Yükleniyor...

Libya

Libya

Libya

Temel Göstergeler
Resmi Adı Libya Devleti
Yönetim Biçimi Üniter Geçici Parlamenter Demokrasi
Bağımsızlık Tarihi 24 Aralık 1951
Başkent Trablus (2.5 milyon)
Yüzölçümü 1.759.540 km2
Nüfusu 6.5 milyon (2018)
İklimi Kıyı kesimlerinde Akdeniz iklimi görülürken, ülkenin büyük bir bölümünde çöl iklimi hâkimdir.
Coğrafi Konumu Kuzeyden Akdeniz, doğudan Mısır, batıdan Tunus ve Cezayir, güneyden Sudan ve Nijer’le çevrili bir Kuzey Afrika ülkesidir.
Komşuları Mısır (1.115 km), Çad (1.050 km), Cezayir (989 km), Tunus (461 km), Sudan (382 km), Nijer (342 km), kıyı şeridi (1.770 km)
Dil Arapça, İtalyanca, İngilizce, Berberîce
Din %97 Müslüman, %2.5 Hristiyan, %0.5 Diğerleri
Ortalama Yaşam Süresi 76.2 yıl
Okuma-Yazma Oranı %91
Para Birimi Libya Dinarı
Millî Gelir 31.3 milyar dolar (2017 IMF)
Kişi Başı Ortalama Milli Gelir 4.859 dolar (2017 IMF)
İşsizlik Oranı %30 (2004)
Enflasyon Oranı %28 (2017)
Reel Büyüme Hızı %-7.4 (2016), %70.8 (2017)
Yoksulluk Oranı Bilinmiyor. (%30’un üzerinde olduğu tahmin ediliyor)
İhracat Ürünleri Ham petrol ve petrol ürünleri, doğalgaz, kimyasallar, altın, zeytinyağı, hurma, hurda metaller
İthalat Ürünleri Petrol yağları, binek otomobil ve diğer motorlu taşıtlar, tahıl, ilaç, canlı küçük ve büyükbaş hayvan, konserve balık, telefon cihazları
Başlıca Ticaret Ortakları İtalya, İspanya, Fransa, Çin, Türkiye, Mısır, Almanya, Güney Kore, ABD, İngiltere, Hollanda

Ülke Tarihi

Libya topraklarının bilinen ilk yerlileri Berberilerdir. Bölgenin M.Ö. 12. yüzyıldan itibaren Fenikelilerle irtibat halinde olduğu ve M.Ö. 9. yüzyılda Fenikelilerin kontrolüne girdiği bilinmektedir. Bu dönemde büyük gelişme kaydeden Trablus bölgesi, M.Ö. 5. yüzyılda Kartaca İmparatorluğu’nun hâkimiyeti altına girmiştir. Takip eden süreçte Libya, Yunan, Roma ve Bizans hakimiyeti altında varlığını sürdürmüştür.

Hz. Osman’ın hilafeti döneminde Kuzey Afrika bölgesinde peş peşe gerçekleşen fetihler kapsamında Libya bölgesi de 647 yılında İslam orduları tarafından fethedilmişse de, bölgede hâkimiyetin tam olarak sağlanması 669-675 yıllarında Ukbe b. Nafi’in seferleri ile mümkün olmuştur. Emevî ve Abbasî dönemlerinde yönetime karşı yoğun isyan hareketleri gerçekleşmiş, nihayet Abbasî halifesi Harun Reşid’in bölgede veraset yoluyla babadan oğula geçecek bir valilik uygulamasını hayata geçirmesi ile Ağlebîler’in temeli atılmıştır. 800-909 yılları arasında devam eden bu barış döneminde özellikle Trablus oldukça gelişme kaydetmiştir.Fatımîler’inardından bölgede yine bir dönem Abbasîler, ardından Zirîler, Muvahhidler, Hafsîler, Sicilyalılar ve Ammaroğulları hüküm sürmüştür.

