Yükleniyor...

Pakistan

Temel Göstergeler
Resmi Adı Pakistan İslam Cumhuriyeti
Yönetim Biçimi Parlamenter Demokrasi
Bağımsızlık Tarihi 14 Ağustos 1947
Başkent İslamabad (1.1 milyon)
Yüzölçümü 796.095 km2
Nüfusu 207 milyon (2017)
Nüfusun Etnik Dağılımı %45 Pencabi, %15 Peştun, %15 Sindhi, %10 Seraiki, %8 Muhacir, %4 Beluci, %3 Diğer
İklimi Doğu kesimlerinde yağışlı muson iklimi, batıda kışları yağışlı karasal iklim, güneyde ise tropikal iklim hâkimdir.
Coğrafi Konumu Güneyden Umman Denizi, batıdan İran, doğudan Hindistan, kuzeyden Afganistan ve Çin ile çevrili bir Güney Asya ülkesidir.
Komşuları Hindistan (3.190 km), Afganistan (2.670 km), İran (959 km), Çin (438 km), kıyı şeridi (1.046 km)
Dil Urduca, İngilizce ve yerel diller (Pencabi, Sindhi, Seraiki, Peştuca, Beluci)
Din %96.5 Müslümanlık, %3.5 diğer (Hristiyanlık ve Hinduizm)
Ortalama Yaşam Süresi 67.3 yıl
Okuma-Yazma Oranı %57.9
Para Birimi Pakistan Rupisi
Millî Gelir 303.9 milyar dolar (2017 IMF)
Kişi Başı Ortalama Milli Gelir 1.541 dolar (2017 IMF)
İşsizlik Oranı %6 (2017)
Enflasyon Oranı %4.1 (2017)
Reel Büyüme Hızı %5.3 (2017)
Yoksulluk Oranı %29.5 (2013 verileri)
İhracat Ürünleri Tekstil ürünleri, deri, pirinç, kimyasallar, pamuk, tıbbî aletler, çimento, tahıl, spor aletleri, dondurulmuş balık
İthalat Ürünleri Mineral yakıtlar, palm yağı, makineler, elektronik aletler, hurda demir-çelik, hurda gemi, telefon cihazları, otomobil ve diğer taşıtlar, taş kömürü
Başlıca Ticaret Ortakları Çin, ABD, BAE, İngiltere, Almanya, Afganistan, İspanya, Endonezya, Suudi Arabistan

Ülke Tarihi

Pakistan, Hint Altkıtası ile ortak bir tarihe sahiptir. Dolayısıyla bölgenin Pakistan devletinin tarih sahnesine çıktığı 1947 yılına kadarki tarihi Hindistan tarihi ile birlikte ele alınmaktadır. Dünyanın en eski ve en büyük medeniyetlerinden biri olan Hint medeniyetinin doğup geliştiği bu coğrafya, tarih boyunca onlarca büyük devlete ev sahipliği yapmış, yüzlerce etnik kökenin ve binlerce dilin halen canlı biçimde varlığını sürdürdüğü bir bölgedir.

Bölgenin ilk yerleşimcilerinin Dravidler ve Vedalar olduğu, Hint-Ârî kökenli beyazlarınsa bölgeye M.Ö. 2 binli yıllarda geldiği tahmin edilmektedir. İlerleyen çağlarda bölgeye Persler, Yunanlılar, Makedonlar,Akhunlar, Türkler ve Afganlar gelmiştir. 10. yüzyıldan itibaren Gazneliler aracılığıyla bölgede İslamiyet yayılmaya başlamış ve Müslümanlar tarafından yönetilen devletlerin Güney Asya topraklarındaki hâkimiyeti ağırlık kazanmıştır. Gazneliler’den sonra Delhi Sultanlığı ve Babür İmparatorluğu dönemlerinde de bu durum devam etmiştir.

İngiltere’nin Hint Altktası’na 17. yüzyılın başlarından itibaren gösterdiği ilgi 19. yüzyıl ortalarında bir sömürge yönetimine dönüşmüş, 1858 yılında Hindistan resmen Birleşik Krallık yönetimine bağlanmıştır. Bu tarihten itibaren bölgenin aslî unsuru olan Müslümanlar ve Hindular tarafından yürütülen bağımsızlık mücadeleleri 20. yüzyılın ortalarına kadar devam etmiştir. Ülkenin kuzeybatısı ve doğusunda kurulacak bir Müslüman devleti fikri ilk olarak 1930 yılında Muhammed İkbal tarafından ortaya atılmış, Mevlana Muhammed Ali, Muhammed Ali Cinnah gibi isimler de bu süreçte önemli rol oynamışlardır. 2. Dünya Savaşı sonrasında İngiltere’nin bölgeden çekilmesi üzerine Hindistan’da bulunan Müslümanlar Pakistan adıyla kurdukları yeni devletle 14 Ağustos 1947’de bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir.

