vermeyi çıkarına daha uygun bulmuştu. Ürdün’ün tek bir isteği vardı: Kral’ın Batı Şeria’daki birinci adamı olan Şeyh Cabiri’nin el-Halil’deki villasının bahçesinde Ürdün bayrağı dalgalanacaktı. Ancak fanatik Yahudi yerleşimcilerin kaldığı Kiryat Arba’daki hahamlar, İsrail topraklarında Yahudi olmayan bir ülkenin bayrağının dalgalanmasına itiraz ettiği için hükümet geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Bir diğer uygulama 1990’lı yıllarda yaşandı. Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimciler, kendilerini geniş kitlelere ifade edebilmek ve propaganda çalışmalarında kullanmak için Arutz 7 adlı bir radyo istasyonu kurmuştu. Radyoyu Yahudi toplumunun diğer kesimlerine yaymak için kadın şarkıcıların eserlerine yer verme konusunda hahamlardan onay çıkmayınca, şarkıları erkeklere söyletip bilgisayar yardımıyla sesin kadın sesine dönüştürülüp yayınlanmasına karar verildi. Ancak bu uygulama bile kimi kesimleri tatmin etmedi. Öyle ki Yahudi dindarlar bu radyoyu halen boykot etmektedir.

Aşağıda tartışılacağı gibi, İsrail toplumunun küçük bir yüzdesini oluşturmalarına rağmen radikal Yahudiler, çoğu zaman kendi isteklerini tüm topluma empoze etmeyi başarmaktadır. Mesela, 1992 seçimlerinde radikal Yahudilerin hassasiyetlerine saygı adına İsrail ulusal marşı erkek hahamlardan oluşan bir koroya okutulmuştu.

Bu uygulamanın en temel sebebi ise rakip partilerin, hükümeti kurma adına, küçük radikal partilerle iş birliği için her türlü şartı kabul etmek zorunda kalmalarıdır. Yukarıdaki olayda 1992 seçimlerini İşçi Partisi’nin -yani sol eğilimli bir partinin- kazandığını hatırladığımızda, radikal nüfuzun tüm partileri nasıl etkilediği görülecektir.

Bu durum biraz da İsrail’in yayılmacı siyasetiyle doğrudan ilgilidir. Zira Batı Şeria gibi uluslararası hukuka göre kendilerine ait olmayan Filistin topraklarına Yahudileri yerleştirmenin en mantıklı gerekçesi dinî inanışlar olabilirdi. İsrail de buradaki yerleşimleri kurarken, dindarları buralarda kalmaya ikna etmekte zorlanmamaktadır. Onlar da kendilerini Mesih’in kutsal savaşçıları yerine koyarak Batı Şeria’daki varlıklarını kutsal bir misyon olarak kabul ettiklerinden Filistinlilere karşı mücadelede İsrail’in elini güçlendirmektedir.

Toplum ve din

İsrail’deki Yahudi toplumunun dine bakışı üç farklı kategori ortaya koymaktadır. Dindar Yahudiler; büyük oranda inançtan daha çok geleneğe vurgu yapan Ortodoks hahamların belirlediği kurallara bağlıdır. İkinci kategorideki sıradan Yahudiler ise, çok önemli emirlere itaat konusunda özen gösterirken, günlük yaşam standartlarına uymayanları çiğnemekte, hahamlara ve geleneksel Ortodoks yorumlara saygı zorunluluğu hissetmemektedirler. Üçüncü gruptaki sekülaristler ise, bazen sinegoga gitseler bile dinin bağlayıcılığı konusunda sabit kuralları benimsememektedirler.

Bu genel tespitler ışığında İsrail toplumunda yapılan resmî istatistikler, halkın %10’unun kendini Haredi (takva sahibi), %10’unun dindar, %14’ünün geleneksek dindar, %22’sinin dindar olmayan, %44’ünün de seküler olarak tanımladığını göstermektedir. Farklı araştırmalar da halkın %20’den fazlasının ateist olduğunu göstermektedir. Hebron Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada ise, Yahudilerin %19’unun günlük ibadetlerini yaptığını, buna karşın başka bir %19’luk kesimin de ne olursa olsun sinagoga hiç girmediğini ortaya koymuştur. Tüm bu sonuçların ortalamasını alan Israel Shahak gibi bağımsız İsrailli araştırmacılar, İsrail’deki Yahudilerin %25-30 arasındaki kesimin seküler, %50-55 arasındaki bir bölümün geleneksel dindar, kalan %20’lik kesimin de tamamen dindar olduğuna işaret etmektedirler.

Burada dindarlar arasında bir ayırım yapmak istendiğinde iki farklı eğilimden bahsetmek gerekmektedir: En aşırı uçtaki dindar grubun üyeleri (Haredi) fanatizme yakın düşüncelere sahipken, dindar-milliyetçi (Religious-nationalist) gruba mensup olanlar biraz daha ılımlı kesimi temsil ediyor denilebilir. İlk grubun geleneksel Yahudi geleneğine bağlılığı öylesine koyudur ki, kıyafetleri bile modernizm öncesi Doğu Avrupa’da giyilen kıyafetlerin aynısıdır ve dinle hiç ilgisi olmadığı halde, dinî bir zorunluluk haline getirilmiştir.

Bu iki grubun kıyafet, günlük yaşam ve devletler arası ilişkilerdeki farklı anlayışları bir yana, Filistinlilere, Yahudi yerleşim birimlerinin durumuna ve barış sürecine ilişkin yaklaşımları da birbirinden farklılık gösterebilmektedir. İki tarafın dindarlık ortak paydası bulunmakla birlikte siyaset sahnesindeki temsilcileri farklı siyasi partilerdir.

Kaynakça

- Abdullah Şami, Din Devleti İsrail, İstanbul: İlke Yayıncılık, 2002.

- Aviezer Ravitzky, Messianism, Zionism and Jewish Religious Radicalism, University of Chicago Press, 1996. David Landau, Hill and Wang, Piety and Power: The World of Jewish Fundamentalism, 1992.

- Israel Shakak-Norton Mezvinsky, İsrail’de Yahudi Fundamentalizmi, İstanbul: Anka Yayınları, 2002.

- Israel Shakak, Yahudi Tarihi Yahudi Dini, İstanbul: Anka Yayınları, 2004. Laurence Silberstein, Jewish Fundamentalism in Comparative Perspective: Religion, Ideology, and the Crisis of Morality, NYU Pres, 1993.

- Norman G. Finkelstein, Soykırım Endüstrisi, İstanbul: Söylem Yayınları, 2001.