Yükleniyor...

İsviçre

02 Temmuz 2020
Temel Göstergeler
Resmi Adı İsviçre Konfederasyonu
Yönetim Biçimi Federal cumhuriyet
Bağımsızlık Tarihi 1 Ağustos 1291 (Konfederasyonun kuruluşu)
Başkent Bern
Yüzölçümü 41.285 km2
Nüfusu 8,5 milyon (2019)
Nüfusun Etnik Dağılımı %64 Alman, %23 Fransız, %8 İtalyan, %5 diğer
İklimi Genel itibarıyla ılıman iklim hâkim olmakla birlikte, bölgeler arasında farklılıklar mevcuttur. Güneyde Akdeniz iklimi, doğu kesimlerde karasal iklim, batıda ise Atlantik iklimi görülmektedir.
Coğrafi Konumu Bir Orta Avrupa ülkesi olan İsviçre’nin doğusunda Avusturya, batısında Fransa, kuzeyinde Almanya ve güneyinde İtalya bulunur.
Komşuları İtalya (698 km), Fransa (525 km), Almanya (348 km), Avusturya (158 km), Lihtenştayn (41 km)
Dil Almanca, Fransızca, İtalyanca, İngilizce
Din %66 Hristiyan, %26 dinsiz, %6 Müslüman, %3 diğer
Ortalama Yaşam Süresi 82,7 yıl (2018)
Okuma-Yazma Oranı %99 (2015)
Para Birimi İsviçre Frangı
Millî Gelir 715,360 milyar dolar (2019 IMF tahmini)
Kişi Başı Ortalama Milli Gelir 82.950 dolar (2018 IMF)
İşsizlik Oranı %3,2 (2017)
Enflasyon Oranı %0,5 (2017)
Reel Büyüme Hızı %2,5 (2018)
Yoksulluk Oranı %6,6 (2014)
İhracat Ürünleri Altın, ilaç, saat, mücevherat, azotlu bileşikler, ortopedik ve tıbbi cihazlar, elmas
İthalat Ürünleri Altın, tıbbi ilaç, binek otomobil, mücevherat, serum ve aşılar, azotlu bileşikler, petrol yağları, telefon cihazları, elektronik cihazlar, bilgisayar
Başlıca Ticaret Ortakları Almanya, ABD, İngiltere, Fransa, İtalya, Çin, Hong Kong, Birleşik Arap Emirlikleri


Ülke Tarihi

İsviçre topraklarındaki bilinen ilk toplulukların varlığı MÖ 5.000’li yıllara kadar uzanmaktadır. Bölgede izlerine rastlanan ilk kültürler ise MÖ 2.000 yılına ait La Tene ve Hallstatt kültürleridir. Modern İsviçre’ye ismini veren (Helvetia) Helvetler ise MÖ 1. yüzyılda bölgenin etkin ve asli unsurlarıdır. Helvetleri yenilgiye uğratan Jul Sezar İsviçre topraklarını Roma İmparatorluğu’na katmış, MS ilk yüzyılın başlarında gerçekleşen zaferlerle Roma hâkimiyeti pekişmiştir.

4. yüzyılda batı kesimleri Burgonya Krallığı tarafından ele geçirilen İsviçre’nin kalan bölümleri 5. yüzyılda Almanların hâkimiyetine girmiştir. 6. yüzyıldan itibaren de bölgede misyonerlik faaliyetleriyle Hristiyanlık yayılmaya başlamıştır. Yine bu yüzyılda Frank İmparatorluğu İsviçre’yi sınırları arasına katmış ve 843 yılına kadar buradaki hâkimiyetini muhafaza etmiştir. Bu tarihte imparatorluğun ikiye bölünmesi ile İsviçre’nin bir kısmı Orta Frank, bir kısmı da Doğu Frank Krallığı’nda kalmış, 11. yüzyıl başlarında Endülüs Emevi Devleti ve Macarların akınlarında kalıcı bir başarı yakalanamamış ve 1033’te Roma Germen İmparatorluğu’nun hâkimiyeti ile yeniden tek bir siyasi yönetim söz konusu olmuştur.

