Yükleniyor...
Tarihte Araplar

Tarihte Araplar

27 Ocak 2014

Eser Adı: Tarihte Araplar

Yazar: Bernard Lewis, Tarihte Araplar,

Yayın Evi: Ağaç Kitapevi

 

1950 yılında Bernard Lewis tarafından kaleme alınan Tarihte Araplar/The Arabs in History kitabı Türkiye’de 1979 yılında Edebiyat Fakültesi Basımevi tarafından yayımlandı. Bu çalışma Hakkı Dursun Yıldız tarafından Türkçeye çevrildi. Benard Lewis yaptığı bu çalışma için “Bir Arap tarihi olmaktan ziyade, tarihî olayların bir tefsir denemesidir.” demiştir. Arapların tarihteki yeri, kimliği, başlarından geçen olayları, uygarlık tarihindeki yerleri ele alınarak incelenmiş, Arap olmayanlarla Arapların ilişkisine değinilmiştir. İslamiyet’in ilk dönemi, geniş bir yayılmacı politika izlemeleri, Batı’yla tanışmaları, Batı’nın dünyaya açılmasından sonra Arap gücünün azalmasını anlatmaktadır. Lewis kitabında sade, anlaşılır bir dil kullanmış, binlerce yıllık Arap tarihini kendince yorumlayarak özetlemiştir.

Öncelikle İslamiyet’ten önce Arabistan ve Arap kimliğinin tanımı1 ile başlayan çalışma, Arap dünyasının tarihte ve günümüzdeki yerini ele almaktadır. Yazar, Arap tarihindeki olayları kendi bakış açısıyla yorumlamakta ve tarihî vesikalar olmasına rağmen olayların seyrini sadece Batılı yazarlar üzerinden aktarmaktadır. Yazar haklı olarak Avrupalı yazarların İslam tarihiyle ilgili eser hazırlamalarının zorluğundan ve Batı kültürüne ait olan terimlerle Arap dünyasını tahlil etmelerinin yanlışlığından bahsetmektedir. Mesela Ortaçağ’da kilise ile devlet, uhrevi ile dünyevi, ruhbani ile laik gibi ikili kavramların Arap toplumlarında karşılığının olmadığına değinmiş, Araplar için din devlet birliğinin birbirinden ayrılmayacak bir bütüne tekabül ettiğinden söz etmiştir. Toplumlar arasında değerlendirme yapılırken toplum şekillerinin tarif edilmesine dikkat çekmiştir. Buna rağmen kitap içerisindeki olay aktarımlarında Batılı tabirleri Lewis de kullanmakta ve örneklendirme yapmaktadır. Bunlardan bazıları Ömer bin Abdülaziz zamanındaki uygulamalarda laikliğe değinmekte, Emevi ve Abbasi dönemlerinde İspanya ve Sicilya’nın alınmasından sonraki durum için kolonizasyon2 terimini kullanmaktadır; veyahut da İsmaililerin kendi içlerindeki uygulamalarını komünizmle özdeşleştirmektedir.3

Lewis, Arap topraklarında öncesinde ileri yerleşik medeniyetlerin olduğundan bahsederken sonrasında nüfusun çoğunu çoban ve göçebe olarak tarif etmektedir. Muhammed Hamidullah, Ali Şeriati ve daha nice akademisyene göre Araplar Sami topluluklar içinde, geçmişi en eskilere dayanan bir ulustur. 1.500 yıllık bir süre geçmesine rağmen Araplar ne kelime hazinesi ne dilbilgisi ne de cümle yapısı bakımından bugünkünden farklıdır. Mekkeliler göçebe insanlar değil, iki bin yıldan beri yerleşik bir hayat süren, en büyük uğraşları sadece kervan ticareti olan bir halktır.4

Bernard Lewis’in Araplar ve Ortadoğu hakkındaki yorumlarına en ciddi eleştiriler ise Edward Said’den gelmiştir. Said’in çağdaş bir Oryantalist olarak tanımladığı Lewis İslam’ın Dönüşü kitabında şunu söyler: “Eğer Filistinli Araplar topraklarının İsrailliler tarafından işgaline karşı çıkıyorlarsa İslam geri dönmektedir. Lewis, Müslümanların bu direnişini İslam’ın gayrı İslami olana karşı savaşı olarak adlandırmaktadır.”5

Lewis’in Arap dili ve edebiyatı hakkındaki görüşleri de tartışmaya açıktır. Çünkü Lewis bu dilin İslam’dan sonra geliştiğini belirtir. Arap şiirinin şarabı, aşkı, savaşı, avcılığı, dağların ve çölün korkunç manzaralarını, kabilelerin savaşla ilgili diğer hükümlerini ve düşmanlarının alçaklıklarını dile getirdiğine yer verirken Arap dilinin kapsayıcılığını arka plana itmektedir.

