Yükleniyor...
Türkiye Dünyanın Neresinde? Hayali Coğrafyalar, Çarpışan Anlatılar

Türkiye Dünyanın Neresinde? Hayali Coğrafyalar, Çarpışan Anlatılar

10 Ekim 2016

Kitap adı: Türkiye Dünyanın Neresinde? Hayali Coğrafyalar, Çarpışan Anlatılar

Editörler: Murat Yeşiltaş, Sezgi Durgun, Pınar Bilgin

Yazarlar: Murat Yeşiltaş, Sezgi Durgun, Pınar Bilgin, Gencer Özcan, Lerna K. Yanık, Ebru Thwaites Diken, Behlül Özkan, Emre Erşen

Yayın Tarihi ve Yayınevi: 2015, Koç Üniversitesi Yayınları

Sayfa Sayısı: 272

 

 

Bu kitap özellikle Türkiye’de popüler olan güvenlik merkezli klasik jeopolitik yaklaşımı, eleştirel jeopolitiğin yöntemleriyle analiz eden kapsamlı bir çalışmadır. Türkiye’de hâkim olan devlet merkezli klasik jeopolitik anlayışın ve coğrafi kalıpların bir ideoloji haline getirilerek kutsallaştırılmasına karşı çıkan bu çalışma, dokuz makaleden oluşmaktadır. Devlet, ordu, dış politika söylemleri, okul kitapları ile film ve roman gibi popüler kültür ürünlerinde coğrafi algı kalıplarının nasıl “jeopolitik dogma”lara dönüştüğünü gösteren çalışmada, bu dogmaların siyasetin sınırlandırılmasına yol açtığı öne sürülmüştür. Eleştirel jeopolitik perspektifiyle bir araya gelen yazarlar, sınırlanan siyasetin karşısına farklı alan ve seçeneklerle çıkmaya çalışmışlardır.

Murat Yeşiltaş ve Sezai Durgun’un kaleme aldığı kitabın giriş makalesi olan “Coğrafya ve Jeopolitiği Tartışmak: Eleştirel Bir Değerlendirme” adlı makalede, eleştirel jeopolitik perspektiften yararlanılarak klasik jeopolitiğin sorunları teorik bir dille analiz edilmiştir. Pek çok aktör tarafından jeopolitiğe bir “ilim” sıfatı verilmesi ve bu sayade politikaların meşrulaştırılması, çeşitli sorunları beraberinde getirmiştir. Bu makalede ve kitabın genelinde hâkim olan en önemli eleştiri, siyasetin jeopolitik karşısında sessizleştirilmesidir. Yani gerçekte siyasal olan meselelerin jeopolitik kodlamalarla siyaset üstü kabul edilmesidir. Türkiye’deki klasik jeopolitik yaklaşım çok taraflı ve çoğulcu bir düşünce yapısı ile hareket etmemektedir. Genelde devlet merkezli bir anlayışa sahip olan gruplar, jeopolitik konusunda akıl yürütmüşlerdir. Onlara göre jeopolitiğin tek değişmez bileşeni coğrafyadır. Coğrafya, doğal ve değişmez bir gerçekliktir. Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasal coğrafya, bir meşrulaştırma aracı olarak politikanın önüne bir engel gibi çıkarılır, vurgusu yapılmıştır.

Pınar Bilgin’in kaleme aldığı “Türkiye’de Jeopolitik Dogma” adlı makalede; Türkiye’nin iç ve dış siyasetinde etkili olan güvenlik eksenli “jeopolitik dogmaların” nasıl kutsallaştırıldığı anlatılmaktadır. Yazar; Kemalist jeopolitik, Türkçü-Milliyetçi jeopolitik ve İslamcı-Muhafazakâr jeopolitik olarak üç farklı modelden bahseder. Bu üç modele, üç önemli klasik jeopolitikçi örneği verir: Suat İlhan, Muzaffer Özdağ, Ahmet Davutoğlu. Bu üç model ve ismin jeopolitik tahayyülü meşrulaştırmak için kullandıkları söylemler farklı olsa da ortak noktaları coğrafyanın ülkelerin kaderlerini belirlediğine dair yaptıkları vurgudur.

