Yükleniyor...
Toprağımızın Kokusu, Filistin ve İsrail’in Sesleri

Toprağımızın Kokusu, Filistin ve İsrail’in Sesleri

18 Kasım 2014

toprağımızın kokusu

  •  
  • Kitap adı: Toprağımızın Kokusu Filistin ve İsrail’in Sesleri
  •  
  • YazarKenize Mourad
  •  
  • Yayın evi: Everest Yayınları
  •  
  • Yayın Yılı: Mart 2011
  •  

 

 

 

 

2002 yılının Mayıs ayında bir dizi röportaj yapma vesilesiyle bir akşam vakti vasıl olduğu Kudüs’te, odasının balkonundan şehre bakarken “Osmanlı zamanından kalma mazgallı yüksek duvarların ardında, kiliselerin ve büyük camilerin yüksek minareleri seçiliyor; hemen yanı başında Davud yıldızını taşıyan mavi beyaz bayraklar dalgalanıyor.”(s. 9) şeklinde ilk gözlemlerini aktaran kişi, sürgün Osmanlı ailesinden V. Murad’ın torunu Selma Sultan’ın kızı Kenize Mourad’dır. Kenize Mourad bu ziyareti esnasında gazeteci kimliği ile Filistin ve İsrail tarafından 30’un üzerinde kişiyle görüşerek hikâyelerini kayda geçirmiş. Bu röportajlar Türkiye’de ilk baskısı 2004 yılında, dördüncü baskısı 2011 yılında yapılan Toprağımızın Kokusu, Filistin ve İsrail’in Sesleri isimli çalışmada okuyucuyla buluşmuş.

Batı Şeria ve Gazze ile İsrail işgali altındaki toprakları adım adım gezme imkânı bulan Mourad, kendi bağlarındaki zeytinleri toplamaları engellenen, bağlarını bahçelerini bırakıp üç kuşak mülteci kamplarına sıkışmış bir hayat yaşamak zorunda bırakılan, gece yarısı evleri basılan, genç yaştaki çocuklarını İsrail saldırıları sonucu kaybeden, İsrail hapishanelerinde işkence gören, günlük hayatları barikatlarla bölünen, çocukluklarının yegâne hayali “evlerine askerlerin gelmemesi” olan, İsrail’in kendilerine “lütfettiği” ölçüde su ve elektrik kullanabilen ve yine “lütfedilen” saatlerde sokağa çıkabilen, yerleşimlerin etrafında oyun oynadıkları için kurşunlara hedef olan ve sonunda bir kısmı, tüm bu işgale karşı şahsi olarak ortaya koyabilecekleri en kayda değer tepkinin “intihar eylemi” olduğu kararıyla hayatlarına son veren, Filistinlilerin hikâyelerini aktarıyor.

Kenize Mourad, Filistinlilerle yaptığı görüşmeler sırasında barikatlarda bekleme, yolların kapanması, elektrik kesilmesi, yerleşimci terörü, keyfî saldırılar gibi Filistin halkının yaşadığı sıkıntıların bir kısmına bizzat şahit olmuş. Filistinlilerin yaşadıklarını yalın bir gerçeklikle uzun uzun paylaşan Mourad’ın çalışmasını bu aşama bir adım daha öteye taşıyan ise, belki de gerek işgalci zihniyete sahip olan gerekse kısmi olarak işgali haksız bulan İsraillilerin dünyasına dair bir kapı aralaması. Zira Mourad’ın İsraillilerle yaptığı görüşmelerden yola çıkarak İsrail vatandaşlarının işgali, gaspı ve Filistinlilere yönelik şiddeti nasıl meşrulaştırdıklarını görmek mümkün. İsrail halkının önemli bir kesiminin kendilerini o toprakların sahibi olarak gördükleri, o toprakların kendilerine Tanrı tarafından vadedilmiş olduğuna ve Siyonizm’in tüm Yahudileri İsrail’e davet ettiğine inandıkları görülüyor. Nitekim Mourad’ın görüşmelerinde sıklıkla duyduğu “Arapların bu topraklarda ne işi var? Gitsinler canım başka Arap ülkelerine, yer mi yok?”(s. 306), “Yüzlerce yıldır burada yaşasalar da bu toprakların bize ait olduğunu kabul etmek zorundalar. Bu toprakları bize Tanrı verdi.”(s. 61), “Benim ülkem Akdeniz’den Ürdün Vadisi’ne kadar uzanıyor… Bir sürü Arap ülkesi var, gitsinler orada yaşasınlar!”(s.175) şeklindeki keskin ifadeler, İsrail halkının önemli bir kısmının işgali sorgulamak bir yana Arapları bu topraklarda fazlalık olarak gördüklerine işaret ediyor. Daha da ötesinde Mourad, bir kesimin “Bir Filistin halkından söz etmek aldatmacadan başka bir şey değil.”(s. 54) şeklinde düşündüğüne de tanıklık ediyor.