Bağımsızlığı takip eden süreçte yeni kurulan devlet pek çok sorunla yüzleşmek durumunda kalmıştır. Geleneksel olarak var olan devlet kurumlarının Hindistan’da kalması sebebiyle yeni devlette tüm idarî, hukukî, malî ve siyasî yapı yeni baştan kurulmak durumunda kalmıştır. Öte yandan Hindistan ve Pakistan arasında gerçekleşen Hindu ve Müslüman mübadelesi sebebiyle 10 milyon civarında insan Pakistan’a gelmiş, bu da farklı etnik ve kültürel yapılara sahip kesimler arasında pek çok sorunu beraberinde getirmiştir. Yeni devletin karşı karşıya kaldığı bir diğer önemli sorunsa, dünyada örneği pek görülmeyecek biçimde ülkenin Hindistan’ın doğu ve batısında birbirleriyle 1700 km mesafesi bulunan iki parçadan oluşmuş olmasıdır.

Bağımsızlığın ilan edilmesinden sonra bölgede bulunan ve sayıları 500’ü bulan irili ufaklı pek çok yönetim biriminin (racalık, sultanlık, nizamlık, prenslik vb.) idari olarak iki ülkeden birini tercih etmeleri konusunda mutabakata varılmış ve bunların tamamına yakını Hindistan’a bağlanmışsa da, ilk etapta bağımsız kalmayı tercih eden Cammu-Keşmir bölgesinin daha sonra Hindistan tarafından işgal edilmesiyle birlikte günümüze kadar devam eden Keşmir sorunu ortaya çıkmış ve bölge ikiye ayrılmıştır. Bugün Keşmir’in büyük bir bölümü Cammu-Keşmir adıyla Hindistan’da, bir kısmı Azad Keşmir adıyla Pakistan tarafında, küçük bir kısmı da Çin’in kontrolü altındadır.

Pakistan’ın kurucu devlet başkanı Cinnah’ın 1948 yılında vefatının ardında ülkede siyasî karışıklıklar artmış, yeni devletin anayasası 1956 yılına kadar yapılamamış, Şubat 1956’da kabul edilen ilk anayasada devletin ismi Pakistan İslam Cumhuriyeti olarak belirlenmiştir. Bu esnada Doğu Pakistan meclisinin özerklik ilanı üzerine ülkedeki belirsizlik ortamı daha da artmış, 1958’de dönemin devlet başkanı İskender Mirza meclisi ve siyasi partileri kapatarak sıkı yönetim ilan etmiş ve anayasayı yürürlükten kaldırmıştır. İskender Mirza’nın başbakanlığa getirdiği General Eyüp Han Ekim 1958’de gerçekleştirdiği darbe ile Mirza’yı görevinden alarak yeni devlet başkanı olmuş, 10 yıl süren iktidarı boyunca devleti askerî rejim ile yönetmiş, pek çok temel özgürlüğü de kısıtlamıştır. Anayasanın yürürlükten kaldırılması ile devletin ismi Pakistan olarak değiştirilmiş, fakat 1973 yılında yürürlüğe konan yeni anayasa ile yeniden Pakistan İslam Cumhuriyeti’ne çevrilmiştir.

Hindistan’a karşı girişilen savaşın başarısızlıkla sonuçlanması ve artan baskılar üzerine Eyüp Han görevinden ayrılmak zorunda kalmış, onun yerine gelen Yahya Han zamanında da ülkedeki siyasî kaos devam etmiştir. Bu dönemde Doğu ve Batı Pakistan arasında çıkan iç savaş 1971 yılı sonunda Doğu Pakistan’ın Bangladeş adıyla bağımsızlığını ilan etmesiyle sonuçlanmıştır.