12. yüzyılda imparatorluğun gücünü yitirmesiyle feodal yapılar ortaya çıkmış, bu yapılardan Zahringer Devleti’nin yıkılması ile 1218 yılında bölge başta Habsburg olmak üzere çeşitli hanedanların kontrolüne girmiştir. 1291 yılına gelindiğinde Schwyz, Uri ve Unterwalden kantonlukları arasında imzalanan anlaşma İsviçre Federasyonu’nun temellerini oluşturmuş, 14. yüzyıl ortasına kadar Luzern (1332), Zürih (1351), Glarus ve Zug (1353) bu yapıya dâhil olmuş ve nihayet 1389’da Habsburg Hanedanı federasyonun bağımsızlığını kabul etmiştir. 16. yüzyıl başlarından itibaren izlenen tarafsızlık politikası sayesinde federasyon uzun yüzyıllar boyunca Avrupa’daki büyük savaşların dışında kalmayı başarmıştır.

1798 yılında Napolyon liderliğindeki Fransa tarafından işgal edilen İsviçre, işgal sonrasında 22 kantonun bir araya gelmesiyle yeni bir anayasa oluşturmuş ve konfederatif yapısını teşkil etmiştir. 7 Ağustos 1815’te gerçekleşen Viyana Kongresi ile bu yapı Avrupa devletleri tarafından tanınmış ve tarafsızlığı kabul edilmiştir. 1848 yılında yapılan anayasa değişikliğiyle kantonlar federal bir birlik hâline gelmiştir. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’nda tarafsızlığını muhafaza eden İsviçre, 2002 yılında Birleşmiş Milletler’e (BM) dâhil olmuştur.

Siyasi Yapı

Temelleri 1291 yılına dayanan devlet yapısı, 1815 yılında 22 kanton bölgenin oluşturduğu konfederatif yapı ile bugünkü şeklini almıştır. Günümüzde İsviçre’de 26 kanton bölge vardır ve her kantonun kendine ait meclisi, anayasası, kanunları ve yönetimleri bulunmaktadır. Kantonların altında komünler yer almakta, böylece komün, kanton ve federal devletten oluşan üç kademeli konfederasyon tipi bir yönetim mekanizması teşekkül etmektedir. Devlet güvenliği, dış politika gibi ülkenin tamamını ilgilendiren üst düzey konular konfederasyon seviyesinde ele alınmaktadır.

Yasama organı 200 sandalyeli ulusal meclis ve 46 sandalyeli kantonlar meclisinden oluşan çift kanatlı parlamentodur. Ulusal meclis seçimleri son olarak Ekim 2019’da gerçekleştirilmiştir. Bir sonraki seçimlerin 2023 yılında yapılması planlanmaktadır. Yürütme organı olarak görev yapan yedi üyeli federal konsey ulusal seçimlerden sonra parlamento içinden seçilmektedir. Devlet başkanı hüviyetindeki konfederasyon başkanı da her bir yıl için parlamento üyeleri arasından seçilmektedir. 2020 yılı başında göreve, 2010 yılından bu yana federal konsey üyesi olarak hükümette yer alan sosyal demokrat siyasetçi Simonette Sommaruga gelmiştir.

İsviçre dış politikada 1515 yılından bu yana “tarafsızlık” ilkesiyle hareket etmektedir. Bu politika 1815 Viyana Kongresi’nde uluslararası alanda da kabul görmüştür. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’nda tarafsız kalan İsviçre, 1920 yılında girdiği Milletler Cemiyeti’nden 1938’de ayrılmış, BM’ye de ancak 2002 yılında katılmıştır. Bu tarafsızlık politikası sebebiyle dünya üzerindeki uluslararası pek çok kuruluşun merkezi İsviçre’de yer almaktadır.