İbrahim Kalın, popüler kültür ürünlerinde “Araplar şiddet ve şehvet düşkünü; kanundan, nizamdan anlamayan, medeniyetten nasibini almamış kalabalıklar olarak tasvir edilmektedir.” der. Bu muhayyel Doğulu, Doğu’nun gerçeklerinden çok Batı’nın zihnindeki güç, şiddet ve şehvet güdülerini sembolize etmektedir. Fakat kimse bu soyutlamanın aslında tersinden bir öykünmenin, bir süblimasyonun sonucu olduğunu görmek istemiyor. Asıl tehlikeli olan, bu yaklaşımın siyasete ve dış politikaya da sirayet etmiş olmasıdır. Bush döneminde neo-konların terörizmle mücadeleyi meşrulaştırmak, yaptıkları işgalleri ve hukuk dışı uygulamaları haklı göstermek için en sık kullandıkları argüman, Arapların ancak şiddetin dilinden anlayan bir kitle olduğuydu. Karşınızdaki düşman irrasyonel bir aktörse, kullanacağınız yöntemlerin de irrasyonel olmasında mahzur yok demektir. Bush’un politika yapıcıları böyle düşündükleri için en yıkıcı yöntemlere başvurmaktan, ellerindeki gücü hoyratça kullanmaktan kaçınmadılar. Amerikan neo-konları arasında fikrisabit haline gelen bu düşüncenin arkasında Dick Cheney’e akıl hocalığı yapmış Bernard Lewis bulunmaktadır.6

Filistin-Nablus 1940, Eski Şehir’den bir sokak görüntüsü Kaynak: Amerikan Kongre Kütüphanesi

Arap toplumlarının gelişme göstermediğinden bahseden Lewis, diğer dinlerle Müslümanların ilişkilerini problemli yansıtmaktadır. Örneğin yetenekli Yahudilerin Medine’de kıskanıldığı için barındırılmadığını7 yazmakta ve Yahudiler ile Müslümanlar arasındaki anlaşmaların tarihî arka planına değinmemektedir. Ayrıca İslam’ı ve Arapları anlatırken bilinçli bir yönlendirmede bulunmaktadır. Müslümanlardan istilacı olarak bahsetmesi, Medine’de yaşayan Yahudi kabilelerin Müslümanlarla aralarındaki anlaşmaya rağmen ihanet etmeleri sonucu gelişen olaylara değinilmemesi, tarafsız bir bakışın kullanılmadığını göstermektedir. Bir bilim adamının taraflılığını Edward Said şu şekilde tarif eder: “Hiç kimse bilim adamını hayatın şartlarından, (bilinçli yahut bilinçsiz olarak) bir zümreye dâhil oluşundan, birtakım inançlara, içtimai bir mevkie sahip oluşundan, yahut hani sadece bir toplumun mensubu olmak gibi bir faaliyetten bağımsız kalacak bir yöntem icat etmiş değildir. Çünkü bilginin onu üreten kişiden daha çok değil de daha az tarafgir olması diye bir şey vardır. Ama bu bilgi otomatik olarak siyaset dışı bir şey olmaz.”8

Diğer taraftan Lewis, kitabının ilk baskısında İslam toplumlarının kaynaklarından biri olan hadis vesikalarının şüpheciliğinden bahsetmekte ve Hz. Muhammed’in hayatı ve ataları ile ilgili çok az bilginin günümüze ulaştığını belirtmektedir. Oysa hadisler Müslümanlar tarafından Kur’an’dan sonraki norm veya normların kaynağı olarak görülür. Araplar, hadislerin günümüze kadar ulaştırılması konusunda diğer kültürlerde eşine pek rastlanamayacak aktarım bilinciyle hareket etmişler ve isim isim tüm hadisler için referans bildirmişlerdir.