16. yüzyılın başlarında İspanyollar Kuzey Afrika bölgesine yönelerek buraları işgal etmiş, bu kapsamda Trablus da 1510 yılında ele geçirilmiştir. 1533/34 yılında Barbaros Hayreddin Paşa tarafından İspanyollardan alınan fakat daha sonra tekrar İspanyol hâkimiyetine giren bölge, 1551 yılında bu kez kalıcı olarak Osmanlı hâkimiyetine girmiş, Fizan ise 1577’de Osmanlı topraklarına dahil edilmiştir.

Üç buçuk asırdan fazla bir süre Osmanlı hâkimiyeti altında kalan Libya, 19. yüzyılın sonlarında Fransa’nın Tunus ve Cezayir’i, İngiltere’nin Mısır’ı işgal etmesinin ardından İtalya’nın ilgi alanına girmiş, İtalya bu toprakları işgal etmek için fırsat kollamaya başlamıştır. Nihayet 1911 Eylülünde İtalyan uçakları Libya limanlarını bombalayarak işgal hareketini başlatmış, Osmanlı Devleti ise başta 1912’de patlak veren Balkan Savaşı olmak üzere, ülkenin içinde bulunduğu zorlu koşullar nedeniyle, Libya’daki İtalyan işgali karşısında gerekli reaksiyonu gösterememiş ve 18 Ekim 1912’de imzalanan Uşi Antlaşması ile Libya’daki Osmanlı hâkimiyeti fiîlen sona ermiştir.

Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Libya’daki varlığı tamamen bitmiş, ancak Ömer Muhtar önderliğinde Libya’da İtalyan işgaline karşı yerli bir direniş hareketi başlamıştır. 20 yıl devam eden ve İtalyan işgal kuvvetlerine karşı büyük başarılar kazanan bu hareket, 1931 yılında Ömer Muhtar’ın Sirte’de esir alınması ve ardından idam edilmesi ile sona ermiş, böylece Libya tamamen İtalya’nın hâkimiyeti altına girmiştir.

İkinci Dünya Savaşı’nda Afrika kıtasındaki çatışmaların Libya’da gerçekleştirilmesi, işgalle birlikte büyük zarar gören ülkeyi tamamen harap etmiştir. İtalya’nın savaşı kaybetmesi üzerine Libya’nın geleceğinin ne olacağı meselesi gündeme gelmiş, Kasım 1949’da BM’de alınan kararla Libya’da Trablus, Bingazi ve Fizan’ı içine alan bağımsız bir devlet kurulmasına ve bunun 1952 yılı başına gerçekleşmesine karar verilmiştir. Savaş sonrasında Berka’da geçici bir yönetim kurmuş olan İdris es-Senusî, 24 Aralık 1951’de yeni devletin kurulduğunu ilan etmiş ve kral olarak göreve başlamıştır.

Uzun yıllar devam eden işgal ve savaşlar sebebiyle dünyanın en fakir ülkelerinden biri haline gelen Libya, devletin yeni kurulduğu bu ilk yıllarda büyük zorluklar yaşamış ve dış desteklere muhtaç bir görüntü çizmiştir. Ancak 1959 yılında keşfedilen zengin petrol yatakları ülkedeki durumu hızla değiştirmiş, refah seviyesi yükselmeye, yeni nesillerle birlikte Arap milliyetçiliği de rağbet görmeye başlamıştır.

İdris es-Senusî Türkiye’de bulunduğu 1 Eylül 1969 tarihinde gerçekleşen darbe ile görevinden uzaklaştırılmış, ülkede krallığın yıkılarak cumhuriyete geçildiği ilan edilmiştir. Darbenin başında bulunan Albay Muammer Kaddafi önce başbakan, ardından devlet başkanı, 1979’dan itibarense “rehber” ünvanı ile ülkeyi 42 yıl yönetmiştir. Kaddafî ilk yıllarında siyasette örnek aldığı kişi olan eski Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdünnasır’ın Arap milliyetçiliği fikrini benimsemiş, Abdünnasır’ın ölümünden sonra Arap devletleri ve genel olarak kıta Afrikası üzerinde kendisini bir lider olarak öne çıkartacak politikaları takip etmiştir. Onun farklı tarihlerde farklı devletlerle birleşme projeleri başarısızlıkla sonuçlansa da, Kaddafi’nin genel tavrı, Arap milliyetçiliği, sosyalist politikalar ve Müslüman halklarla inanç birliği gibi temel hususların birleştirici gücünü kullanarak bölgesel ve küresel ölçekte etkin olma çabası yönünde devam etmiştir. Ancak Arap Baharı sürecinin Libya’ya sıçraması üzerine 2011 yılında Libya’da çıkan isyan ve çatışmalar Kaddafi’nin devrilmesi ile sonuçlanmış, Kaddafi rejimi gerekçe gösterilerek gerçekleştirilen NATO operasyonlarında 50 bin civarında masum sivil yaşamını kaybetmiştir. Ağustos ayında rejim düşerek, Muammer Kaddafi de 20 Ekim 2011’de yakalanmış ve linç edilerek öldürülmüştür.