Yahya Han’dan sonra yönetime gelen Zülfikar Ali Butto yönetiminde ülkede sol politikalar gündeme gelmiş, aynı zamanda başbakanlık makamını da üstlenen Butto bu dönemde geniş yetkileri elinde toplamıştır. 1977 seçimlerinde yaşanan siyasî karışıklıklar üzerine Muhammed Ziyaülhak yönetime el koyarken, Butto 1979’da idam edilmiştir. Ziyaülhak yönetiminde İslamlaşma politikaları öne çıkmış, 80’li yıllarda Rusya’nın Afganistan işgali de bu sürecin belirleyici gelişmelerinden biri olmuştur.

90’lı yıllarda ülke siyasetinde öne çıkan iki isim Navaz Şerif ve Zülfikar Ali Butto’nun kızı olan BenazirButto’dur. Ancak bu iki isim tarafından kurulan yönetimler görevden alma ve istifalar sebebiyle fazla uzun sürmemiş, her iki lider de yurtdışına sürgüne gönderilirken, yaşanan kaos sebebiyle ülkede siyasî istikrarın sağlanabilmesi mümkün olmamıştır. 1999 yılında ülkede bir kez daha yönetime el konulurken, darbeyi gerçekleştiren Pervez Müşerref 2008 yılına kadar yönetimde kalmıştır.BenazirButto sürgünden döndükten sonra maruz kaldığı ilk suikastten kurtulmayı başarmışsa da, 27 Aralık 2007’deki ikinci suikastte yaşamını yitirmiştir. Navaz Şerif ise 2013 yılındaki seçimleri kazanarak başbakanlık koltuğuna oturmuş fakat 2017 yılında o da Panama Davası sebebiyle görevinden uzaklaştırılmıştır. Son olarak 2018 yılı Temmuz ve Eylül ayında gerçekleştirilen seçimlerle başbakanlığa İmran Han, cumhurbaşkanlığına ise Arif Alvi seçilmiştir.

Siyasî Yapı

1947 yılında bağımsızlığına kavuşan Pakistan, kısa tarihinde yaşadığı siyasî süreçler bakımından Türkiye ile önemli benzerlikler taşımaktadır. Kalıcı bir siyasî istikrar yakalayamayan Pakistan, o tarihten bu yana darbeler, suikastler, sınır anlaşmazlıkları, uluslararası terör ve göçmen sorunları ile boğuşmak zorunda kalmıştır. Geriden kalan 70 yıllık sürenin yaklaşık yarısını askerî yönetimler altında geçiren Pakistan, yönetim sistemi olarak parlamenter demokrasiyi benimsemiş olsa da bu sistemin ülkede sağlıklı biçimde işlediğini söylemek oldukça zordur.

Ülke, Pencap, Sind, Hayber Pahtunhva ve Belucistan olmak üzere dört eyaletten oluşmakta, ayrıca Afganistan sınırında bulunan aşiretler bölgesi ve Hindistan ile halen çözüme kavuşturulamamış Keşmir bölgesinin bir kısmı gibi yarı özerk statüye sahip bölgeler bulunmaktadır. Ülke parlamentosu 342 üyeli ulusal meclis ve 104 üyesi bulunan senatodan oluşmakta, ayrıca eyaletlerde seçimle işbaşına gelen üyelerin oluşturduğu eyalet meclisleri bulunmaktadır. Eyaletlerde seçimle işbaşına gelen eyalet başbakanının yanı sıra, merkezî yönetimi temsiler cumhurbaşkanı tarafından atanan bir eyalet valisi bulunmaktadır. Ülkede yönetim erki merkezî yönetim ile eyalet yönetimleri arasında paylaşılmış durumdadır.

2013 yılında yapılan ve Navaz Şerif’in liderliğini yaptığı Pakistan Müslüman Ligi-Navaz’ın (PML-N) kazandığı seçimlerle ilk kez bir sivil hükümet görev süresini tamamlamış, ancak Navaz Şerif’in 2017 yılında Panama Davası’nda hakkında alınan karar sebebiyle Pakistan Yüksek Mahkemesi tarafından görevinde alınması bu süreci bir kez daha akamete uğratmıştır. 2018 yılı Temmuz ve Eylül aylarında gerçekleştirilen seçimlerle yeni cumhurbaşkanı ve başbakan belirlenmiş ve göreve başlamışsa da, siyasî yapının güçlendirilmesi önümüzdeki süreçte ülkenin en çok ihtiyaç duyduğu şeylerin başında gelmektedir.