Mourad’ın Pisgat yerleşiminde yaşayan bir doktora, “Bütün Yahudilerin İsrail’e dönmesi mümkün olabilir mi? Yer var mı?” mealinde bir soru yönelttiğinde aldığı cevap, “Dağlar ne güne duruyor! Mezmurlar’da insanlar döndüğünde dağlar uzayacak diye bir söz var. Dağlar tıraşlanıp üzerlerine inşaat yapılabilir. Bunu yapmaya başladık zaten. Kudüs civarındaki Yişuvlar bu şekilde gerçekleşti.”(s. 59) oluyor. Aynı şahsa neden Fransa’yı bırakıp İsrail’e geldiği sorulduğunda verdiği yanıt ise şöyle: “Muhafazakâr olmasam da dinimin vecibelerini yerine getirmek günlük yaşantımda sorunlara yol açıyordu. Yahudi bayramlarını kutlamak, Şabbat nedeniyle cumartesi günleri çalışmamak, çocukları okula göndermemek gibi…  İnsan dininin gereklerini yerine getirecekse bunu en iyi İsrail’de yapabilir…”(s. 52).

“Vadedilen topraklar” miti dünyanın dört bir yanından Yahudileri İsrail’e çekerken bir paranoya atmosferinin pompalandığı da kitapta net bir şekilde görülebiliyor. İntihar eylemleri ve bombalı saldırılar nedeniyle günlük hayatlarının etkilendiğini, otobüse binemediklerini, alışveriş merkezlerine, kafelere ve diğer toplu mekânlara gidemediklerini ifade eden İsrailliler, bu paranoyadan beslenmekteler. Pompalanan “Arap terörü” paranoyası, Filistinlileri çaresiz bırakan ve fütursuzca uygulanan bir şiddetle karşı karşıya getiren asıl terör olan işgali sorgulamazken Filistinlilere yönelik şiddeti teşvik ediyor. Paranoya atmosferine göre; tehlike altında olan İsrail halkı(!) Arap terörüne karşı kendini savunmalıdır.

Mourad, İsrail’de yaşamalarına rağmen muhalif olan bazı İsrail vatandaşları ile de görüşmüş. Savaşmayı reddedenler hareketinden eski bir İsrail askerinin itirafı şöyle: “En dehşet verici deneyim de gece yarısı bir eve girdiğinizde, onları uyurken en mahrem yerlerinde bastığınızda, küçücük odalarının içinde yataklarının üstünde koca postallarınızla yürüdüğünüzde, evlerini aramaya başladığınızda, insanların size bakışı: Ağlayan, kendilerini canavarlardan koruyan annelerine sarılan küçük çocuklar. Hemen hemen her İsrail askeri bunun kötü bir şey olduğunu bildiğini ama aynı zamanda başka çarelerinin olmadığını söyler.”(s. 95). İsrail toplumunda yaşayan ve düzenin bir parçası olduğu halde işgali sorgulayan bireylerin düşünceleri de kitapta yer buluyor. Filistinlilerin yanı sıra gerek radikal İsraillilerin gerek bazı muhalif İsraillilerin görüşünün kitaba yansıyabilmesinde Kenize Mourad’ın Fransızca konuşan Batılı görünümlü bir gazeteci olmasının da etkili olduğu söylenebilir. Toprağımızın Kokusu, Filistin ve İsrail’in Sesleri 12 yıl öncesinde kaleme alınmış olsa da Filistin coğrafyasında halen süregelen dramın insani boyutunu çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Son olarak tekrar Osmanlı ailesi mensubu Kenize Mourad’a ses verelim: “Filistin köylerinin tek tük yanan ölgün ışıklarıyla uçsuz bucaksız bir tiyatroyu çağrıştıran İsrail tarafının canlı ışıkları arasındaki tezat o kadar çarpıcı ki…”(s. 243).