Kaddafi sonrası süreçte kurulan geçici hükümet ve yönetimler ülke genelinde etkinlik sağlayamamış, yaşanan siyasî kaos çatışmaları da beraberinde getirmiş ve ülke giderek bir iç savaşa sürüklenmiştir. Ülke siyasî açıdan halen büyük bir belirsizlik içerisindedir.

Siyasî Yapı

1969-2011 yılları arasında 42 yıl devlet yönetiminin başında bulunan Muammer Kaddafi’nin Arap Baharı sürecinde devrilmesinin ardından, yeni bir yönetim düzeni ve anayasanın oluşturulması yolunda çalışmalara başlanmışsa da, ülkede çıkan siyasî karışıklık ve çatışmalar sebebiyle bu süreç akamete uğramıştır. 

2012 Temmuz-Ağustos aylarında gerçekleştirilen seçimlerin ardından, Ulusal Geçiş Konseyi görevi kurucu meclis niteliğindeki Milli Genel Kongre’ye devretmiştir. Ancak önce Kaddafi’yi devirme gerekçesiyle gerçekleştirilen NATO operasyonları, ardından ülkede doğan siyasî boşluğu kullanarak ekonomik kaynakları elde etme mücadelesi, 2014 yılında ülkeyi bir iç savaşa sürüklemiştir.

Emekli General Halife Hafter 14 Şubat 2014’te bir açıklama yaparak Trablus’taki hükümetin görevine son verildiğini açıklamış, hükümet ise bunun başarısız bir darbe girişimi olduğunu iddia etmiştir. Aynı yıl gerçekleştirilen düşük katılımlı seçim Milli Genel Kongre tarafından tanınmamış, seçim sonrasında Trablus’ta kurulan Temsilciler Meclisi, daha sonra ülkenin doğusundaki Tobruk’a taşınmış böylece ülkede iki meclisli bir yapı oluşmuştur.

Aralık 2015’te Fas’ta imzalanan Libya Siyasi Antlaşması ile Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanlık Konseyi kurulmuş, bu konsey uluslararası camiada Libya’nın meşru temsilcisi kabul edilmiştir. Konseyin başkanlığına getirilen Fayez Mustafa el-Sarrac Mart 2016’da göreve başlamıştır ancak dokuz üyesi bulunan konsey süreç içerisinde gerçekleşen istifalarla Eylül 2018’de beş kişiye düşmüştür.

Ülkedeki bu parçalı yapı siyasî yapının ve dolayısıyla ülkenin istikrara kavuşmasını engellenmektedir. Eylül 2018’de yeniden alevlenen çatışmalar, Libya’nın öncelikle tüm ülke ve uluslararası camia tarafından kabul görecek meşru bir yönetime kavuşması olduğunu açıkça göstermektedir.

Ekonomik Durum                                  

Düşük nüfusuna karşın yüksek hidrokarbon gelirleri sebebiyle Afrika’nın en zengin ülkelerinden biri konumunda olan Libya, Arap Baharı süreci sonrasında yaşanan siyasi kaos, iç savaş ve dış müdahaleler sebebiyle son yıllarda her alanda olduğu gibi ekonomide de büyük zorluklarla karşı karşıyadır. Öyle ki yoksulluk, işsizlik ve enflasyon rakamlarının %30’lar civarında seyretmesi, ülkenin ciddi bir ekonomik bunalım içerisinde olduğunu göstermektedir.