Ekonomik Durum

Pakistan, 200 milyonluk nüfusu, yüksek genç nüfus oranı, tarıma elverişli toprakları, uluslararası ticaret güzergahı açısından stratejik konumu ve daha pek çok olumlu özelliği bünyesinde barındırmasına karşın, henüz bu potansiyelini karşılayacak bir ekonomik yapıya sahip değildir. Uzun yıllardır devam eden iç karışıklıklar, siyasî istikrarsızlık, başta Keşmir meselesi olmak üzere Hindistan ile yaşanan sorunlar, komşu Afganistan’da devam eden işgal ve savaşların olumsuz etkileri, ABD tarafından gerçekleştirilen askerî operasyonlar ve doğal afetler sebebiyle Pakistan, diğer alanlarda olduğu gibi ekonomi alanında da beklenen sıçramayı gerçekleştirememiştir. Buna karşın ülke son on yılda ortalama %3.7’lik bir büyüme trendi yakalayarak 80’li ve 90’lı yıllardaki büyüme trendini sürdürmüştür. Ülkede işsizlik oranı resmî rakamlara göre %6 ise de, gerçekte bu oranın daha yüksek olduğu düşünülmektedir. Ülkenin en önemli sorunlarından biri olan yoksulluk ise ülke nüfusunun yaklaşık üçte birini kuşatmış durumdadır.

Pakistan’ın başlıca geçim kaynağı tarım ve tekstildir. İstihdamın %42’sini tek başına karşılayan tarım sektörü millî gelirin de dörtte birinin karşılandığı en önemli sektör konumundadır. Tarım sektöründen elde edilen başlıca ürünler buğday, pirinç, pamuk, sebze-meyve ve şeker pancarıdır. Hayvancılık da ülke açısından önemli geçim kaynaklarından biri olmakla birlikte, bu alanda kullanılan yöntemler sebebiyle et, süt, süt ürünleri ve yumurta üretimi yeterli seviyede değildir. Öte yandan yine hayvancılıkla ilişkili olarak halı-kilim dokumacılığı ve deri işlemeciliği yaygındır, olta balıkçılığı da kıyı bölgelerinde gelişmiştir.Tekstil sektörü, pamuk üretimi ile de paralel olarak ülke ekonomisinin can damarlarından birini teşkil eder ve ihracattaki başlıca kalemleri oluşturur. Ülkedeki sanayi sektörü büyük oranda tekstile dayalıdır.

Pakistan doğal kaynakları bakımından da zengin sayılabilecek bir konumdadır. Geniş bir alana yayılmış doğalgaz rezervleri dışında ülkede az miktarda petrol, düşük kaliteli de olsa kömür gibi enerji madenlerinin dışında demir, bakır, tuz ve kireçtaşı bulunmaktadır.

Ülkenin dış ticaret hacmi son yıllarda 70 milyar dolar seviyelerinde seyretmekte, bunun 20 ila 25 milyar dolarını ihracat, 40 ila 50 milyar dolarını ise ithalat oluşturmaktadır. 2017 yılında dış ticaret 21.9 milyar dolarlık ihracat, 48.5 milyar dolarlık ithalatla 70.4 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Başlıca ihracat kalemleri tekstil ürünleri, deri, pamuk, pirinç, buğday, tıbbî cihazlar, spor malzemeleri, kimyasallar, dondurulmuş balık ve çimento; başlıca ithalat ürünleri ise mineral yakıtlar, palm yağı, makineler, elektronik cihazlar, otomobil ve diğer taşıtlar, hurda demir-çelik, hurda gemi ve taş kömürüdür. Çin ihracatta %30’a yaklaşan, ithalatta %6-7 seviyelerinde seyreden payı ile Pakistan’ın en önemli ticaret ortağı konumundadır. Onu ihracatta %20’ye yaklaşan payı ile ABD izlerken, dış ticaretteki diğer ana aktörler Birleşik Arap Emirlikleri, Almanya, İngiltere, Endonezya, Suudî Arabistan, Afganistan ve İspanya’dır.