Murat Yeşiltaş’ın “Coğrafya Kaçınılmadır: Militarizm, İstisnacılık ve Türkiye’de Ordu Merkezli Jeopolitik Zihniyetin İnşası” makalesi; Başbuğ, Büyükanıt ve Koşaner’in Genelkurmay Başkanlığı’na getirildikleri gün yaptıkları benzer konuşmalarla başlamaktadır. Birbirlerinden farklı yaklaşımlara sahip oldukları bilinen bu üç genelkurmay başkanı, Türkiye’nin zor bir coğrafyada bulunduğu ön kabulüyle, bu zor coğrafyanın güçlü muhafızlara ihtiyacı olduğu söylemini dile getirmiştir. Coğrafyanın kaçınılmazlığına atıf yapılarak Türkiye’nin istisnalığından ve hiçbir ülke ile mukayese edilemeyeceğinden bahsetmişlerdir. Askerler açısından bir devlet yönetme zihniyeti olarak anlaşılan jeopolitik, bir meşrulaştırma aracıdır. Yeşiltaş, ordunun bu zihniyetini “jeopolitikleştirme” olarak tanımlamıştır. Yeşiltaş’ın değindiği bir diğer konu ise, Türkiye’deki klasik jeopolitikçilerin Mackinder ve Spykman’in haritalarına fazlasıyla atıf yaptıklarıdır. En önemli klasik jeopolitikçiler olarak kabul edilen bu iki ismin söylemleri ve haritaları Türkiye jeopolitiğinin önemini artıran bir başka meşrulaştırma aracı olarak kullanılmaktadır. Ancak yazarın iddiası, Türkiye’de kullanılan bu haritaların gerçeğinden oldukça farklı olmasıdır.

Okullar, toplumun zihinsel inşası ve dönüşümü için devletin en önemli unsurlarından biri olarak kabul edilir. Sezgin Durgun, bu noktadan yola çıkarak “Okul Coğrafyasında Türkiye Anlatılarının İnşası ve Bugünü” makalesinde okullarda verilen coğrafya eğitimini, jeopolitik bir ifadeyle açıklamaya çalışmıştır. Okul coğrafyasındaki Türkiye anlatılarında değişmeyen temel söylem; Türkiye’nin sahip olduğu hassas coğrafya ve iç-dış düşmanların sürekli tehdit olarak yer alması sebebiyle güçlü bir ordunun gerekliliğidir. Durgun, iktidar değişimlerinin coğrafi anlatılarda da değişiklikler meydana getirdiğini belirtmiştir. Örneğin 1940’lı yıllarda Türkiye’deki okul coğrafyası kitapları Türkiye’yi bir “köprü ülke” olarak konumlandırırken, 2000’lerin ortasından itibaren iktidarın siyasi duruşunu da yansıtan “merkez ülke” metaforu ön plana çıkartılmaya başlanmıştır. Yazar, okul coğrafyasının devleti yönetenlerin jeopolitik zihniyetlerini yansıttığını dile getirmiştir.

Gencer Özcan’ın “Türkiye Siyasetinde Jeopolitik Söylem” adlı makalesinde; jeopolitik söylemin bir iktidar pratiği haline geldiği belirtilerek bu durumun güvenlik odaklı bir bakışla özgürlüklerin kısıtlanmasına neden olduğu söylemi üzerinde durulmuştur. Jeopolitik konusu genelde dış politika ve bölgesel sonuçlar odaklıyken, Özcan’ın makalesinde askerlerin sahip olduğu jeopolitik söylemin Türkiye demokrasisine olan etkisi ele alınmıştır. Jeopolitik, Türkiye’de güvenlik karşısında özgürlüklerin askıya alınmasında önemli bir araç olarak lanse edilmiştir.