Ülke ekonomisi çok büyük oranda hidrokarbon gelirlerine endeksli olup, ihracat gelirlerinin neredeyse tamamı ve millî gelirin dörtte biri buradan elde edilmektedir. Libya kanıtlanmış 48 milyar varil petrolüyle dünyada 9. ve 1.5 trilyon metreküp doğalgazıyla da dünyada 22. sıradadır. Ekonomisi petrol ve doğalgaza bağlı diğer bölge ülkelerinde olduğu gibi Libya’da da ekonominin çeşitlendirilmesi öncelikli hedefler arasındadır ancak kısa vadede bu hedefin gerçekleştirilmesi mümkün gözükmemektedir.

Kıyı bölgeleri tarıma elverişli olmakla birlikte, tarımın ülke ekonomisine katkısı son derece düşüktür. Geleneksel yöntemlerle sürdürülen tarımsal faaliyetlerde en önemli ürünler zeytinyağı ve hurmadır.

Önümüzdeki yıllarda ülkede istikrar ve güvenliğin sağlanması durumunda, başta turizm olmak üzere, sanayi, eğitim ve sağlık sektörlerinde önemli atılımların gerçekleştirilmesi sürpriz olmayacaktır. Bununla birlikte Arap Baharı sürecinde ülkede yaşanan kaos ortamını fırsat bilen Batılı küresel firmaların hamleleri, başta petrol olmak üzere ülkeye ait zenginliklerin sömürülmesi noktasında büyük riskler barındırmaktadır.

90’lar ve 2000’lerde dış ticarette yakalanan istikrarlı büyüme trendi, Arap Baharı süreci sonrasında büyük zarar görmüş ve dış ticaret rakamları 15 yıl önceki seviyelerine dönmüştür. 2000 yılında 15 milyar dolar olan yıllık ticaret hacmi, 2008 yılında 80 milyar dolara kadar çıkarken, son yıllarda 20-30 milyar dolar civarında seyretmektedir. 2017 yılında dış ticaret hacmi 12.6 milyar dolar ithalat, 19.7 milyar dolar ihracat olmak üzere toplam 32.3 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Ülkenin en önemli ticaret ortakları İtalya, Fransa, İspanya, Çin, ABD, Türkiye, İngiltere, Güney Kore, Mısır, Almanya ve Hollanda’dır.

Türkiye ile İlişkiler

Türkiye ile Libya arasında köklü tarihî tecrübelere dayanan güçlü ilişkiler mevcuttur. 16. yüzyılın ortalarından 1911 yılındaki İtalyan işgaline kadar yaklaşık üç buçuk asır Osmanlı Devleti’nin kontrolünde kalan, ortak inanç, tarih ve kültür değerlerine sahip olduğumuz bu coğrafya ile olan iyi ilişkilerimiz her iki ülkenin bağımsızlığını kazanmasının ardından da bu yönde süregelmiştir. 1990’lı yıllarda ortaya konan D-8 Projesi iki ülkeyi ekonomik ve siyasî açıdan daha da yakınlaştırma amacı gütmüşse de, bu noktada istenilen verimlilik tam olarak sağlanamamıştır.

Libya’da 2011 yılında Muammer Kaddafi’nin devrilmesi sonrasında yaşanan süreçte Türkiye, Ulusal Geçiş Konseyi’ni Libya halkının tek temsilcisi olarak tanımış, yeni dönemde Trablus’a büyükelçi atayan ilk devlet olmuştur. Ancak takip eden süreçte yaşanan siyasî kaos ve iç savaş ortamı sebebiyle Türkiye Trablus Büyükelçiliği ve Bingazi Konsolosluğu’nun faaliyetlerini durdurmuş ve bu birimler iki yıl kapalı kaldıktan sonra Mayıs 2016’da tekrar açılmıştır. Öte yandan 2011 yılında ülkenin yeniden yapılanması sürecine katkı vermek için başlatılan fakat aynı şekilde 2014 yılında askıya alınan yardım projelerinin de, gerekli şartlar sağlandığında devam ettirilmesi öngörülmektedir. Bu kapsamda Türkiye, Libya’da tüm taraflarla kalıcı bir barışın ve diplomatik çözümün sağlanması için çaba sarf etmektedir.