Ekonomik Durum

İsviçre; yüksek gelir düzeyi, düşük işsizlik, yoksulluk ve enflasyon oranları, nitelikli iş gücü, sürdürülebilir kalkınması ve güçlü finansal yapısıyla dünyanın en önemli ekonomilerinden biridir. 80.000 doların üzerindeki kişi başı ortalama yıllık geliriyle bu alanda IMF ve Dünya Bankası verilerine göre ikinci, BM verilerine göre dördüncü sıradadır. Öte yandan 700 milyar dolarlık GSYİH’siyle de dünyanın en büyük 20. ekonomisi konumundadır.

Ülke ekonomisi büyük oranda hizmet sektörüne dayalıdır. İstihdamın ve millî gelirin dörtte üçü bu sektördedir. Öne çıkan başlıca sahalar; finans, bankacılık, sigorta ve turizmdir. Sanayinin ekonomideki payı %20’ler civarında olup öne çıkan alanlar yüksek teknoloji üretimi, bilgi iletişim teknolojileri, makine, saat, kimya, tekstil ve ilaçtır.

Dış ticarette 2008 yılındaki küresel ekonomik krizi takiben dış taleplerde yaşanan düşüşe rağmen dengeli bir seyir izlenmektedir. 2018 yılında ticaret hacmi 310,8 milyar doları ihracat, 279,2 milyar doları ithalat olmak üzere toplamda 590 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. İthalat ve ihracat toplamında 150 milyar doları aşan ham ya da yarı işlenmiş altın ticareti, toplam dış ticaretin %25’ten fazlasını teşkil etmektedir. İsviçre’nin dış ticaretteki en önemli ortağı toplamda 100 milyar dolara yaklaşan ticaret hacmiyle Almanya’dır. İsviçre bir Avrupa Birliği (AB) ülkesi olmamasına ve avro bölgesinde yer almamasına karşın AB ülkeleri ile güçlü ekonomik ilişkileri bulunmakta ve dış ticaretinin önemli bir bölümünü bu ülkelerle gerçekleştirmektedir.

Uzun yıllardır şeffaflıktan uzak para politikaları ve vergi uygulamalarıyla gündeme gelen İsviçre, son yıllarda özellikle AB ve OECD gibi kuruluşların banka sistemlerinin şeffaflaşması, yabancı şirketlerle düşük vergi üzerinden girilen ilişkilerin sonlandırılması gibi taleplerin artması sebebiyle bu alanda birtakım çalışmalar başlatmıştır.

Türkiye ile İlişkiler

Türkiye ile İsviçre arasındaki siyasi münasebetler 19. yüzyılın sonlarında tesis edilmiş ve bu kapsamda 1898 senesinde Cenevre’de bir elçilik açılmıştır. 1915 yılında Bern’de daimi bir elçilik kurulmuş, 1922 yılında siyasi ilişkiler TBMM üzerinden yürütülmeye başlanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra 1925 yılında iki ülke arasında “Dostluk Anlaşması” imzalanmış, aynı yıl İsviçre de İstanbul’da bir temsilcilik açmıştır. 1934 yılında Ankara’ya taşınan elçilik, 1957 yılında büyükelçiliğe dönüştürülmüştür. Siyasi ilişkiler son dönemde bakanlıklar düzeyinde sıklaşan ziyaretlerle güçlendirilmeye çalışılmaktadır. Son üst düzey ziyaret, “Küresel Mülteciler Forumu”na katılmak üzere Aralık 2019’da Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan gerçekleştirilmiştir.