Lerna Yanık’ın kaleme aldığı “Türkiye’ye Popüler Jeopolitikle Bakmak: Çarpışan Mekânlar, Değişen Simgeler, Çatışan Kimlikler” adlı makalede jeopolitik, popüler kültür öğeleri ile açıklanmaya çalışılmıştır. Türkiye ile ilgili farklı jeopolitik tahayyüllerin varlığına dikkat çekilirken, bu tahayyüllerin belli dönemlerde popüler kültür üzerinden etkinlik kazandığı dile getirilmiştir. Yazar, Kurtlar Vadisi Irak filmi, Fatih Akın ve Orhan Pamuk gibi isimlerin eserlerinden yola çıkarak bir jeopolitik okuma yapmıştır. Bu eserlerin temsil ettiği kimliklerin veya ideolojilerin önemli farklılıklara sahip olduğu gözlemlenmiştir. Kurtlar Vadisi Irak, dönemin siyasi elitleri ile paralel bir düşüncede, Ortadoğu’da düzen kurucu bir ülke modelini popüler kültür aracılığıyla pekiştirmektedir. Fatih Akın ve Orhan Pamuk’un eserlerinde ise Türkiye’nin çok kültürlü kimliğine atıf vardır. Özellikle İstanbul’u ele alan eserlerde melezlik ve eşiksellik düşüncesi dikkat çekmektedir. Kurtlar Vadisi Irak filminde yansıtılmaya çalışılan Türkiye’nin homojen görüntüsü, Akın ve Pamuk’un eserlerinde çok farklı ele alınmıştır. Çok dinli, çok dilli, çok etnili mekânlar ve Türkiye’nin Doğu ile Batı, Avrupa ile Ortadoğu arasında kalmışlığı fikri üretilmeye çalışılmıştır. Yanık, bu popüler kültür anlatılarını çok akıcı ve dikkat çekici bir şekilde aktarmayı başarmıştır.

Türkiye’deki farklı kesimlerin Avrasya coğrafyasına bakışını jeopolitik açıdan inceleyen Emre Erşen, “Türkiye’deki Avrasya Yorumları: Formel, Pratik ve Popüler Jeopolitik Yansımalar” adlı makalesinde ilginç sonuçlar elde etmiştir. Özellikle Soğuk Savaş sonrası Türk dış politikasında önemli bir yer edinmeye başlayan Avrasya coğrafyası üç farklı şekilde idealize edilmiştir. 2000’ler sonrası askerî çevreler, Avrupa Birliği reformlarına karşı Avrasya’yı alternatif bir alan olarak görmüşlerdir. Türkiye’yi merkez ülke olarak değerlendiren AK Parti’nin jeopolitik yaklaşımı Avrasya’yı bir Osmanlı mirası olarak tanımlamıştır. Milliyetçi çevreler ise Avrasya’yı bir Türk jeopolitiği olarak idealize etmişlerdir. Kitabın geneline hâkim olan; ideolojiyi jeopolitikle meşrulaştırma, bu makalenin de özünü oluşturmaktadır.

Kitap, konusu ve dili itibarıyla hem uluslararası ilişkiler okuyucularına hem de diğer disiplinlerden okuyuculara hitap etmektedir ancak jeopolitiğe dair ön bilgisi olan okuyucular tarafından daha rahat okunabilir. Jeopolitiğe farklı açılardan yaklaşan bu çalışma, konu ile ilgilenenler için oldukça ayrıntılı bir bilgi ve kaynakça sunmaktadır. Tematik olarak makaleler birbirinden ayrı olarak değerlendirilebilir ancak genel olarak birbirlerini tamamlamaktadırlar. Çalışma, farklı açılardan yaklaşarak Türkiye’deki hem klasik jeopolitik anlatıyı ortaya koymuş hem de eleştirel jeopolitik bir söylemle yeni bir kapı aralamıştır. Bu noktada kitabın giriş bölümünde belirtilen amaca ulaşılarak özgün bir çalışmanın ortaya çıktığını söylemek mümkündür.