Tarihte Araplar adlı eser Batı’da siyasi ve tarihî alanda önemini muhafaza ediyorsa da Arap dünyasının içine girmeden dışarıdan yorumlanmış havasını okuyucudan ustalıkla gizleyebilmektedir. Batılı bir gözle yazılmış olan bu eser özellikle Müslüman Araplar ile Müslüman olmayan Arapların (Zımmiler) ilişkileri üzerindeki yorumunda Müslüman hükümetlerin Zımmilere uyguladığı anlayışlı politikalar üzerinde yine de mübalağaya girilmemesi konusunda uyarıda bulunmayı uygun görmektedir.9

Lewis kitabında “Arapların sahip olduğu dinin Helenizm ile temasa geçtikten sonra yeni ve zengin bir kültüre döndüğü, bu sebeple geliştiği ve ilerlediği” vurgusunu10 ara ara işlemektedir. İslam’ın aynı anda hem Yahudi-Hıristiyan hem de Seküler Batı’nın tarihî ve modern ötekisi olarak kurgulayan Lewis, sorunun köklerinin İslam’ın temel dinî ve hukuki öğretilerinde olduğunu, zira bu kaynakların çatışmacı ve mütehakkim bir dünya düzeni öngördüğünü ileri sürmektedir. İslam, kendi dışında meşru bir dinî kültürel alan kabul etmez. Bu sebeple de Lewis’e göre İslam tarihi, dinî ve kültürel olarak ötekini tahakküm altına alma tarihinden ibarettir.11

Lewis’in kitapta kaleme aldığı “İslam İmparatorluğu” bölümünde, iktidarların gücü elde etmede bir araç olarak kullandıkları İslam dini, tarihte var olan İslam devletlerinin birbirine üstünlük çabalarını ölümcül çatışmaların sebebi olarak da göstermektedir. Aslında dikkat edilmesi gereken; devletlerin yapısı günden güne değişmektedir, devletler kendilerine ait yeni idari yapı arayışları içine girmektedir ve büyüyen toprakları kontrol edememektedir. Yeni bir yönetişim arayışı kitapta her şekilde mezhepsel çatışmalar çerçevesinde incelenmektedir.

Tüm bunların yanında Arapların tarihteki başarılarını kaleme alırken de ustalıkla cümle aralarına yerleştirilen manipülatif kelimeler dikkatlerden kaçmamaktadır. Haritalarla Arap tarihinin her dönemini kitabına yansıtan Lewis, Arapların ticaret hayatındaki girişkenliğini de işlemektedir.

Kitabın son bölümünde Osmanlıların elinden çıkan Arap topraklarından bahsederken İngiltere, Fransa ve İtalya’nın bölgedeki yıkıcılığına pek dokunmamaktadır. Tüm Ortadoğu’yu etkileyen İsrail’in bölgedeki kuruluşuna ise basit bir şekilde değinmektedir.

Sonuç olarak 1950 yılında kaleme alınan bu eser, Arapların tarihini milliyetçi bir bakış açısıyla ele almakta ve sahip oldukları dini belli bir zümreye sıkıştırarak onların benimsediği dini özneleştirmektedir. Kitabı okurken Arapların tarihini akıcı dille anlatan bir tarihçinin yanında olayları ve süreci kendince yorumlayarak okuyucuyu

yönlendirmeye dikkat eden bir yazarla karşı karşıya kalınıyor.

 

Sonnotlar

1 Arap terimi ilk defa MÖ IX. yüzyılda ortaya çıkar ve Kuzey Arabistan çölündeki Bedevileri tarif için kullanılır. Adı geçen terim, İslam fetihlerinden sonra ve Arap İmparatorluğu devrinde, Arapça konuşan idareci fatihler sınıfını hâkimiyet altına alınmış kavimler kütlesinden ayırt eder. Arap fatihlerinin Araplaşmış kütlelerle kaynaşması ve başka idareci unsurların müşterek tabiiyeti altına girmesi neticesinde, Arap kelimesi milliyet muhtevasını yavaş yavaş kaybederek asli Arap yaşayış tarzı ve dilini diğerlerinden çok sadakatle korumuş olan göçebeleri tavsif eden bir sosyal terim olmuştur. Batı tesiri altındaki yorum ise Arapça konuşan halklar müşterek ülke, dil ve kültürün, müşterek siyasi istiklal iştiyakının birleştirdiği Avrupai manada bir millet veya kardeş milletler topluluğu olduğudur. Bernard Lewis, Tarihte Araplar, İstanbul: Edebiyat Fakültesi Basımevi, 1979, s. 11-12.
2 Lewis, Bernard, s. 143.
3 Lewis, Bernard, s. 133.
4 Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, İstanbul: Beyan Yayınları, 2008, s. 36-37.
5 Edward Said, Oryantalizm, İstanbul: Pınar Yayınları, 1989, s. 179.
6 İbrahim Kalın, Bitmeyen Oryantalizm, 13 Şubat 2010, http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ibrahim__kalin/2010/02/13/bitmeyen_oryantalizm
7 Lewis, Bernard, s. 43.
8 Said, Edward, s. 26-27.
9 Lewis, Bernard, s. 113.
10 Lewis, Bernard, s. 218.
11 İbrahim Kalın, İslam ve Batı, İstanbul: İSAM Yayınları, 2007, s. 140.