İki ülke arasındaki ticari ilişkiler güçlü olmakla birlikte son yıllarda negatif bir ivme ile devam etmektedir. 2013 yılında 10,6 milyar dolarla en yüksek seviyesine ulaşan karşılıklı ticaret hacmi, 2018 yılında 1,7 milyar doları Türkiye’den İsviçre’ye ihracat, 2,8 milyar doları ithalat olmak üzere toplamda 4,5 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Türkiye’den İsviçre’ye ihracatının çok büyük bir kısmını altın oluşturmaktadır. Öne çıkan diğer ihracat kalemleri; binek otomobiller, kabuklu meyveler, alüminyum sac ve levhalar, tıbbi ilaçlar ve tekstil ürünleridir. İsviçre’den ithal edilen başlıca ürünlerse; altın, tıbbi ilaç ve aşılar, saat, dokuma makineleri, ortopedik cihazlar, azotlu bileşikle ve aromalardır. İki ülkenin de birbirinde önemli yatırımları bulunmaktadır. 2000’li yıllarda İsviçre’nin Türkiye’deki yatırımları 3 milyar dolardır, Türk firmalarının İsviçre’deki yatırımları da 1 milyar dolar seviyelerindedir. Türkiye’de İsviçre menşeli 1.000’e yakın firma, imalat, maden ve hizmet sektörlerinde faaliyet göstermektedir.

İki ülke arasındaki kültürel ve toplumsal ilişkilerin önemli bir boyutunu, İsviçre’deki 130.000 civarındaki Türk kökenliler oluşturmaktadır. 1960’lı yıllardan itibaren İsviçre’ye göçmen işçi olarak giden Türkler, bugün ülkede üçüncü nesle ulaşmıştır. Günümüzde İsviçre’deki Türkler yarım yüzyıl önce ülkeye giriş yaptıkları dönemden daha farklı bir profil ortaya koymaktadır.

Müslümanların Durumu

İsviçre toprakları ile Müslümanların ilk teması 10. yüzyılda Endülüs Emevileri zamanında gerçekleşmiştir. III. Abdurrahman’ın hükümdarlığı sırasında Cenevre bölgesi civarında gerçekleşen muhasaraya karşın kalıcı bir başarı elde edilememiştir. Bu tarihten itibaren ülkede 20. yüzyılın ortalarına kadar kayda değer bir Müslüman nüfustan bahsedilemez. İslam dünyasında genel kabul gören ehlisünnet çerçevesindeki ilk temas 1960’lardan itibaren ülkeye Türkiye ve Yugoslavya’dan gelen Balkan Müslümanları aracılığıyla mümkün olmuştur. 1980’lerin başlarında 50.000 civarında olan Müslüman nüfus, 2000’lerin başlarında 200.000’i, 2010’da ise 300.000’i aşmıştır.

Günümüzde İsviçre’deki Müslümanların sayısı 500.000 civarınadır ve bu sayı genel nüfusun yaklaşık %6’sına tekabül etmektedir. Ülkedeki Müslümanların yarısını Kosova kökenli Arnavutlar, %20’den fazlasını ise Türkler oluşturmaktadır. Ülkedeki Türk kökenlilerin sayısı 130.000 civarındadır. 1960’lı ve 1970’li yıllarda Yugoslavya ve Türkiye’den gelen göçmen işçiler bugünkü mevcut tablonun da temelini oluşturmuştur.

Ülkedeki Müslümanlar 1980’li yıllardan itibaren teşkilatlanmaya başlamış ve bugüne kadar pek çok sivil toplum kuruluşu kurmuştur. İsviçre’deki Türk toplumunun dinî ve kültürel ihtiyaçlarına cevap vermek üzere kurulan Türk Diyanet Vakfı 1987 yılında faaliyete geçmiş olup merkezi Zürih’tedir. İsviçre genelinde 260’tan fazla cami ve mescit bulunmakla birlikte, ülkedeki Müslüman sayısı ile kıyaslandığında bu sayı oldukça düşük kalmaktadır. 2006 yılında gerçekleştirilen “Minare Referandumu” ülkede 11 Eylül sonrası süreçte artan İslam karşıtlığının en açık ve geniş çaplı göstergesi olmuştur. Özellikle eğitim hayatında Müslümanlar çeşitli prosedürel zorluklarla karşılaşmaktadır. Ülke Müslümanları dinî eğitim, inanç ve kıyafet özgürlüğü noktasında ciddi kısıtlamalara maruz kalmaktadır.
 

Diğerleri