İki ülke arasındaki ticarî ilişkiler uzun yıllardır güçlü bir şekilde devam etmektedir. Öyle ki Türkiye ithalatta Çin’den sonra Libya’nın en önemli ortağı konumundadır. Türkiye’nin Libya’ya ihracatı 2000’li yılların başında 100 milyon dolar seviyelerindeyken 2010’larda 2 milyar dolar seviyelerine yükselmiş, ancak iç savaş nedeniyle son yıllarda belirgin bir düşüş yaşanmıştır. İthalatta ise 2007 yılına kadar yüksek miktarda petrol alımı sebebiyle 2 milyar doları aşan ithalat rakamları, son yıllarda 200 milyon civarında seyretmektedir. Son olarak 2017 yılında 881 milyon doları Türkiye’den Libya’ya ihracat, 248 milyon doları ithalat olmak üzere, toplam ticaret hacmi 1.129 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Libya’da siyasî istikrar ve güvenliğin tam olarak sağlanması halinde bu seviyenin hızlı bir şekilde yükselmesi beklenmektedir. Türkiye’nin Libya’ya ihraç ettiği başlıca ürünler, mücevher, mobilya ürünleri, demir-çelik, konserve deniz ürünleri, halı, plastik ambalaj, hijyenik kağıt ürünler ve temel gıda maddeleri; başlıca ithal ürünleri ise ham altın, hurda metal, petrol yağları ve gümüştür.

Müslümanların Durumu

Hicrî 1. yüzyılın ortalarında İslam topraklarına katılan Libya coğrafyası, diğer Kuzey Afrika ülkeleri gibi, tarih boyunca bir İslam beldesi olarak kalmış, kısa süreli İspanyol ve İtalyan işgalleri dışında da İslam devletleri tarafından yönetilmişlerdir. Libya’nın fethinden sonra bölgeye gelen Araplarla birlikte yerli nüfus olan Berberîler de hızla Müslümanlaşmış, önceleri İbâzîlik ve Mâlikî mezhebi yaygın iken, Osmanlı hâkimiyeti sonrasında Anadolu’dan gelenlerle birlikte Hanefîlik de giderek yaygınlaşmıştır. Ayrıca başta Senûsîyye olmak üzere, Ticânîyye, Kâdirîyye ve Halvetiyye gibi tarikatlar da Libya’da Müslüman halk üzerinde etkin olagelmişlerdir. Özellikle İtalyan işgali sırasında Senûsîlerin gösterdiği mücadele tarihte iz bırakmıştır. Libya toplumunun dinî, ilmî, ticarî ve kültürel hayatında belirleyici etkisi olan Senûsî tarikatı, Muammer Kaddafi yönetimi ile birlikte eski gücünü kaybetmiştir.

Günümüzde 6.5 milyonluk Libya nüfusunun tamamına yakını Müslümandır. 20. yüzyılın başlarından itibaren önce İtalyan işgali, ardından 2. Dünya Savaşı ve bağımsızlık mücadelesi ve son yıllarda yaşanan siyasî kaos ve iç savaş sebebiyle Libya toplumu her alanda büyük zorluklar ve eksikliklerle karşı karşıyadır. Ülkenin içinde bulunduğu bu durum, IŞİD gibi taşeron terör örgütlerine adeta davetiye çıkarmaktadır. Öte yandan iç savaş ortamı, ülkedeki irili ufaklı pek çok dinî yapılanmayı da çatışma zeminine yaklaştırmaktadır. Libya’da Müslüman halkın bugün öncelikli ihtiyacı, iç savaşın sonlandırılarak toprak bütünlüğünün ve güvenliğin sağlanması, küresel aktörlerin ülke üzerindeki müdahalelerinin en aza indirilmesi, halkın tercihleri ile işbaşına gelecek bir yönetimle ülkede siyasal istikrarın sağlanması ve ülkenin hızlı bir şekilde yeniden yapılandırılması için başta eğitim olmak üzere her alanda seferberlik başlatılmasıdır.