Türkiye ile İlişkiler

Türkiye ile Pakistan arasındaki ilişkiler, iki ülke ve toplumları arasındaki dinî, siyasî ve kültürel değerlerdeki yakınlığın da etkisiyle son derece olumlu ve güçlü bir düzeyde devam etmektedir. Hint Altkıtası’nın Türkiye’nin millî mücadele sürecine verdiği destek Türk halkı tarafından her zaman minnetle hatırlanmış ve Türk halkı da Pakistan halkının yaşadığı sıkıntılı süreçlerde her zaman büyük bir özveri ile onların yanında olmuştur. Toplumlar arasındaki bu kardeşlik bağları, Pakistan’ın 1947 yılında bağımsızlığını kazanmasının ardından, iki yeni devletin birbirleri ile olan ilişkilerinde de belirleyici rol oynamıştır. İki ülke arasındaki ilişkiler 1990’lı yıllarda başlatılan D-8 projesi ile daha da güçlendirilmiş, 2000’li yıllardaysa Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi kapsamında en üst seviyeye taşınmıştır. Bu kapsamda bugüne kadar imzalanan belge sayısı 60’ı geçmiştir. Öte yandan yine bu kapsamda sürdürülen işbirliği askerî sanayi ve güvenlik gibi alanlarda da hızla devam etmektedir.

İki ülke arasında bugüne kadar cumhurbaşkanları ve başbakanların katılımıyla onlarca üst düzey ziyaret gerçekleşmiştir. Son olarak Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan 2016 ve 2017 yıllarında Pakistan’a ziyaretlerde bulunmuş, 2016 yılında Navaz Şerif, 2017 yılında ise Şahid Hakan Abbasi başbakan sıfatı ile ülkemizi ziyaret etmişlerdir.

İki ülke arasındaki ticaret hacmi, ülkeler arasındaki yakın işbirliğine kıyasla yetersiz sayılabilir. 2007 yılında 688 milyon dolar olan toplam ticaret hacmi, 2011 yılında en yüksek seviyesine ulaşarak 1.086 milyar dolar olarak gerçekleşmiş, 2016 yılında ise 610 milyon dolarda kalmıştır. Uzun yıllar Pakistan ile dış ticarette açık veren Türkiye son dönemde ithalat-ihracat dengesinde artıya geçmiştir. Türkiye’nin Pakistan’a ihraç ettiği başlıca ürünler elektrikli cihazlar, inşaat demiri, hijyenik havlu ve bebek bezleri, elektrik transformatörleri ve sentetik filamentler, ithal ettiği başlıca ürünlerse pamuklu mensucat, etil alkol, polieterler, deri ve kösele giyim eşyası ve hazır giyim ürünleridir.

Müslümanların Durumu

Pakistan topraklarının bulunduğu coğrafya hicrî 1. yüzyılda İslam ordularının seferlerine konu olmuş ve bölgenin bir kısmı Emevîler döneminde fethedilmiştir. Ancak genel olarak Hint Altkıtası’nda İslamiyet’in yayılması, başta Gazneliler olmak üzere, 11. yüzyıldan itibaren bölgede hüküm süren Türk devletleri eliyle gerçekleşmiştir. Gazneliler’den sonra Delhi Sultanlığı ve Babür İmparatorluğu gibi büyük devlet tecrübeleri bu coğrafyada İslam medeniyet tarihinin en önemli tecrübelerinden birinin oluşmasına büyük katkı vermişlerdir.

Bu kadim coğrafyada kurulan yeni bir devlet olarak Pakistan’ın fikrî temelleri, İngiliz sömürge yönetimi altında yaşayan Müslümanların kendilerine ait yeni bir devlet arayışına dayanmaktadır. Başta Muhammed İkbal olmak üzere dönemin önde gelen Müslüman fikir ve siyaset insanları, bu süreçte aktif rol almışlardır. Bugün 200 milyonu aşkın nüfusu ile Pakistan, nüfusun çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu ülkeler sıralamasında Endonezya’dan sonra ikinci sıradadır. Buna 1971 yılında Bangladeş adıyla bağımsızlığını ilan eden ve bugün 160 milyonu aşkın nüfusa sahip olan Doğu Pakistan’da dahil edildiğinde bu sayı 400 milyona yaklaşmaktadır.

Günümüzde Pakistan nüfusun %97’sinin Müslüman olduğu tahmin edilmektedir. Ülkede az sayıda Hindu ve Hristiyan da yaşamaktadır. Müslümanların büyük bir kısmı Hanefî mezhebine mensup olmakla birlikte, ülkede ciddi bir Şiî nüfus da bulunmaktadır. Toplumsal ve kültürel açıdan oldukça etkin olan Şiîlerin Müslüman nüfus içindeki oranlarının %10-15 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Pakistan’da İslamî hareketler ve tarikatler de oldukça yaygındır. Bunların başında Diyobendîlik, Cemaat-i Tebliğ ve Cemaat-i İslamî gelir.

Diğerleri